Türk Milliyetçiliğinin Kökenleri

Emre ÖZSOY

Uriel Heyd tarafından 1947 yılında hazırlanan eser, doktora çalışmasının kitap haline getirilmesi ile oluşmuştur. Söz konusu eser, 1950 yılında “Ziya Gökalp’in Hayatı ve Öğretileri” alt başlıklı “Türk Milliyetçiliğinin Temelleri" isminde Londra’da Luzac & Harvill Press tarafından basılmıştır. Eser, Türkçeye 1979 yılında Kadir Günay, 1980 yılında Cemil Meriç, 1999 yılında Adem Yalçın tarafından benzer başlıklar altında çevrilmiştir. Değerlendirmesini yapmaya çalışacağımız dördüncü çeviri ise A. Göke Bozkurt tarafından yapılmış ve İlgi-Kültür-Sanat Yayınları arasından 2010 yılında çıkmıştır.

Eser toplamda üç bölümden oluşmaktadır. I. Bölüm: Ziya Gökalp’in Yaşamı, II. Bölüm: Ziya Gökalp’in Öğretileri ve III. Bölüm: Ziya Gökalp’in Değerlendirilmesi başlıkları altında verilmiştir. Bunun yanında ikinci ve üçüncü bölüm kendi içerisinde alt başlıklarla Gökalp ve onun dönemini ele almıştır.

Peki, Uriel Heyd kimdir? Heyd, 1913 yılında Almanya’da dünyaya gelmiştir. Köln, Münih, Heidelberg ve Berlin üniversitelerinde beş yıl hukuk ve ekonomi eğitimi almıştır. İlerleyen yıllarda İbranice ve Arapça öğrenmiş, amcası Kurt Levy’nin yönlendirmesi ile Türkiye ve İran tarihi konularında incelemeler yapmıştır. 1934 yılında İbrani üniversitesinde Doğu Araştırmaları Enstitüsünde eğitime devam etmiş, bunun yanı sıra Beyrut Amerikan Üniversitesi ve Marsilya Ticaret Odası arşivlerinde incelemelerde bulunmuştur.  Hocaları Weil ve Mayer’in yönlendirmeleri ile Türkiye’ye gelerek İstanbul Üniversitesi’nde Türk Tarihi ve Edebiyatı üzerine çalışmıştır. 1943 yılında Kudüs’teki Yahudi Bürosu’nun Ortadoğu siyasi şubesine girmiş, 1946’da ise aynı kurumun Londra şubesinde görev almıştır. 1948 yılında İsrail Devleti’nin kurulması üzerine diplomatik görevlendirme ile Ankara ve Washington büyükelçiliklerinde görev almıştır. 1951 yılında İbrani Üniversitesi’nde ders vermeye başlamış, 1959 yılında İslam Tarihi Profesörü olmuştur. 13 Mayıs 1968’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu Kudüs’te yaşamını yitirmiştir (s.12-13).

Öncelikle Mustafa Alican’ın eleştirisi ile başlamak gerekmektedir. Mustafa Bey söz konusu esere yazmış olduğu eleştiri yazsında, Ureil Heyd’in böyle çok yönlü ve karmaşık bir konuyu Ziya Gökalp üzerine inşa etmesini, Cumhuriyet Türkiye’sinin ideoloğu olarak Gökalp’i görmesini eleştirmektedir.  Ayrıca, Mustafa Bey, eleştirisi içerisinde A. Cecil Edwards tarafından, 1951 yılında Heyd’in eserine yapılan ve İnternational Affairs Dergisinin 1951 Ocak sayısında yayınlanan eleştiriye de yer vermiştir. Burada Edwards, Gökalp’in özgünlükten uzak olduğu, Kemalist devrimin ilkelerinde Gökalp etkisinin düşük bir ihtimal olduğunu, Rus etkisinin çok fazla olduğunu dile getirmiştir. Ayrıca Mustafa Bey’in aktardığı kadarıyla Edwars, Gökalp’in öğrenim sürecini eleştirmekte, Fransızcadan başka bir dil bilmediğini ve düşüncelerinin tamamını Durkheim’den aldığını ileri sürmektedir.  Mustafa Bey bu keskin yargıları kabul etmemekle beraber haklı olduğu noktaların olduğunu da vurgulamaktadır. Özellikle Fransız düşününden yararlanmasını belitmiş, bu yetmediği sırada Alman Tönnies’den yardım aldığını belirtmektedir.  Hatta Mustafa Bey’e göre Kültür Medeniyet ayırımını Tönnies’den almıştır (s.7-19). Heyd, bu eserinde kendisinin de Önsöz’de belirttiği gibi Atatürk Türkiye’sinin ne kadar İttihat ve Terakki ile bağlantılı olduğunun cevabını aramıştır. İki ideoloji arasındaki bağlantıyı bulmaya çalışmıştır. Kendi açıklamasına göre de bu sorulara cevap verecek nitelikte bir eser vermiştir. (s.23)

Eserin ilk bölümü ,“Ziya Gökalp’in Yaşamı” başlığını taşımaktadır. Burada, onun hayatının ilk yılları, öğrenim süreci, üzerinde tesiri olan etkenler, zihninde cevabını bulmaya çalıştığı ilk sorunlar ele alınmıştır.  Gökalp, Mehmet Ziya adıyla, Diyarbakır da 1875/1876 yılında doğmuştur. Onun doğduğu yıl Sultan Abdülaziz tahttan indirilmiş, yerine Meşrutiyet ilanı karşılığında II. Abdülhamit tahta çıkarılmıştır. Ardından da Osmanlı-Rus Savaşı patlak verecektir. Heyd’in dikkat çektiği ilk noktalardan birisi, Gökalp’in kökeni üzerinedir. Onun Türklüğü veya Kürtlüğü konusunda son nokta olarak, babası tarafından Türklüğü doğru olsa bile bu anne tarafından geçerli değildir bilgisini vermektedir.  Bizim için ise burada önemli olan bu mesele değildir. Onun çalışmaları ve yaptıkları bizi ilgilendirendir.  Bu noktada Ziya Gökalp, Türk Milletinin iftiharıdır.

Anlaşıldığı kadarıyla Gökalp’in çevresi, en azından babası, onun eğitim yolunda ilerlemesi taraftarıdır. Bunun yanında Avrupa’ya giderse “gâvur” olur, burada kalırsa da “eşek” olur diyebilmektedir.  Gökalp, İlkokulu bitirdikten sonra Diyarbakır Askeri Rüştiyesi’ne girmiş, 14-15 yaşlarında iken de babasının vefatından sonra Diyarbakır İdadisine devam etmiştir. Daha küçük yaşlarda Âşık Garip ve Şah İsmail ile okumaları ile ilgilenmiştir. Aynı yıllarda Fransızca derslerine de başlamıştır. Heyd,  Gökalp’in özellikle Gazali’den etkilendiğini belirtmiş, aynı zamanda Abdülhamit rejiminin dışa ittiği bir grup aydın vasıtasıyla Namık Kemal,  Ziya Paşa ve Ahmet Mithat gibi isimlerin eserleriyle tanıştığını belirtmektedir. Diğer yandan Abdullah Cevdet vasıtasıyla Gökalp’in ilgisinin Fransız sosyolojisine çekildiğini belirtir.  Onu etkileyen bir diğer ismin de Cemaleddin Afgani’dir. Heyd bu noktaya da dikkat çeker.

Gökalp’in daha sonraki yıllarda öne çıkmasına neden olacak gelişmeler onun İstanbul’a gelmesinden sonra ortaya çıkacaktır. 1896 yılında İstanbul’a gelen Gökalp, maddi imkânsızlıklar sebebi ile Baytar Mektebine yazılmıştır.  Onun İttihatçılara katılımı da bu yıllarda olmuştur. Gökalp İstanbul’ a geldiği sırada onu etkileyen isim Azerbaycan Türk’ü Hüseyinzade Ali Bey olmuştur. Özellikle milli ve sosyal düşünceler konusunda etkilendiği üzerinde durulmaktadır. Yine Leon Cahun’un “Asya Tarihine Giriş” adlı eseri de Gökalp üzerinde etkili olmuştur. 1897 yılında Baytarlık Mektebinden atılan Gökalp, Taşkışla’da 10 ay, başka bir hapishanede de 2 ay tutuklu kalmıştır. Heyd’in ifadesine göre burada tanıştığı Hristiyan bir Baytar, Gökalp’i çok fazla etkilemişti. Bu yüzden Gökalp, onun için “Pir” ifadesini kullanmıştır. Burada Heyd, “1922 yılına gelindiği zaman yaşlı hocasının bütün dileklerini yerine getirebildi” ifadesini cesaretle kullanmaktadır. Hatta Heyd, Gökalp için “Genç Türklerin yönetimi dönemindeki (1908-1918) yazılarıyla modern bir milli devletin temellerini atmış ve bu devlet daha sonraki fırtınalı bir geçiş döneminden sonra Mustafa Kemal tarafından kurulmuştur” ifadesini çok rahat bir şekilde kullanmıştır. Heyd’in sık sık yaptığı bir şey varsa, o da hiç şüphe duymadan Gökalp’i yeni devletin ideoloğu olarak görmesidir. Şüphesiz bu durum abartılıdır.  1909 yılında Selanik’te toplanan İttihat ve Terakki Kongresi’ne Diyarbakır temsilcisi olarak katılması onun hayatında yeni bir dönem açmıştır. Bundan sonraki yıllarda onun popüler olması ve belki de Akçura için “Unutulan Adam” ve kendisi için de “Türk Milliyetçiliğinin ideoloğu” olarak bahsedilmesinin sebebi bu yıla dayanmaktadır.

Onun hayatının Selanik’te geçen kısmı da önemlidir. Burada Genç Kalemler ile başlayan Gökalp, Osmanlıcılık ideali düşüncesindedir. Heyd bu açıdan onun tam olarak Türkçülüğe yönelmesinin 1911 yılında yayınlanan “Turan” şiiri ile gerçekleştiğini belirtir.  Buradan hareketle şu noktaya dikkat çekmek istiyoruz.  Akçura daha 1904 yılı gibi erken bir tarihte Türkçülük fikri üzerinde durmaktaydı. Geniş bir makale de yayınlamıştı. Nedense Heyd, Akçura’dan haberi olmasına rağmen onun görüşlerinin üzerinde çok fazla durmamıştır.  Gökalp daha sonra 1918 yılında “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” başlığı ile bir makale serisi yakalamıştır.  Türk Yurdu’nun yayın kuruluna seçilmiş, yazıları da “Halka Doğru, İslam Mecmuası, Milli Tetebbular Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası ve Yeni Mecmua” gibi yerlerde yayınlanmıştır.   Fakat Osmanlı Devletinin I. Dünya Savaşından yenik çıkması, Gökalp’in çalışmalarının da bir anlamda sonu olmuş ve 1919’da Malta’ya sürgün edilmiştir.  1921 yılından sonra Türkiye’ye dönmesine izin verilmiştir.  Fakat o İttihatçılardandı ve bu yüzden de sıcak karşılanmamıştır. Diyarbakır’ a gitmek zorunda kalmıştır. Burada Yeni Mecmuayı kurarak yayımlamış ve ayrıca İstanbul’a da makalelerini göndermiştir. Falih Rıfkı Atay bu konuda Gökalp’in Küçük Mecmuası ile İstanbul fikir hareketlerini idare ettiğini dile getirmektedir.  Bu durumun abartılmış olduğu kanısındayız. İlk olarak Mustafa Kemal liderliğinde başarıya ulaşan Milli Mücadele sonucu, herkes Mustafa Kemal etrafında toplanmıştır. İkincisi yeni devlette kadro alamayan Gökalp eski İttihatçı olması sebebiyle Diyarbakır’a gitmek zorunda kalmıştır. İlk bakışta böyle bir ortam da eski bir İttihatçının çok da göze alınmayacağı düşüncesi akla gelmektedir. Onun sonradan yani 1922 yılında Ankara’daki Telif ve Tercüme Heyeti başkanlığı, 1923 yılında ise Diyarbakır’dan vekil olduğunu görmekteyiz.  Burada akla şöyle bir durum gelmektedir. İlk başlarda kadroya alınmayan Gökalp sonradan devletin yönetici kadrosuna girmiştir. Çok büyük ihtimalle Mustafa Kemal’in düşüncelerine ve yeni devletin ideolojisine bağlı kalmaktadır.

Eserin ikinci bölümü “Ziya Gökalp’in Öğretileri”  başlığı altında incelenmiştir. Bu bölümde Gökalp’in yazıları, görüşleri ve bazı konular üzerindeki fikirlerinin tartışılmış olduğunu görmekteyiz. Bura da görülmektedir ki Gökalp, bireyden çok toplumun yanında yer almış ve bireyi yaratanın içinde yaşadığı toplum olduğu düşüncesindedir.  Heyd’in bildirdiklerinden anlaşıldığı kadarıyla Gökalp uzun bir müddet arayış içerisinde olmuştur. Nitekim kendisinin en çok etkilendiği isim olan Durkheim’e gelene kadar Fouillee, Boutroux’dan sonra gelmiştir.  Onun Durkheim sosyolojisinde yanıtını aradığı soru; toplumsal yaşama yön veren değer ve ideallerin ne olduğu sorusu olmuştur.  Gökalp, toplumu harekete geçiren bu gizli gücü “mefkûre” olarak adlandırmıştır. Daha sonra bu “Ülkü” şeklini alacaktır.

Gökalp, toplum yapısını etkileyen koşullar arasında iktisadi faktörlerin farkındadır. Bu gerçeği inkâr etmemekle birlikte Heyd’in ifadesine göre bu önem diğer faktörleri geride bırakacak değildir. Tam bu noktada Akçura’dan örnek verebiliriz. Akçura’da ise iktisadi durumun çok daha fazla önem arz ettiğini görmekteyiz.  Akçura’nın, Osmanlı Devletinin Yıkılışı,  Siyaset ve İktisat, Muasır Avrupa’da Siyasi ve İçtimai Fikirler ve Fikri Cereyanlar,  Filistin ve Suriye Mektupları gibi eserlerinde iktisadi durum üzerine ve toplumu hangi derecede etkilediği üzerinde uzun uzadıya durulduğu görülmektedir.

Birey ve toplum da Heyd tarafından bu bölümde ele alınmıştır. Gökalp’e göre birey kişisel ihtiraslarıyla çevrili bir halde ve bencillik ağırlıklıdır.  Birey bu durumdan kurtularak toplumun ortak idealine hizmet etmelidir ve böylece onun bireyci tutumu da şahsiyet halini almaktadır. Ayrıca Gökalp’e göre gelişmiş şahsiyetler de toplumsal etkenler tarafından geliştirilmektedir.  Kısacası Gökalp,  bireyi şahsiyete dönüştürerek topluma katar, fakat bu şahsiyeti de toplum oluşturmuştur. Onda toplum kutsanmış haldedir ve Heyd’e göre bu Durkheim’den gelmektedir. O’nun millet anlayışı da Durkheim’den esinlenerek toplumla alakalıdır. Bu manada onda ki millet anlayışı gelişmiş bir toplumun ta kendisidir.  Gökalp yine Durkheim’den hareketle toplumu dört sınıfa ayırmaktadır. Bu sınıflandırmayı aşiret-kavim-ümmet-millet şeklindedir. Türk Medeniyeti adlı eserinde onun bu sınıflandırmasını çok net bir şekilde görülmektedir. Şüphesiz o, bu sınıflandırmayı yaparken, bireysellikten şahsiyete ve topluma ulaşma düşüncesiyle bağdaştırmaktadır.  Son olarak onun millet tanımı şöyledir: “Millet, aynı dili konuşan, aynı eğitimi gören ve dinsel, ahlaki ve estetik ideallerinde birleşen ya da daha kısa bir ifade ile müşterek bir kültür ve dine sahip insanların oluşturduğu bir topluluktur.” (s.75)

Heyd, Gökalp’in Kültür ve Medeniyet konusundaki fikirlerine de değinmeyi ihmal etmemiştir. Bu konu da ayrıntılı bilgi, Gökalp’in Türk Medeniyeti Tarihi adlı eserinde mevcuttur.  Gökalp’ e göre kültür toplumun temelidir, kendi özüdür. Zaten kendisinin halka doğru düşüncesinde aydınların yapacağı işin halka giderek kendilerinde eksik olan kültürü almaları olarak belirtir. Kültür duygusaldır ve millete özeldir. Milleti diğerlerinden ayıran özelliktir. Medeniyet ise daha maddi ve nesneldir.  Ona göre çeşitli kültürler medeniyeti oluşturur.  Heyd burada, Gökalp’in kültür ve medeniyet ayırımının Durkheim’de olmadığını ve bu yüzden de bu fikri Alman sosyoloğu Ferdinand Tonnies’den aldığını ifade etmektedir. Tonnies’e göre kültür üyelerin doğal iradesinin ürünü olarak ifade edilirken medeniyet, zekânın ürünü ve toptan irade olarak açıklanmıştır. (s.79)

Heyd, eserinde Batılılaşma başlığı altında alt başlıklar olarak, “Osmanlıcılık,  Tanzimat’ın Başarısızlığı ve Gerçek Batılılaşma” alt başlıkları altında Gökalp’in öğretilerini tartışmıştır. François Georgeon’un “Türk Milliyetçiliğinin Kökenleri Yusuf Akçura (1876-1935)” adlı eserini okuyan herkesin dikkatini çekeceği kanaatiyle, Gökalp ile Akçura arasında bu konular üzerinde benzerliklerin olduğunu görmekteyiz.  Gökalp’in de içinde bulunduğu diğer İttihatçılar gibi Osmanlıcılık ilkesine bağlı olduğunu biliyoruz.  Heyd’in de ifade ettiği üzere Arnavutluk İsyanı ve Balkan Savaşları onun Türkçü-Turancı düşünceye daha hızlı yönelmesine sebep olmuştur. Akçura’da da olduğu gibi Gökalp’te Osmanlı Türklerinin yabancılara oranla özellikle ekonomik sahada geride kaldıklarının farkındadır. Ona göre, Osmanlıcılık birleşme sağlayamadığı gibi ayrılıkları da arttırmıştır. Ekonomik durum da bunun önemli sebeplerindendir. Gökalp’te Akçura ile aynı düşünce de olarak Tanzimat’tan istenen sonucun alınamadığı, Batı’dan neyin alınması gerektiğinin bilinmediği,  Tanzimat’ın bir ikililik yarattığı, egemen sınıf ile toplum arasında bir uçurum meydana getirdiğini ifade eder.[1] Gökalp’in Batı karşısındaki durumu da ondan teknoloji ve ilmin alınması taraftarlığı şeklindedir. Taklitçiliği eleştirir. Özellikle “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak”  adlı eserinde bu konunun ayrıntıları hakkında bilgi alınabilir.

Heyd,  “İslamiyet” başlığı altında pek çok konu üzerinde cüretkâr ifadeler kullanmıştır. Gökalp’in açıklamalarını, sanki bu konuda ilk düşünen Gökalp’miş gibi yazmaktadır. Anlaşıldığı kadarıyla Gökalp’in yazdıkları dışında konuyla ilgili yazılan diğer yazılardan ya habersizdir, ya da kullanmak istememiştir. Mesela bu bölümde din ve devlet ayrımı, şeriat, kadınların durumu gibi konularda Akçura’dan habersizdir ve onunla ilgili kaynaklar gözükmemektedir. Yine buraya Ali Suavi’yi de eklemek gerekir.  Heyd çok şaşırtıcıdır ki, emin bir şekilde hilafetin kaldırılması, daha sonraki yıllarda Laiklik ilkesinin anayasaya konulması gibi durumları direkt olarak Gökalp ile bağdaştırır. Kadınlar ile ilgili olarak Akçura’nın görüşlerinden hiç bahsetmez.  Kur’an-Kerim’in Türkçeye çevrilmesi konusundaki fikirleri Gökalp’e dayandırırken, Akçura’nın aynı içeriği taşıyan fikrinden hiç bahsetmemektedir.[2]

 Daha önceden de belirttiğimiz üzere, Gökalp’in Türkçülük konusundaki öğretilerinin kaynaklarını biliyoruz. Heyd, onu besleyen kaynakların Avrupa’da meydana gelen Türkoloji çalışmaları, Ahmet Vefik Paşa, Süleyman Paşa gibi Osmanlı Türk aydınları,  İsmail Gaspıralı, Mirza Fetali Ahundzade, Hüseyinzade Ali Turan gibi dış Türkler kanalı olduğunu ifade eder. Bunun yanında İslam’da modernleşmenin temsilcilerinden Cemaleddin Afgani, Mısırlı Muhammed Abduh ve Rızaeddin Fahreddin’i de onu etkileyen isimler arasında saymaktadır.  Onun dil konusundaki sadeleşme yanlılığına rağmen, eski yazının korunması konusundaki düşüncesinin gerçekleşmediğini görmekteyiz. Heyd, Gökalp’in rejim konusundaki düşüncelerinde ise, Onun demokrasi düşüncesi içersin de olduğunu cesaretle savunmaktadır. Aynı şekilde milli ekonomi yanlısı tutumunu belirterek, bunun da gerçekleştiğinin altını çizer.

Eserinin son bölümünde ise Heyd Gökalp’in değerlendirilmesini yapmaya çalışmıştır. Burada önceden ifade ettiğimiz gibi Gökalp’i etkileyen fikirleri ele almıştır. Son cümlesinde ise; “Bütün konularda Atatürk’ün aşırı görüşlerini paylaşmakla beraber Gökalp, modern Türk devletinin teorik temellerini kendisinin attığını ileri sürebilir” ifadesine yer vermiştir.

Uriel Heyd

Çevirmen: A. Gökçe BOZKURT

İlgi Yayınları, 1. Baskı, Mayıs 2010, 208 Sayfa, ISBN: 9944978613


[1]Yusuf Akçura’nın Tanzimat’la ilgili düşünceleri için Bkz. François Georgeon, “Türk Milliyetçiliğinin Kökenleri Yusuf Akçura (1876-1935), 3. Baskı, Çev. Alev Er, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1999, s. 98-108.

[2] Bu konular hakkında Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Millet ve Tarih Şuuru adlı eserlerden faydalanabilir

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR