Zeytindağı

Remzi Can ÖZTÜRK

“...Falih Rıfkı’nın son eseri Zeytindağı, Cumhuriyet devri edebiyatının en büyük hadiselerinden birini teşkil etti.” Y.Kadri KARAOSMANOĞLU

Terör, direniş, devrim, savaş, katliam, gözyaşı, kin, nefret... Dimağımızda olumsuz çağrışımlar yapan, birbiri ardınca sıraladığım bu kelimelerin hiç de yabancı olmadığı bir coğrafya... Adı Ortadoğu.

Asırlardan beridir aynı kısır döngü içinde birbirine kırdırılan Ortadoğu halklarının, sancağı altında 400 küsur yıl huzur bulduğu bir imparatorluk... Adı Osmanlı.

Yavuz Sultan Selim Han’ın Halifelik arzusu ile devletin yönünü doğu istikametine çevirmesi, Osmanlı ile Ortadoğu ve Kuzey Afrika topraklarının vuslatını kaçınılmaz hale getirdi. Bu vuslattan Osmanlı ağzına kadar dolu bir hazine ile birlikte İslâm dünyasının liderliğini; Ortadoğu ve Kuzey Afrika ise istikrarı ve huzuru elde etti. “Osmanlı” olmanın dünya üzerinde sayılı imtiyazlardan olduğu dönemlerde pekâlâ sorunsuz devam eden bu birliktelik, daha sonraki yıllarda Osmanlı devletinin duraklama ve gerileme dönemlerindeki inişli-çıkışlı grafikleriyle paralellik gösterecek şekilde sürdü. Bu dönemde önce Coğrafi Keşifler, sonrasında Fransız İhtilâli ve Sanayi Devrimi gibi dünya üzerinde kurulacak yeni nizamın temelini teşkil eden hadiselere Osmanlı Devletinin ayak uyduramaması, imparatorluğun pek çok bölgesinde devlet otoritesinin sarsılmasına ve varlığının sorgulanmasına sebebiyet verdi. Yeraltı zenginlikleri ve tarihi önemi itibariyle emperyalist devletlerin iştahını kabartan Ortadoğu ve Kuzey Afrika toprakları dönemde tekrar ilgi odağı haline geldi ve kargaşalarla dolu bir dizi hâdiseye gebe seneler başladı. Kimi yerde fiilen, kimi yerde resmen gerçekleşen bir kopuş başlamıştı. İşte, Osmanlı Devleti adına o coğrafyada dönemin en kudretli şahsiyetlerinden biri olan Cemal Paşa’nın emir subayı sıfatıyla, bu olayları askeri ve içtimai yönleri ile beraber yakından müşahede etme imkânı olan Falih Rıfkı Atay, “Zeytindağı” isimli eserinde o döneme dair anılarını kaleme almıştır.

Zeytindağı, Cemal Paşa komutasındaki Dördüncü Ordunun ikamet ettiği, civara hâkim tepenin adıdır. Falih Rıfkı, seferberlik ilan olunca herkes gibi silahaltına girmiş, tahsilli olması sebebiyle subaylık eğitimi almıştır. Savaş öncesi yıllarda Tanin Gazetesi’nde yazmış olduğu yenilikçi ve devrimci yazıları vasıtasıyla tanıştığı Cemal Paşa‘nın talebiyle soluğu dördüncü ordu karargâhında alarak Cemal Paşanın emir subayı sıfatıyla vazifesine başlamıştır. Savaş süresince Cemal Paşa’nın en yakınında bulunma şansı yakalayan Atay, pek çok bölgesel ziyarette ve yurtdışı gezisinde bulunmuş; bölgenin ve savaşın akıbetini belirleyecek pek çok kararın alınışına şahitlik etmiştir. Bunlar ışığında; “Ne sömürgeleştirebildiğimiz ne de vatanlaştırabildiğimiz topraklar” olarak tarif ettiği Ortadoğu coğrafyasında, Anadolu’nun kavruk, yiğit delikanlılarının “bir hayal uğruna” hebâ edilişi, Türk-Arap ilişkileri, aşiretlerin tutumları, Cemal Paşa’nın o coğrafyayı yeniden kazanmak adına giriştiği bir dizi bayındırlık, eğitim ve kültür faaliyetleri, Kanal Harekâtı, Âliye Divanıharbi gibi konulara dair intibâlarını bu kitapta okurlarıyla paylaşmıştır. İttihat ve Terakkinin önde gelen şahsiyetlerinden Cemal, Tâlat ve Enver Paşaların fiziki ve ruhsal portreleri ile birbirleriyle olan ilişkilerine dair önemli ipuçları barındıran anekdotlar da Zeytindağı’nın muhtevası dâhilindedir. Bilhassa Cemal Paşa, zoraki övgüden veya kasıntı yergiden uzak, tüm “zaafları ve meziyetleri” ile okuyucuya olduğu gibi aktarılmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda Kudüs, Beyrut, Şam, Medine gibi şehirlerin etnik, dini, siyasi ve kültürel yapısı da detaylıca kitabın sayfalarında yerini almıştır.

Yazarın bahsettiği bir diğer dikkat çekici husus ise, ciddi maddi sıkıntılar içinde olan imparatorluğun, bu durumla büyük zıtlık teşkil edecek şekilde, bahse konu bölgeye karşı takınmış olduğu cömert tavır ve diğer topraklarına karşı tam aksi istikâmette takınmış olduğu perhizkâr tutumdur. Kıt kanaat geçinen fakir Anadolu başta olmak üzere memleketin çeşitli bölgelerinden, yöre halkına büyük külfet oluşturacak şekilde toplanan paraların çöllerdeki feci akıbeti, eleştirel ve sitemkâr bir üslup ile okurla paylaşılmıştır.

Zeytindağı, konusunu teşkil eden döneme dair yazarının bakış açısından olumlu ve olumsuz hadiselerin beraber verildiği bir eserdir. Bu yönüyle Objektif olarak nitelendirilebilir. Nitekim kitabın önsözünde yazar: “Büyük Harb esnasında Suriye idaresi için hiçbir satır yazmamıştım, çünkü yalnız beğendiğim şeylerden bahsetmek lazımdı. Mütarekede ise, yalnız beğenmediğim şeyleri yazabileceğim için Suriye hatıralarını bir kenara bıraktım. Bugün her ikisini de söylemek mümkün olduğundan, Zeytindağı'nı yazıyorum.” ifadeleriyle eserinin bu yönünü işaret etmiştir. Eserde -tek tük kullanılan yöresel tabirler haricinde- genel olarak yalın, anlaşılır bir dil kullanılmıştır. Kitabın yazıldığı dönemin hâkim edebiyat düşüncesini ve yazarının savunduğu edebiyat anlayışını göz önüne alırsak bu pek de şaşılacak bir husus değildir.

Falih Rıfkı Atay'ın o günlerde Arap coğrafyasına dair yapmış olduğu gözlem tespitlerin günümüzde halen güncelliğini koruması, eserin bir başka yönden kıymetini ortaya koymaktadır. Misâl olarak: “Suriye’de Hristiyanlık, Müslümanlık; Filistin’de Araplık, Yahudilik; Hicazda Şeriflik, Vehabilik meseleleri, bizzat Türk-Arap meselesinden daha azılı idi. Nitekim biz çıktık, nifak bütün Akdeniz, Kızıldeniz ve çöller boyunca yanıp durmaktadır.” cümleleri bugün dahi o coğrafyada eksik olmayan kavganın tarifi olarak yapılabilir.

Hülâsa, Falih Rıfkı Atay bu eserinde Osmanlı Devletinin Suriye, Filistin ve Hicaz’daki son yıllarını hamasetten ve siyasetten uzak, tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir. Behçet Kemal Çağlar’ın dediği gibi: “Bu kitabı okumak adeta bir borçtur ve bir vazifedir.”

Falih Rıfkı ATAY

Pozitif Yayınları, 3. Baskı, 176 Sayfa, ISBN: 9756461075

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR