ETKİNLİKLER:

Türk Tarihinden İzler II

Enver GERDANCIOĞLU

Tarih nedir sorusunun cevabı bugüne kadar birçok düşünür tarafından farklı farklı cevaplandırılmış olsa da bizce Türk milletinin karakterini de yansıtması bakımından tarih süreğen bir olgudur dememiz daha yerinde olacaktır. Evet, Türkler de tıpkı tarih olgusunun tanımında kullandığımız gibi süreğen bir yapıya sahiptir. Yani sürekli ve akışkan bir özellik gösterir. Onun akışkanlığından kastımız durağan olmamasıdır. Dünya kurulup da insanoğlu içinde yaratıldığından beri Türkler daima yeryüzünde dinamik bir şekilde var olmuş ve dünya siyasetinde etkin bir şekilde rol almışlardır. Fritz Neumar’ın dediği gibi; “Türkleri tarihten çıkarırsanız geriye tarih diye bir şey kalmaz.”

Bu köklü tarih beraberinde muazzam bir kültürü de sürükler. Üstelik bugün Batı Türkleri olan bizlerin bulunduğu coğrafyaya baktığımızda, Doğu-Batı veya İslam-Hristiyan medeniyetlerinin kesişme noktasında olduğunu görürüz.[1] İşte sahip olduğumuz bu kadim Türk kültürünün bu medeniyetlerin oluşmasında önemli ölçüde tesiri vardır.[2] 

Dün at üstünde Türkistan’dan çıkıp bütün dünyaya yayılarak kültürünü taşıyan konar-göçer Türk’ün bugünkü şehirli torunları olan bizler bu kadim tarihten ve muhteşem kültürden ne kadar haberdarız? Onu daha iyi öğrenip tahkik yapmak için neler yapıyoruz? Gözlemlerimiz bizim için pek de iç açıcı olmayan şu sonuca ulaştırmıştır: Ya tarihimize tamamen ilgisiz olup büyük bir duyarsızlık timsali göstererek onu araştırıp okuma gereği duymuyoruz (bu tipler gerekçe olarak da tarihle ilgili bir şeyleri eline almaktan sıkıldığını ileri atıyorlar.) ya da tarihle uzaktan yakından, kıyısından köşesinden alakası olmayan tamamen yazarının uyduruğu olan tarih (!) romanlarına başvuruyoruz. (Tarihî roman ile tarih romanı arasında uçurumlar kadar fark vardır. Lakin gereksiz yere yazıyı uzatıp konuyu dağıtmamak adına bu ayrımı başka bir yazının konusu olarak bırakıyorum.) Bu menfî sonucun getirisi olarak da köklerinden bihaber yetişmiş, yoz, yobaz bir nesil elde etmiş oluyoruz.

Çözüm ne? Çözüm bizi bize dosdoğru anlatan ilmî eserlere yeltenmek, bunların süzgecinden geçerek oluşturulmuş tarihî romanlara yönelmektir. İşte bu kapsamda okuduğum Prof. Dr. Saadettin Yağmur Gömeç’in Türk Tarihinden İzler ll kitabı bizi atalarımızın yaşayışları hakkında bilgi sahibi edecek fikre ulaştıracak ve şuur olarak da bize ilaç olacak kitaplardan biridir.

Mahut kitap muhteva olarak 14 makaleye ilaveten bir önsöz ve dizin bölümlerinden oluşmaktadır.  Bu 14 makaleyi okuyanlar Hazarların, Peçeneklerin, Kıpçakların nasıl yaşadıklarına şahit olduktan sonra dilimize yerleşmiş bulunan akrabalık isimlerinin etimolojisi karşısında şaşkınlığa düşeceklerdir. Doğu ve Batı medeniyetinin yanında en az ihtimalle onlarınki kadar büyük bir Türk kültürünün varlığı karşısında yürekleri bir kuş kıpırtısıyla vuracak ve Tanrı’ya Türk olarak yaratıldığı için bir kez daha şükredeceklerdir.

Bu kitapta beni en çok şaşırtan kısımlardan bazılarını aktaracak olursam şunları söyleyebilirim.
Türklerde soy önemli bir unsurdur. Bu yüzden evliliklerde tek babanın soyu aranmaz, evdeşin anne tarafından soyu da irdelenir. Dilimizde bugün varlığını devam ettiren soy sop ikilemesindeki soy, baba tarafından geçmişimizi gösterirken sop da anne tarafından geçmişimizi belirtir.
Doğu Türklerinin sembolü Bozkurt iken Batı Türklerinin sembolü ise Arslan’dır. Bu yüzden Batı’da devlet kuran Türklerin (Selçuklular) isimlerinde Arslan unvanına sıklıkla rast geliriz (Alp Arslan, Kılıç Arslan, Arslan Yabgu vd.) Çok ilginçtir; bugün bizlerde Doğu Türkleri gibi kendimize Bozkurt’u şiar edinmiş Arslan motifini ise tamamen unutmuşuz.

Daha pek çok şaşırtıcı bilginin devamı kitapta sizleri bekliyor.

[1] Saadettin Yağmur Gömeç, Türk Tarihinden İzler ll, Berikan yayınları, Ankara 2014

[2] Saadettin Yağmur Gömeç, Türk Tarihinden İzler ll, Berikan yayınları, Ankara 2014

Türk Tarihinden İzler II, Berikan Yayınları, 286 Sayfa, Ankara, 2014, ISBN: 9786059912044

Prof. Dr. Saadettin Yağmur GÖMEÇ

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR