ETKİNLİKLER:

Türklerin İslamı Kabulü

Uğur DEMİREL

Osman Karatay ilk ve ortaöğretimini Çorum’da tamamlamış, ardından 1995 yılında Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümünden mezun olmuştur. Gazi Üniversitesinde yüksek lisans ve doktora programını tamamlamış, 2010 yılında doçent, 2016 yılında profesörlük unvanını elde etmiştir. Hâlâ Ege Üniversitesinde öğretim üyesidir. Dünyadaki en büyük Türk tarihi projesi olan “Türkler” projesini yönetmiş; Balkanlar, Türk tarihi, Oğuzlar ile ilgili çok önemli çalışmalar yapmıştır. Ayrıca türünde dünyada ilk olan “Balkanlar El Kitabı ve Doğu Avrupa Türk Tarihi” adlı büyük çalışmanın editörlüğünde bulunmuştur.

Yazarın birbirinden önemli birçok eseri bulunmaktadır. Türklerin İslâm’ı Kabulü ise yine geniş araştırmalar sonucu oluşturulmuş ve tabiri caizse tabuları yıkan bir çalışmadır. Yazarın bu eserde ortaya koyduğu en önemli şey, taraflı ve eksik tarihî bilgileri yine tarihî belgelerle çürütmek ve objektif bir tarih bilgisi ortaya koymaktır. Ayrıca yazar burada kulaktan dolma bütün bilgileri yanlışlamıştır.

Giriş

Yazar, Türklerin İslâm’ı Kabulü için şöyle bir ifade kullanıyor: “Türklerin Müslüman olması bizzat İslâm tarihi içinde en özgün gelişmedir. İlk kez İslâm devletinin hâkimiyet alanı dışındaki bir topluluk kitlesel hâlde din değiştirerek İslâm dünyasına dâhil olmuştur.”. Başka bir bilim insanı Rasonyi’ye göre; “Dünya tarihinde Türklerin İslâm’a intisabı kadar başlangıçta önemsiz görünen, fakat sonuçta tesiri büyük olan başka bir hâdise gösterilemez.”.

Bu ifadelerde elbette savaş sanatına hâkim olan Türk’ün İslâm ile tanışıp onun alemdarı olması ve dünya tarihine yaklaşık yedi yüz yıl bu şekilde yön vermesinin tesiri yadsınamaz. Bilakis bu düşünceyi destekleyen bir başka ifadeye de yazar şöyle yer veriyor: “Bir başka bakış Türklerin İslâm’ı kabulünü Kavimler Göçü ve Haçlı Seferleri ile birlikte Orta Çağ’ın en önemli üç olayından biri yapar.”

Türklerin İslâmlaşmasının bilindiği gibi Talas Savaşı sonrası çabucak gelişmediğini, 7.yy. ortalarındaki karşılaşma ile 10. yy. ortalarında toplu geçişlere kadar 300 yıllık bir beklemenin ardından gerçekleştiğini belirtiyor ve İslamlaşma sürecini anlatan iki zıt kutup düşünceyi (A: Türkler İslâm’la karşılaşınca İslâm’ı kucakladılar, B: Türkler kılıç zoruyla Müslüman oldular) yazar eksik ve son derece anlamsız buluyor.

Arapların İslâm’ı yaymak için Orta Asya’ya yaptığı seferler uzun yıllar koridor milletlere geliyor. Müslüman orduları ilk önce aradaki Fars koridoru ile uğraşıyorlar ve iki taraftan yapılan seferler sonucu Müslümanlar ile Türkler nihayet yan yana sınır komşuluğu etmeye başlıyorlar.

Türkler’in Müslümanlaşma süreci elbette uzun sürerken, Sûl Tigin hızla İslâm’la tanışıyor ve Müslüman oluyor. Yazar, bu konuda yeterince bilgi olmadığı için kitabında bilgileri elde olduğu şekliyle ortaya koymuştur. Ama şahsi soruma kendi tahminince şu yanıtı verir: “Bilgi sadece Türk olduğu yönünde. Tigin olduğuna göre, Göktürk dağıntısı bir topluluğun hâkimi, büyük ihtimâlle İstemi soyundan bir bey. Çünkü 659’dan sonra devlet bir daha toplanamadı, ama bu beyzadelerin hepsinin ölüp gittiğini de bilmiyoruz. Kendi küçük topluluklarıyla hepsi ayrı bir yol tutmuşa benziyor, hatta bazıları muhtemelen boylarıyla birlikte Oğuz birliğine girdiler. Müslüman oluşu ise 716’dan sonra, Şam’a, Medine’ye seyahati falan eklersek en erken 717 içinde gözüküyor.”.

Ama bu olayın asla kitlesel bir Müslüman olma olayı değil, sadece Sûl Tigin ve halkı için bir tarih olduğu; Türklerin 717 yılından sonra Su-lu önderliğinde Araplara büyük yenilgiler yaşattığı ve Arapların onu “Zahmet Babası” diye andığı da belirtiliyor.

Talas’lanmaya Gerek Var Mı?

Türkler Talas sonrası da sanıldığı gibi kitlesel olarak Müslüman olmuyor.  Yazar bunu açıklarken, “Sonuçta 80 yıllık savaşlar dönemi kapandığında Türkler Müslüman olmamıştı. Ne kılıç zoruyla ne de gönüllü olarak İslâm’ı kabul ettiler. Öncelikle Arapların sunacağı bir tevhit inancının Türkler açısından şaşırtıcı ve yeni bir ciheti yoktu çünkü kendileri ‘kadir-i külli şey’ olan bir tek Tanrı’ya inanıyorlardı.’’ diyor.

Genel olarak ifade edecek olursak Türk milleti gibi asil ve özgürlük düşkünü bir milletin Emevîler gibi bir düşman devletin dinini benimsemesi, onların egemenliğini kabul etmek ve yenilmek sayılacaktı. Bunun içindir ki o dönemde Türkler ne İslâm’ı seçtiler ne de onlara bir sempati duydular. Emevîlerin yıkılması ile Arapların egemenliği Abbasîlere geçti, Türkler yine Abbasîler zamanında din değiştirmedi ama gerek ticarî gerek de askerî iletişim Türklerin İslâm’ı öğrenmelerini sağladı. Yazar bu yavaş yavaş geçişin tarihini 750-900 arası olarak gösteriyor. Türklerin ferdiyetçi tutumunu ve sürü psikolojisine sahip olmayan bir toplum olduğunu da bu geçişin hızını değerlendirmemiz açısından yazar çok kere tekrar ediyor.

Nihavent’ten Nihayete

Yazar, “Abbasî Döneminde savaşlar neredeyse durdu, ancak İslâmlaşmanın siyasetten halifeye bağlamak anlamına gelişinin uzun süre Türkleri bu yeni dinden uzak tuttuğunu düşünüyoruz” diyor. Bu dönemde Müslüman olan Türk sayısı artınca aynı dil ve ırktan Müslüman gören Türkleri etkilemeye başlamıştır. Türkler, Abbasîlerin zayıflama sürecinde İslâm’a hem daha çok katılmış hem de onun koruyucusu olmaya başlamıştır. Sonuç olarak yazara göre Türklerin İslâm’ı kabulü bir coğrafî kaderdir ve bu ne bir kitlesel kucaklama ne de kılıç zoruyla oluşan bir seçimdir. Ekonomik ilişkiler, askerî iş birliği, sınır komşuluğu ve nihayet yıllar 1000 civarını gösterirken Türklerin İslâm’a çok büyük oranda girişi…

Osman KARATAY

Kripto, 1. Baskı, 223 Sayfa, Ankara, Şubat 2018, ISBN: 978-605-4991-77-8

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR