Yahya Kemal Tarihin Estetik Yankısı

Harun GÖRÜCÜLER[1]

Modern Türk şiirinin en tanınmış şairlerinden biri olan Ahmet Agâh ya da herkesin bildiği adıyla Yahya Kemal, modern ile klasik arasındaki güçlü rabıtayı bulmuş ve sanat anlayışındaki tutumunu buna göre belirlemiştir. Onun hayata, şiire, mimariye, musikiye hatta dine bakış açısında bu tutumun etkisi büyüktür. O, hayatı estetik bir perspektiften görmüştür. Tanburi Cemil Bey’i dinledikten sonra söylediği "O zaman karşımda altından bir kapı açıldı. Memleketime bu kapıdan girdim!"[2] sözlerinden de anlaşılacağı üzere Yahya Kemal, altın kapılardan geçen adamdır. Ya da öğrencisi Tanpınar’ın ifadeleriyle “Eve Dönen Adam”.[3] Sezai Karakoç ise Mehmet Akif ile Yahya Kemal’i karşılaştırırken sonunda ikisinin birbirini tamamladığı fikrini savunur. Ayrıca onların sanat anlayışından yola çıkarak Osmanlı medeniyetinin iki yönünü temsil ettiklerini söyler: “İkisi birden, bir imparatorluğu bütün halinde anlatıyorlar ve ifade ediyorlar. Osmanlı Devleti geçmişiyle ve batış anındaki görünüşüyle şiire giriyor ve sanat içi bir gerçeklik kazanıyor. İki şair böylece birbirini tamamlıyor, biri realizmi ve öbürü yeni divan tarzıyla, eskiyi ve yeniyi, klasiği ve çağdaşı, antik olanı ve moderni birbirine bağlayarak, Osmanlı İslâm medeniyetinin bu büyük vak’ası için, bir bütün halinde sanatın mesajını getirmiş oluyorlar.”[4] Cahit Tanyol’un Türkçenin Puşkin’i olarak gördüğü böyle abidevî şahsiyetleri anlamanın ve anlatmanın zorluğu aşikârdır.[5]

H. Ömer Özden, Yahya Kemal’in sadece tarihten değil her alandan hissedilen estetik yankısını duymuş ve anlatmayı başarmıştır. Eser ilk olarak 2001 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “Estetik ve Tarih Felsefesi Açısından Yahya Kemal” adıyla basılmıştır. Ötüken Neşriyat tarafından basılırken adı değiştirilmiştir. Atatürk İlahiyat Fakültesi’nde Felsefe Tarihi alanında çalışmalar yapan H. Ömer Özden, Yahya Kemal’i felsefenin verilerinden yararlanarak değerlendirmeye çalışır. Giriş bölümünde Platon, Aristo, Kant, Croce ve Roman Ingarden gibi felsefeci ve düşünürlerden yola çıkarak eserin teorik alt yapısını oluşturmuştur. Bu bölümlerde sanat eseri ve estetik ile edebî eseri meydana getiren tabakalar üzerine durulmuştur. Yazar daha sonraki bölümlerde Yahya Kemal’in eserlerini bu temellendirmeler üzerinden değerlendirmiştir. İkinci ve üçüncü bölümlerde Yahya Kemal’in hayatını ve bunların eserlerine yansımasını değerlendiren Özden, onun estetik algısını şekillendiren kişi ve olayları tespit etmiştir. Hem dinî hem millî terbiyesini aldığı annesi Nakiye Hanım, insanlara karşı bakışını şekillendiren asıl adı Fatma olan fakat kendi aralarında Nana adı verdikleri dadısı, Üsküp, İstanbul ve Paris yılları onun hayatında önemli bir konuma sahiptir. Sözgelimi  Paris’te edindiği alışkanlıklar onu burada yaşamaya zorlasa da, kalbiyle sonuna kadar Türk İstanbul’a, Eyüp, Üsküdar gibi Türk ve Müslüman karakteri taşıyan semtlere bağlı kalmıştır. Beyoğlu, Şişli, Moda, Kadıköy gibi "alafranga" semtlerde doğup büyüyen çocukların müslümanlığın çocukluk rüyasını görmedikleri için milliyetlerini yaşayamadıklarına inanır. Ayrıca o, Paris’teyken Üsküp’te dinlediği ezanların sesini duyar ve o sesin kendisiyle her zaman beraber olduğunu düşünür. [6]

Her şeye imtidâd (devamlılık, süreklilik) fikriyle bakan Yahya Kemal kesintisiz bir edebiyat tasavvur etmiştir. Yahya Kemal; Croce ve Bergson’un sezgiciliğinden; Herder ve Dilthey’in tarihî anlama ve yaşama felsefesinden, Albert Sorel’den, Michelet ve Camille Julian’dan hatta Paris yıllarında Tevfik Fikret’ten etkilenmiş fakat her şeye hükmeden estetik anlayışıyla özgün bir şair olmayı başarmıştır. Öyle ki ona yer vermeden modern Türk şiirinden bahsetmek mümkün değildir. Yazar, bu çalışmasında Yahya Kemal’i tüm cepheleriyle değerlendirmeye çalışmıştır.

Eserde bir mütefekkir şair olarak değerlendirilen Yahya Kemal’in müzik, tarih, mimari, resim, şiir ve nesir hakkındaki görüşleri detaylı bir biçimde ele alınmıştır. Eserin “Yeniden Yaşayan Tarih” bölümünde Selimnâme şiiri çözümlenmiş, Sonuç bölümünde ise genel bir değerlendirme yapılmıştır. Eser, bu yönüyle Yahya Kemal üzerine okumalar yapacak kişiler için derli toplu bir kaynak hissiyatı uyandırmaktadır. Ayrıca malumu ilam etmekten öte farklı bir bakış açısı geliştirdiği açıktır. Özden’in de belirttiği gibi “Yahya Kemal dilimizin ortasında bir ‘rönesans’tır.”[7] Bu rönasans hareketi yeni bir millî kültürün, sanat ve estetik anlayışın başlangıcı olmuştur.

[1] Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

[2] Mes’ud Cemil, Tanburî Cemil Bey’in Hayatı, Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul 2002, s. 220.

[3] Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal, Dergah Yayınları, İstanbul 1982, s.52

[4] Sezai Karakoç, Mehmet Akif, Diriliş Yayınları, İstanbul 2013, s.50.

[5] Cahit Tanyol, Türk Edebiyatında Yahya Kemal “İnceleme ve Anılar”, Remzi Kitabevi, İstanbul 1985, s.192.

[6] H. Ömer Özden, Yahya Kemal Tarihin Estetik Yankısı, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2018, s.42.

[7] H. Ömer Özden, Yahya Kemal Tarihin Estetik Yankısı, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2018, s.131.

H. Ömer ÖZDEN

İstanbul, Ötüken Neşriyat, 1. Baskı, 2018, 252 Sayfa

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR