Yumuşak Güç

Ümit ÇALIŞKAN*

İnsanlık var olmaya başladığından beri sürekli bir mücadele içindedir. Hobbes’un ünlü metaforunda da belirttiği gibi “herkesin herkesle mücadelesi” devam etmektedir. İnsanlık yok olana kadar da bu böyle devam edecektir. İki kişinin olduğu bir yerde muhakkak üstünlük için mücadele ve rekabet olacaktır. İnsanlar bunu kimi zaman askeri argümanlarla kimi zaman ekonomik kimi zamanda diplomasi, müzakere gibi farklı argümanlarla yürütmektedir. Burada da karşımıza güç kavramı çıkacaktır. Çünkü bütün bu mücadele “güç” ile “güç” için olmaktadır.

En genel anlamıyla güç: birinin istediği sonuçları elde edebilme becerisidir. Gücü, bir şeyi yapabilme kapasitesi olarak da tanımlayabiliriz. Güç kavramı zamana ve mekâna bağlı olarak değişmektedir. 18. Yüzyıl Avrupası’nda “nüfus” önemli bir güç kaynağı iken zamanla bunun yerinin “bilgi, teknoloji, nükleer…” almıştır.

“Yumuşak güç” kavramı  ilk kez 1990 yılında yazar tarafından kaleme alınan ve o zamanlar ABD’nin düşüşte olduğu yönündeki yaygın görüşü reddeden Bound to Lead (Önderlik Etmeye Mecbur) adlı kitapta dile getirilmiştir.

Yazarımızdan da biraz bahsetmek gerekecektir: Nye, Princeton üniversitesinde lisan eğitimini tamamladıktan sonra 1964’te Harvard Üniversitesi’nde doktora eğitimini tamamlar ve burada çalışmaya başlar. Nye, Robert Koehane ile birlikte Neo-liberalizmin uluslar arası ilişkiler teorisini incelemiştir. Milli İstihbarat Konseyi’nde başkanlık yapmıştır. Clinton yönetiminde Savunma Bakan yardımcılığı görevinde bulunmuştur. Ayrıca geliştirdiği “Akıllı güç” teorisi önce Clinton daha sonra da Obama yönetimleri tarafından kullanılmıştır.

Kitapta ilginç bulduğum noktalardan birisi de eserin “Teşekkür” kısmında Türkiye’de pek eşine rastlamadığımız bir şekilde yazar asistanlarını da tek tek zikrederek esere katkılarından dolayı teşekkür etmektedir.

Kitabın amacı ise daha evvel yazar tarafından çeşitli kitap ve makalelerde dile getirilen “yumuşak güç” kavramının arkadaşları ve eleştirmenler tarafından daha da geliştirmesi ve doğru bir şekilde anlaşılmasını istemeleri üzerine bu kavramı tün yönleriyle açıklamak ihtiyacından hâsıl olmuştur. Eserin kendi dilinde ilk baskısı 15 Nisan 1990’da yapılmıştır. Ancak o günden beri hâlen günceliğini korumaktadır. Güç kullanmanın püf noktası olarak ifade edebileceğimiz yer yazar tarafından şu şekilde özetlenmiştir: “Barışı kazanmak, savaşı kazanmaktan daha zordur ve barışı kazanmak için yumuşak güç oldukça önemlidir.” (s. 15)

Eserde dünya siyaseti üç boyutlu bir satranç tahtası olarak tasavvur edilmektedir. Bu tahtanın en üstünde askeri güç yer almaktadır. Ortasında ekonomik güç, en altında ise terörizm, uluslar arası suçlar, iklim değişikliği gibi konular bulunmaktadır. Yazar ABD’yi bu üç konuda değerlendirdiğinde “askeri güç” konusunda ABD süper güçtür derken, ekonomik güç ve terörizm uluslar arası suçlar gibi konularda ABD’nin süper güç olmadığını bu konuların doğası gereği olamayacağını ve burada yumuşak gücün önem kazandığını ifade etmektedir. Ancak yumuşak güç salt olarak sert güce bağlı değildir ama aralarında sıkı da bir bağ vardır.  Bu noktada “Vatikan” örneğinden söz etmek mümkündür. Vatikan’ın askeri gücü olmamasına rağmen dünyada ekonomik ve yumuşak güç bakımından birçok ülkeden daha etkili olduğunu söyleyebiliriz. Askeri ve ekonomik güç kaynakları bakımından karşınızdakinden üstün olmanın istediğiniz sonuca ulaşacağınız anlamına gelmediğini söyleyen yazar bunu da ABD-Vietnam savaşı örneğinden açıklamaktadır.

Eserde önemli bir nokta daha dile getirilmektedir. Bu da kurumların da ülkelerin yumuşak gücünü artırabileceğidir. Bu nokta da örnek olarak: IMF, BM, Dünya Ticaret Örgütü ifade edilebilir.

Yazar, yumuşak gücün gerekliliğin gitgide artmasının nedeni olarak askeri gücün sosyal ve siyasi maliyetlerinin artması olduğunu dile getirmektedir. Eserde değinilen noktalardan biri de terörizmin de zafere ulaşmak için yumuşak güce ihtiyaç duyduğu ve bunu kullandığıdır. Özellikle bu noktada teknolojik gelişmeler ile birlikte hükümetlerin ve orduların dışında terörist grupların da artık kolayca yıkıcı imkânlara sahip olduğundan söz edilmektedir.

Eserde özellikle ABD’nin politika belirlerken ve bunları tatbik ederken salt kendi çıkarlarını düşünmesi ve kimseye aldırış etmeden uygulamasını savunan “tek taraflılar” olarak ifade edilebilecek insanlara da bir karşı çıkış söz konusudur. Yazar bu noktada yumuşak gücün karşılıklı ilişkilere ve fikirlere önem veren yapısının üzerinde durmaktadır.

Medya ile “algı yönetimi” de yumuşak gücün önemli unsurlarından birisidir. Özellikle bu noktada BBC, CNN ve 1990’lardan itibaren yükselen El – Cezire’yi sayabiliriz. Yazar örnekleriyle birlikte ABD’nin Soğuk savaş döneminde yumuşak gücünü ve popüler kültürünü kullanarak Sovyetlerin demir perdesini nasıl deldiğini ve ilerleyen zamanda bunu Çin ve İran’a da yaptığını dile getirmektedir. Ancak ABD’nin bilgiyi ve kültürü diplomatik amaçlar için kullanmak noktasında geciktiğinden de yakınılmaktadır.

ABD’nin yumuşak güç bakımından en yakın rakibi Avrupa’dır. Çünkü Avrupa GSMH’ YE oranlandığında ABD’den daha çok ülkelere “demokrasi, kötü yaşam koşullarının giderilmesi, açlık, salgın hastalık…” gibi nedenlerden ötürü yardım yapmaktadır. İnsanlar için Avrupa kültürü ABD kültüründen daha cezp edicidir. Burada zikredilmesini önemli gördüğüm bir hususta: “Fransa’nın her yıl Fransız medeniyetini yaymak için 1 milyar dolara yakın harcama yapmasıdır.” (s. 113)

Asya’nın yumuşak gücüne bakacak olursak burada Japonya’nın özellikle son 100 yıl içindeki ekonomik başarısı ve buna dayanan etkisi dikkat çekmektedir.  Yine Çin ve Hindistan’ın da ekonomik olarak yükselen birer güç olduğu aşikârdır. Asyalılar bu ekonomik olarak başarılarının Asyalı değerlerden kaynaklandığını iddia ederek bunu yumuşak güç olarak kullanmaya çalışmıştır “… ancak 1990’larda sorunlar yaşanmaya başlayınca bu başarının Asya’nın değerlerini desteklediği ya da bu değerlerden ortaya çıktığı yolundaki efsaneyi sürdürebilme gücünü kaybetmiştir.” (s. 125)

Eserde son yirmi-otuz yıl içerisinde STK’ların da yükselen bir yumuşak güç kapasiteleri olduğuna dikkat çekilmektedir. Özellikle daha kısa bir süre öncesine kadar uluslar arası ortaklıklar ve Roma Katolik Kilisesi gibi birkaç kuruluş sayılabilecekken bugün sayıları hayli fazla oldukça da etkili STK’lar ve bunların etkilerinden bahsedebilmek mümkündür. Kanımca bunun altında yatan en önemli neden bilgi çağı ile birlikte yaşamın değişmesidir. STK’ların etkileri olduğu gibi kamuoyu ve baskılar karşısında etkilendiği de kayda değer bir husustur. Eserde buna örnek olarak Shell’in, Greenpeace’in eylem ve baskıları neticesinde Brent Spar petrol çıkarma tesisinin söküm işini okyanusta değil de kıyıda yapması gösterilmiştir.

Yazar tarafından Amerikan ve Dünya siyaseti açısından bazı kırılma noktaları sayılmaktadır bunlardan birkaçını telaffuz edecek olursak: ABD-Vietnam Savaşı, 11 Eylül 2001 ikiz kulelere saldırı, 2003 Irak’ın işgali gibi.

Eserde Türkiye’den de birkaç defa bahsedilmiştir. Bunlardan biri 2003’de ABD’nin Irak’a müdahalesi sırasında Türkiye’den Amerikan askerlerinin geçişine izin veren “tezkere” mevzusudur. Yazar  “1Mart tezkeresi” nin reddedilmesine gerekçe olarak o dönem kamuoyu ve mecliste artan ABD politikalarına karşıtlığın ve meclisin Türk yönetim sisteminde karar alma noktasında etkin olmasına bağlamaktadır. 

Kitapta aynı zaman da çeşitli araştırmalardan faydalanılmıştır. Böylelikle konunun daha iyi anlaşılması sağlanılmıştır.  Pew Research Center şirketinin yaptığı bir ankette elde edilen verilerden hareketle şu yorum yapılabilir: ülkelerin itibarının seyrinde dış politikadaki hamleleri oldukça önemlidir.  Eserin “Oryantalist” bir bakış açısıyla kaleme alındığını ve “İslamofobi” nin etkisinde kaldığını söylemek mümkündür. Ancak “yumuşak güç” kavramının incelenmesi ve bilimsel olarak temellendirilmesi bakımından önemlidir. Yazar şu hususa da dikkat çekmektedir, yumuşak gücü kullanmak diğer güçlere göre daha zor ve emek isteyen bir iştir. Çeviri açısından oldukça başarılı olduğunu söyleyebilirim. Cümleleri gereksiz uzatmadan, aralara “,” koyarak cümleleri bitirmeksizin sürekli uzatarak anlaşılmamasına neden olan çevirilerden değildir.

ABD’ye ve aslında yumuşak gücü etkin olarak kullanmak isteyenlere yazarın tavsiyesi politikaları belirlerken ve hayata geçirirken insanları “dinlemek” zorunda olduklarıdır.

Eseri bir cümle ile özetleyecek olursak: “Akıllı güç ne sert ne de yumuşak güçtür. Her ikisidir.” (s. 16) Yani “akıllı güç”tür.

* Kırıkkale Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Öğrencisi, umitcaliskan71@gmail.com

Joseph S. Nye, Jr.

Çeviren: Rayhan İnan AYDIN

BB101 Yayınları, Ankara, 2017, 231 Sayfa, ISBN: 978- 605- 9802- 12- 3

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR