Türk Kültüründe Vampirler

Muhammed ŞENER

Bu yazıda ele alacağımız kitap editörlüğünü Ömer Ünal’ın yaptığı, Karakum yayınlarından Haziran 2018 de çıkan ve 2 ana başlık altında toplamda 19 başlıktan oluşan Türk Kültüründe Vampirler kitabıdır. Kitap kaynakça ile beraber toplam 170 sayfadır. Seçkin SARPKAYA ve Mehmet Berk YALTIRIK gibi alanında uzman iki akademisyen tarafından kaleme alınmıştır.

İnsanın var oluşunun en temel duygularından biri korkudur. Korkunun ise en temel ve kadim olanları ölüme ve bilinmezliğe duyulan korkudur. İnsan ilkel zamanlardan bu yana korkuyu algılamaya, kabullenmeye ve onunla baş etmeye çalışmıştır. Tüm bunları yaparken de korkuyu anlatmış, korkuyu söze yansıtmıştır.

Ölüm, ölümsüzlük, kan, yaşam, olağanüstülük, gece, karanlık ve bunların yanında birçok fantastik öğe belli bir eksende buluşturularak korkunun tasavvur dünyasına dâhil edilmiştir. Vampir en basit haliyle “varlığını sürdürmek için insan kanı emmesi veya içmesi gereken, ölümden sonra dirilmiş, hayali bir figür” ifadeleriyle tanımlanabilir. Dünyanın farklı bölgelerinde farklı kültürlerde birçok vampir örneğine rastlayabiliriz. Kuzey Afrika’da Obafiyo, Yunan halk bilgisinde Vyrkalokas, Özbek, Kazak, Tatar, Uygur ve Kırgız sahalarında ise Yalmavuz’un incelenmesi gerekmektedir.

Bu varlıkları herhangi bir olağanüstü varlıktan ayıran temel nitelikleri kan içmeleri, kan içerek zarar vermelidir. Bu bilgilerden hareketle vampir ölümden sonra dirilmiş veya hâlihazırda doğanın olağanüstü tarafında, karanlık dünyada bulunan, farklı kültürlerde çeşitli şekillerde adlandırılabilen, insan veya hayvan formunda olabilen, şekil değiştirebilen, çirkin, korkunç, şekil veya görünüm bozukluklarına sahip, mezarlıklar, harabeler veya dağ, orman gibi doğal alanlar başta olmak üzere çeşitli mekânlarda var olabilen, genelde geceleri aktif olan, insanların dünyasına, mekânına gelip insanlara ve hayvanlara zarar veren ve bunu onların kanını içerek yapan, en ayırt edici özelliği kan içmek veya emmek olan, büyüsel niteliklere sahip, doğrudan korku duygusuyla bağlantılı, çeşitli şekillerde engellenebilen veya öldürülebilen, olağanüstü nitelikleri bulunan bir varlık tipidir.

Eski Uygur Türkçesinin metinlerinden hareketle şeytan veya daha genel ifadeyle demon türünden varlıkları karşılayan birçok adlandırma vardır. Özellikle 3 adlandırma içgek, özüt ve yek Türkçe kökenli, Türkçeye ait kelimelerdir. Yek kelimesi Türkçenin en eski sözlüklerinden Divan-ü Lugat'it-Türk'te de vardır. Bu sözlükte kelimenin karşılığı "şeytan" dır. Yek Orta Çağ'a ait sözlüklerde kötü cin, şeytan, iblis gibi anlamlarla karşılanır. Memlük Devleti dönemine ait bir Arapça-Kıpçakça sözlükte yek, sert bir rüzgâr şeklindedir ve kendisine toz bulutları eşlik eder. Yek ifadesinin yemek fiilinden türemiş olabileceği düşünülmektedir ve bu varlık muhtemelen bir tür insan yiyicidir ve sonraki çağların edebiyatının yamyamıdır.

Çok yiyen, hiç doymak bilmeyen: Obur; Türk Dünyası anlatıları ve inançlarında en çok bilinen ve kendisine Balkan, Doğu Avrupa ve Rus halk bilgisinde de yer bulmuş vampir tipi oburdur. Türkiye Türkçesinde ve diğer Türk lehçelerinde günlük hayatta da kullanılan bir kelime olmanın yanında çeşitli fonetik farklarla mevcut olan obur kelimesi bir vampir tipinin adıdır. Farklı türk boylarında çeşitli fonetik değişikliklerle birlikte obur, hobur, ubır, upır, uvar, uvır, veber şekillerinde bilinen ve kullanılan bu kelime Türk kültürü için ortak bir vampir tasavvurunun adıdır.

Burada değinmemiz gereken bir diğer nokta da Obur veya diğer adlandırmalarıyla ubır, upır veya upir kelimelerinin Batı'daki vampir kelimesinin etimolojik kökeni olduğuyla noktadır. Çeşitli Avrupalı araştırmacıların da değindiği bu nokta ilgi çekicidir. Herhangi bir etimoloji çalışması yapmak bildirimizin sınırlarını aşacağı için bu özelliğe kısaca değiniyoruz. Obur, Türk mitolojisinin vampir tipidir. O ölümden sonra dirilen bir varlıktır veya hâlihazırda ruhani bir varlık olarak ortaya çıkar. Canlıların kanlarını emer, olağanüstü nitelikleri vardır, çeşitli kılıklara girebilir, genellikle geceleri aktiftir ve bir kişinin Obura dönüşmesini engellemek veya var olan bir Oburu durdurmak için çeşitli ritüeller gerçekleştirdik.

Orta Asya’nın Vampir Devi: YALMAVUZ;     Yalmavuz, Türk Dünyası anlatılarında, özellikle orta asya bölgesinde Kazak, Kırgız, Özbek ve Uygur sahası anlatılarında sıklıkla görülen bir tür dev veya cadı tipidir. Bu varlık Yalmavuz kelimesinin farklı şekilleriyle de anıldığı gibi Mıstan Kempir veya Mite gibi farklı ada sahip fakat benzer özellikleri gösteren dev veya cadı tipleriyle de karşılanabilir. Eset Süleyman "Altay Kültür Dairesinde Yalmavuz Tipi" adlı çalışmasında bu dev tipiyle ilgili detaylı bilgi verir. Onun verdiği bilgiye göre Uygurlar arasında Yalmavuz, Özbeklerde Yalmağız adıyla bilinen bu varlığın ismi Eski Türkçede cin anlamına gelen yel kelimesi ve boynuz anlamına gelen müngüz kelimesinin birleşmesinden oluşmuştur. Yalmavuz genellikle yedi adet olmak üzere çok başlı, yarı insan yarı hayvan karışımı melez, garip, insan gibi davranan, konuşan, düşünen, kurnaz, insanları kandıran, ak saçlı bir nine kılığında görünüp vahşiliğini saklayan korkunç bir varlıktır. İnsan etiyle beslenen Yalmavuz onları canlı canlı yer veya kanlarını emer. Birden fazla ruha sahip olup, ruhlarını nesnelerde saklayabilir. Kan emmek en tipik özelliklerinden biridir.

Osmanlı Tarihi Metinlerinde Vampirler: Konuyla ilgili önemli çalışmalar yapmış olan Giovanni Scognamillo, bu hususla ilgili önemli bir noktaya parmak basarak vampirlerin 19. yüzyıl öncesinde kurgusal bir malzemeden ziyade, adli vakaların, inceleme ve araştırmaların, dinsel tartışmaların, Engizisyon Mahkemeleri'nde kullanılan el kitaplarının ortak ve o dönemlerde inanılan konusu olduğunu söyler. Nitekim batı dillerinin "vampir" kelimesini aldıkları "upir" (upyr) tabiri de ilk olarak XI. yüzyılda bir pagan inanış' olarak Eski Rusça veya Eski Doğu Slavcası ile yazılmış Aziz Grigoriy’in Lafzı adlı paganlık karşıtı dinsel metinde geçmektedir. Osmanlı dönemine ait bazı tarihi metinlerde de hortlak-cadı tabiri kullanılarak vampir inanışından bahsedilmektedir. Bahsi geçen vakaların vampir başlığı altında değerlendirilemeyeceği yönünde bir söylem varsa da, hortlak ve cadı tabirinin vampirle bağdaştırılması, çalışmanın ilerleyen safhalarında görülecek Osmanlı kaynakları haricinde bazı batı kaynaklarında bile söz konusudur. Hatta konuyla alakalı bağlantıların fazlasıyla vurgulandığı görülmektedir.

Devlet-i Aliyye’nin meşhur şeyhülislamlarından Ebusuud Efendi’nin ilk duyanı hayli şaşırtan, içeriğinde geçen “vampir kazıklama” bahsi ile okurken pek çok açıdan Gotik dönemin romanlarını ve sinemanın korku klasiklerini anımsatan fetvaları olarak bilinen bu kaynak, kendisinden sonraki dönemlerde de doğrudan ve dolaylı atıflarda bir döneme değin güncelliğini korumuştur. Bu nedenle Osmanlı döneminde hortlak-cadı hadiselerinde hem inancın belli unsurlarını belirtmesi, hem de sıklıkla atıfta bulunulması nedeniyle XVI. Yüzyıl Osmanlı şeyhülislamlarından Mehmed Ebusuud Efendi’nin hortlaklarla ilgili fetvalarının ayrı bir yeri vardır.

Evliya Çelebi’nin Uyuzları, Oburları; Günümüz Türkiye Türkçesi'ne göre daha sadeleştirilmiş hali için Seyit Ali Kahraman'ın hazırladığı: "Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi adlı çalışmanın 7. cildine bakılabilir. Özetle Evliya Çelebi 1076 Şevval ayının yirminci gecesinde Pedsi Köyü'nde iken Abaza sihirbazları ile Çerkez sihirbazları gökyüzünde cenk ederler. Bu sihirbazlar çeşitli nesnelerin üzerine binmiş vaziyette gökyüzünde dövüşürler. Sabah olup horozlar ötünce sihirbazlar kaybolur ve Evliya Çelebi ile yanındakiler yerde çeşitli eşya kırıkları, hayvan leşleri düştüğünü görürler. Bunun dışında Evliya Çelebi o bölgede inanılan uvuz (obur) inanışı hakkında bilgiler verir, Karadeniz havzasında gelişmiş bir motifin yayılma alanına işaret eder. Burada hatırlatmalı ki obur tabirinin hortlak ve cadı anlamında Rize yöresinde de kullanıldığına dair rnemoratlar söz konusudur.

Konuya ilişkin çalışmalarla birlikte bu yöndeki üretimin daha da artacağı umulmalıdır. Nitekim önceki bölümlerde bahsi geçen Osmanlı kaynaklarında hortlaklara "ervah-ı habise" (kötü ruhlar, cinler) şeklindeki yaklaşımın dahi hâlâ (çeşitli sunumlarda ve sohbetlerde gözlemlediğim kadarıyla) Türkiye'deki insanlara hayli yabancı gelmesi söz konusudur. Bu yüzden konuyla alakalı sanat eserlerinin artışı bu algıyı yerle bir etmede başat rol oynayacaktır.

Tarihi malzemenin ve folklor malzemesinin yeniden değerlendirilmesi, bunların ışığında üretilecek edebi eserler, bilgisayar oyunları ve filmler aracılığıyla sunulabilir hale getirilmesi, mümkünse popülerleşmesi gerçekleşinceye dek bu önyargının süreceği açıktır. Osmanlı topraklarının dehşetli hikâyelerinin bilinirliği arttıkça aynı önyargının kırılacağı da muhakkaktır. Bu önyargının kırılacağı da kuşkusuz bu alandaki edebi ve sanatsal üretimleri etkileyecektir. En azından konunun geçmişine yönelik bir ilgi doğurması ümit edilmektedir.

Seçkin SARPKAYA & Mehmet Berk YALTIRIK

Karakum Yayınevi, 1.Basım, 2018, 176 Sayfa, ISBN: 9786052290149

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR