Ustam ve Ben

Emine ÖKCÜN

Osmanlı Devleti’nin –nâm-ı diğer Devlet-i Âliye’nin- en ihtişamlı yılları... Yavuz Selim Han’ın biricik veliahtı Sultan Süleyman’ın hükümdarlığının en güçlü zamanları... Devlet yönetiminde kudretin ve gösterişin en tepede olduğu dönem... Hindistan diyarından bambaşka hayallerle Pay-i Taht’a doğru yola çıkmış öksüz ve yetim bir filbaz... O filbazı dünyanın yedi harikasından birinin mimarı yapacak bir Mimar Sinan...

Yazar, bu eserinde 16. Yüzyılda yaşanmış olayları, büyük bir ustalıkla tarihi gerçekliklerden kopmadan ama kendi düş gücünden de eklemeler yaparak okurla paylaşmış.Eser, hem kahraman hem de ilahi bakış açısıyla oluşturulmuştur. Bu sayede kahramanın iç dünyasında yaşadıklarına da bire bir tanık olma fırsatı yakalanmıştır. Kıtalar ötesinden sıradan bir sıfatla Osmanlı ülkesine gelen bir fil bakıcısının, yüzyılın en büyük mimarlarından Mimar Sinan’la tanışıp onun takdirini kazanarak en az Sinan kadar başarılı, ondan biraz daha hırslı ve meraklı tabiatıyla başta Selimiye olmak üzere ülkenin en güzel eserlerini meydana getirmede Mimar Sinan’ın eli ayağı olmuştur. İstanbul’a geldiğinde sadece 12 yaşında olan Cihan, küçücük yüreğinin daha önce hiç tatmadığı bir duyguyu, o topraklar üzerindeki en imkansız insanda, sultanın kızı Mihrimah’ın ışıklar saçan gözlerinde yaşamıştır. O duygu ki sarayın filbazının yüreğini, yüz küsur yaşlarında ülkesine geri dönüp de dünyanın en güzel eserini meydana getirene kadar esir almıştır. Bir yandan üstadına olan bağlılığı, diğer yandan sultan kızına olan aşkı Cihan’ın Osmanlı topraklarına kök salmasına vesile olmuştur. Cihan’ın Sultan Süleyman’a hediye olarak getirdiği fil ise Cihan’ın kalbinde bambaşka bir yer edinmiş,filbazı hayvana tıpkı bir baba şefkatiyle, gönülden bir sevgiyle bağlanmıştır.

Fil ile filbazın arasındaki bu duygusal bağ, öyle etkileyici cümlelerle süslenmiş ki, bir insan bir hayvana nasıl bu kadar derin duygular besleyebilir diye düşündürüyor okuyucuyu.Gün gelip de fil bu dünyadaki ömrünü tamamladığı zaman, Cihan’ın içinde oluşan o inanılmaz boşluk, okuyucuya kadar sirayet etmekte. Bir insanla bir hayvanın arasındaki bu koşulsuz sevgiyi, diğer insanlar arasında görememek ise okuyucuyu derin derin düşündürmektedir. Bu kadar zor olmamalı diyor insan, bir insanı sırf insan olduğu için sevmek bu kadar zor olmamalı...Bu yönüyle yapıt, okuyucuyu kendi iç âleminde bir hesaplaşmaya götürüyor.

Öte yandan  filbazın mimariye olan merakı ve  yeteneği, Sinan’ın bu yeteneği keşfedip geliştirmesi, kalfasının, çevresinde yaşanan olaylar karşısındaki başa çıkılmaz merakı ve bu merakı yüzünden başına gelen olaylarda Sinan’ın yol gösterici rolü usta ve kalfa arasındaki bağı daha da kuvvetlendirmiştir. Bu usta-çırak ilişkisi okuyucuya Osmanlı’nın kuruluşunda ve yükselişinde büyük rol oynayan ahilik teşkilatını da anımsatmaktadır. Nasıl ki ahilik teşkilatında usta-çırak ilişkisi sadece yapılan işle değil, icra edilen mesleğin ahlakıyla da bir bütünse Sinan ile kalfasının arasındaki ilişki de mimariyle sınırlı kalmamış, mesleğin ahlaki boyutu üzerinde de şekillenmiştir. Özellikle  Cihan’ın ülkeye geldiği ilk yıllarda görülen hırsızlık ve yan kesicilik gibi özellikleri Sinan ve onun ahlakıyla kaynaşmasından sonra tamamen ortadan kalkmıştır. Baş kahraman (filbaz/Cihan) Mimar Sinan’dan sonra âdeta yeni bir ruha bürünmüş, ortaya başka bir “Mimar Sinan” çıkmıştır.

Eseri okurken yalnızca kahramanların iç dünyası ya da başlarından geçen olaylar değil, 16. Asır Osmanlı toplumunun kültürel özelliklerinden de izler bulunmaktadır. Büyük devlet adamlarının vefatında ya da bir savaştan galip çıkıldığında yapılan törenlerde o dönemin zihniyetini, sevincini ve kederini açık bir şekilde görmek mümkündür.

Elif Şafak’ın bu yapıtı, diğer eserlerinden farklı olmak üzere Osmanlı Devleti’nin parlak yıllarındaki anlayış ve zihniyetini daha çarpıcı bir biçimde ortaya koymuştur. Devletin, o dönemdeki görkeminin yanı sıra o zaman göze çarpmayan ama sonrasında dikkatli bakan ve eleştirebilen herkesin, devletin aynı zamanda nasıl  bir zafiyetin içinde olduğu görülebilmektedir. Kitabı hazırlarken üzerinde fazlaca çalışılmış ve düşünülmüş olduğu ise yazar tarafından belirtilmiş, yararlandığı kaynaklar da üzerinde titizlikle çalışılmış bir eser olduğunu göstermektedir.

Elif ŞAFAK

Doğan Kitap, 1. Baskı, İstanbul, Aralık 2013, 472 Sayfa, ISBN 978-605-09-1803-8

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR