Vatan Namus İttihad

Muhammed Hüseyin GÜNEŞ

Bu yazıda ele alacağımız kitap, editörlüğünü Hakan Boz’un yapmış olduğu, Historia Yayınlarından çıkan, önsözüyle beraber on bölümden oluşan İttihat ve Terakki Cemiyeti Vatan Namus İttihad kitabıdır. İttihat ve Terakki denilince Türk toplumunda gözle görülür farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Bir araya gelmesi mümkün olmayan insanlar ilginç bir şekilde bir araya gelmekte ve İttihat ve Terakki Cemiyetine hasımlık noktasında buluşmaktadırlar. Peki nedir bu insanları cemiyete karşı muhasım eyleyen neden? İşte, incelemeye alınacak kitap bu muhasımlığın nedenini açıklamakla kalmıyor, bunun yanında İttihat ve Terakki Cemiyetine ilişkin olarak dış politika ve iç politika tutumlarını ele alıyor, İttihat ve Terakki Cemiyetinin fikirsel arka planına ilişkin incelemelerde ve çıkarımlarda bulunuyor, fikirsel ve siyasal olarak cemiyet etraflıca konunun uzmanları tarafından ele alınıyor.

Girizgâh olarak öncelikle İttihat ve Terakkiye ilişkin olarak Türk toplumunun kafasında yer alan soru işaretlerinin varlığına duçar olmuş birisi olarak okumamamızın en büyük problemlerimizden birisini teşkil ettiğini ifade etmek isterim. Bilgi kaynaklarımız bugün için başta televizyon olmak üzere, sosyal medya, internet vesaire olarak sınıflandırılabilir. Bu kaynaklar ise ne yazık ki bilgi kaynağı olarak nitelendirilmekten ziyade bir popüler kültür elçiliği temsil etmekte ve bugünün insanı için ne yazık ki kolay bilgi edinebilme imkânını aynı zamanda olumsuz yönlere çekebilmektedir. Bu olumsuzluğun en çok sezildiği yerlerden birisini de İttihat ve Terakki Cemiyeti oluşturmaktadır. Hâlbuki işin içyüzüne vakıf olunduğunda görülenler ise başlı başına bir başka dünyaya kapı aralandığına şahit olmaktadır. Bu başka dünyalara açılmanın en temel yolunu ise insanlığın ilk gününden bugüne değişmeyecek şekilde kitaplar oluşturmaktadır. Her konuda kitaplara danışılması elzemdir, hele ki konumuz İttihat ve Terakki gibi netameli bir konu ise bu takdirde kitaplar başucu kaynağı olmadan ne yazık ki toplum tarafında yapılan yaftalamalara sebebiyet verildiği üzülerek izlenilmektedir.

Az çok toplumda var olan İTC algısı ne yazık ki olumlu yönde seyretmemekte hatta olumlu yönü bırakalım nötr bir duruş bile ortaya koyamamaktadır. Toplumumuz İTC’nin adı söz konusu olduğunda yüzünü ekşitmekte; hâlbuki onların öncülüğünü teşkil ettiği, hatta birçoğunun uygulayıcısı olduğu uygulamaları alkışlamaktadır. Bu tutum ya bir rahatsızlık sebebi yahut bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın getirdiği sorunlara işaret etmektedir. Son zamanlarda yavaş yavaş dergi, makale ve yayınlanan kitapların artması ve soruşturma noktasında belli soruları sorabilen zihinlerin yetişmesi İTC’nin de günahıyla sevabıyla konuşulmasına, anlaşılmasına vesile olmaktadır.

Elimizde yer alan kitap da İTC’ye ilişkin çeşitli uzmanların yazdığı makalelerin derlemesinden oluşuyor. İlk makalemiz ‘’Jön Türlükten İttihatçılığa Tarihsel Dönüşüm’’ adını taşımaktadır. Makalede son dönem Osmanlı muhalif hareketi ve bunun evrimleşmesi üzerinde durulmaktadır. İsimlendirme noktasında Jön Türklük kavramı ile İttihatçılığın aynı şeyler olmadığı tarihsel bilgiler ışığında açık bir şekilde ortaya konulmaktadır. Jön Türk kavramı daha çok Abdülhamid’e ilk dönemde muhaliflik yapan ve daha çok bu muhalifliği silahsız olarak dergi ve gazete üzerinden gerçekleştiren grup için kullanılmaktadır. Bu grubun kendi içinde evrilmeleri yazar tarafından açıklanmıştır. İttihatçılık kavramı ise daha sonraki dönemde ve Balkan merkezli bir oluşum olarak incelenmiş ve meşrutiyet ilanı için silahın varlığının gerekliliğine inanmış bir topluluk olarak incelenmiştir. Her iki grup arasında yer alan süreklilikler ve kopukluklar yazar tarafından açıklanmıştır. İsimlendirmenin önemi ve bu isimlendirmeden çıkarılan kimliğin önemi açısında makale altı çizile çizile, dikkatle okunması elzem olan bir makaledir.

İkinci makalemiz Büyükelçimiz Altay Cengizer’in ‘’Tüm Zamanlar İçin Kayırılan Elem: Eski Avrupa Sona Ererken İmparatorluk İçin Direnen Jön Türkler’’ makalesidir. Makalede İTC’ye yapılan haksızlıklara adeta içeriden bir sesle dur denilmektedir. Yazar tarihi vakıaları incelerken insaflı olmayı ve mümkün mertebe zamansal olarak olayları ele almanın önemini vurgulamaktadır. Eğer böyle bir değerlendirme gerçekleştirilemezse İTC’ye yönelik ithamlara katılmak konusunda herkes gibi bir hataya düşülmesi mümkündür. Cengizer yazısında İTC’yi anlarken sadece içeriden değil, dışarıdan bir nazara ihtiyaç olduğu ve dışarıdan bakıldığında işlerin aslında görünenden ne kadar zor olduğunun görüldüğünü yabancı kaynaklara dayanarak makalesinde yazmaktadır. İTC’nin itham edilmesinden çok anlaşılmaya ihtiyacı olduğu yazar tarafından defaatle vurgulanmaktadır. Bu anlaşılma da elbette kaynakların soğukkanlılıkla incelenmesiyle olacaktır.

Üçüncü makalemiz kitabın editörlük görevini üstlenen Hakan Boz’a aittir. Cemiyetin kimliğine ilişkin bir değerlendirme söz konusudur. Cemiyet dışarıdan bakıldığında daha çok Türkçü olarak tavsif edilmekle beraber Boz, Osmanlıcılık-Türkçülük-İslamcılığın çeşitli dönemlerde Cemiyetin arayışına binaen bir sıralamaya tabi tutulduğunu ifade etmekte ve bu üç akımın etkisinin etkinliğine ilişkin çeşitli olaylar üzerinden bir okuma gerçekleştirmektedir. Cemiyetin içinde çeşitli kliklerden insanların olması ve aslında her birinin ortak bir amacının bulunması esas gerçektir ve bu da o gün için vatanın kurtarılmasıdır, yani bir beka sorununun varlığı esastır cemiyet için. İşte bu probleme ilişkin çeşitli çözüm yolları önerilmiş ve takip edilmiştir. Bu arayışın son durağı yazar tarafından Türkçülük olarak konumlandırılmıştır.

Diğer bir makalede ise coğrafya temelli bir İttihat ve Terakki okumasına şahit olunmaktadır. Bu makalede İttihat ve Terakki, coğrafî derinlik ile beraber devlet felsefesi eksenli bir okumaya tabi tutulmakta ve Cemiyetin aslında Türkçü-Turancı düşüncenin taşıyıcısı olduğu ifade edilmektedir. Türk evren tasavvuruna ilişkin değerlendirmelerle birlikte mekân, tarihsel derinlikle yoğrularak okuyucuya aktarılmaktadır.

Beşinci makalede ise İttihat ve Terakki Cemiyetinin İttihadı İslâm Siyaseti incelemeye alınmıştır. Bu noktada Siyasal İslam terkibi ele alınmış ve bu kavramın İttihatçılarla ilişkilendirmesi yapılmıştır. İTC’nin İttihad-ı İslam siyaseti Trablusgarp, Ortadoğu, Uzakdoğu ve Hindistan özelinde incelenmiş ve emperyalizme karşı koymak üzere bir siyaset paradigması çizilmeye çalışılmıştır.

Altıncı makalede İttihat ve Terakki Cemiyetinin iç politikaya ilişkin tutumlarının değerlendirilmesine ilişkin bir makale kaleme alınmıştır. Bu makalede incelenen tarihsel süreç İttihat ve Terakki’nin yönetimi tam anlamıyla ele alma tarihi ile başlatılmıştır ki bu süreç 1913’de gerçekleştirilen Bab-ı Ali Baskınıdır. Bab-ı Aliye giden süreç ve İttihatçıların Bab-ı Ali baskını incelenmiş ve bu noktada bir siyasal parti olarak İTC ile komitacı İTC’nin ortaya çıkardığı durumlar incelenmiştir. Daha sonrasında Başbakan Mahmut Şevket Paşa’ya yapılan suikast incelenmiş ve muhalefetin bu hareketi üzerine İTC’nin denetimi daha da artırması ve özgürlüklerde kısıtlamaya gitmesine sebebiyet verecekti. Son kısımda ise İTC’nin iskân siyaseti incelenmektedir. Balkanların acı kaybı ile göçen Türk nüfusun ne olacağı ve elden çıkan Balkan coğrafyasında kalan vatandaşlara ilişkin önlemler incelenmiştir.

Feroz Ahmad tarafından kaleme alınmış olan yedinci makale İttihat ve Terakki Cemiyetinin dış politikasını incelemeye almıştır. İttihatçılara yönelik Alman hayranlığı safsatasının ne kadar boş ve yanlış olduğuna ilişkin bilgiler ve bununla birlikte İttihatçıların iktidara geldikten sonra devletler arenasında müttefik arayışları incelenmiştir. Aslında İttihatçılar ekseriyetin dediği gibi bir Alman hayranı (!) mı imiş yoksa değişen dünya düzeni ve buna bağlı olarak devletlerin kendilerine müttefik bulması ve politika belirlemesi neticesi mi imiş sorusuna cevap verilmiştir. İttihatçıların İngilizlere, Fransızlara, ebedî düşman Ruslara gittiği anlaşmak istediği fakat artık büyük devletlerin toprak koruma politikasından vazgeçip toprak paylaşma noktasına geldiği, bunun neticesinde ellerinde büyük boşluğun kaldığı ve kimse tarafından istenmediği acı bir tecrübe olarak görülecektir. Eğer güçlü değilseniz, stratejik olarak herhangi bir üstünlüğünüz yoksa ne yazık ki siz tercih edilebilir olmaktan ziyade yok edilebilir olduğunuza şahit olacaksınız. Bunun farkında olan İttihatçılar da en sonunda tercih olunabilir olduklarını kabul ettirdikleri Almanya ile müttefiklik yoluna düşmüşlerdir. Fakat bu müttefiklik bile yeri geldiğinde ne yazık ki müttefikinin arkasından vurmasıyla neticelenmiştir.

Bir sonraki yazıda ise hatırat okumaları eşliğinde İttihatçıların incelenmesi söz konusudur. Bu makalede İttihatçı tanımı üzerinde hatıratlardan çıkarım yapılmış ve İttihatçıların çeşitli görüşleri hatıratlar ışığında nakledilmiştir. Ayrıca İttihatçılık denilince Enver Paşa’ya ayrı bir yer açılmasının elzem olduğunu düşünen yazar Enver Paşa’ya ilişkin bir başlık altında hatıratlardan aktarımlarda bulunulmuştur.

Son makalede ise Fikir Siyaset Sarmalında İttihat ve Terakki Etkisi başlığında Selanik merkezli çıkarılan Genç Kalemler incelemeye alınmıştır. Şahsen bu makale kitabın en beğendiğim yazılarından birini teşkil etmektedir. İttihat ve Terakkiye ilişkin çeşitli okumalar yapmış birisi olarak dergiyle iltisaklandıran nadir yazıya rastlamış olmam bunda başat etkendir diye düşünüyorum. Basının genel hâline ilişkin bir değerlendirmeyle başlayan makale Genç Kalemler Dergisinin hikâyesiyle devam etmiştir. Daha sonra ise Genç Kalemler dergisinin İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişkisine ışık tutulmuştur.

Kitap, bir önsöz ve bu dokuz makaleden oluşmaktadır. Kitabın en dikkat çeken yönü İttihat ve Terakkiye ilişkin farklı bakış açılarını farklı noktalardan okuyucusuna sunmasıdır diye düşünüyorum. İttihat ve Terakkiyi tek kalıp hâlinde yahut bir tek düşüncenin taşıyıcısı olmasından ziyade içindeki farklılıklarla beraber inceleyen kitap okuyucuya bir yol göstermektedir. Makale sonlarında yer alan atıf eserler ise İttihat ve Terakki konusunda okuyucuya geniş bir yelpaze sunmaktadır. İttihat ve Terakkiyi hain mi yoksa vatansever mi vesaire polemiklerden kurtularak anlamaya çabalamak ve anlama çabasından sonra Ziya Gökalp’in de belirttiği üzere Türk Milletinin sinesinden çıkmış olan mefkûre çabasına katkıda bulunmak daha evla olacaktır diye düşünüyorum.

Son sözü kitabın içinden Altay Cengizer ile yapalım: ‘’İttihat ve Terakki liderliğindeki Osmanlılar, belki de olmamaları gereken bir yerde boy göstermeye kalkıştılar; sonunda da kendilerinden teknik donanım ve teçhizata üstün ordular karşısında yenildiler. Ama mesele savaşta yenilip yenilmemek değil, zorlanan bir kader teslim olmamaktı. Bu anlamda denebilir ki; Jön Türkler ve İttihat ve Terakki; diğerleri ve Osmanlı İmparatorluğu’nun son anlarında direnmeye devam eden herkes, her şeyi içinde alan temel bir ikilemi aşamamıştır. Bu ikilem, Doğu ile Batı arasında asırlar önce yerleşmiş anlayış farklarının, suyun bir kayanın yüzeyini yemesi gibi yüzyıllar içinde oluşturduğu dev uçurumdu. Batılı olmak demek eldeki tüm imkanların, fırsatların, kıymet-i Harbiyelerin aktif tutulabilmesi, tam olarak kullanılmaları ve bunların bir araya gelmesiyle oluşan çizgide beliren hedeflerinde üstün çıkarak yürümek demek iken; Doğulu olmak, eldeki tüm imkanları, fırsatları kıymet-i harbiyeleri bir türlü derleyip toparlayamamak, bu halde de hedefin sadece daha da fazla kaybetmemekten ibaret olabileceği bir cendere içinde sıkış kalmak, yol alamamak demekti.

Bugün yaşayan bizler unutmayalım ki, elemlerin iç içe geçmiş dünyasındaki son daire, unutulmak ve nahak yere hep kötü anılmaktır!’’

Hakan BOZ

Historia Yayınları, 1.Basım, 286 Sayfa, ISBN:9786058142107

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR