Türk İslam Medeniyetinin Yıldızları

Mehmet ÖSKAN

Sakarya Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden mezun olan yazarımız Feridun Eser’in yazmış olduğu kitap, “Türk İslam Medeniyetinin Yıldızları” adlı eseri 6 bölüm ve ekler bölümünden oluşmaktadır. Aslında eserin adını ilk duyduğumda Türk-İslam dönemi sanat eserlerinden bahsettiğini düşünmüştüm. Camiler, kervansaraylar, saraylar hakkında bilgiler almayı beklerken daha güzel bir içerik ile karşılaştım.

Eserin ilk bölümünde Türk-İslam Medeniyetinin özellikleri hakkında bilgi veriliyor. Türk-İslam kültür ve medeniyetinin temelinde öncelikle Kur’an ve sünnet ile birlikte İslam dinine ters olmayan eski Türk örf ve adetlerinin bulunduğu belirtilmekte. Günümüzde bazı kişiler tarafından dillendirilen İslam’ı anlamak için Kur’an’ın tek başına yeteceği düşüncesine yine kerim kitabımız Kur’an’dan Necm Suresi 34. ayet, Nisa Suresi 80. ayet ile birlikte, sevgililer sevgilisi Hz. Peygamber (sav) Efendimizin bazı hadisleri ile de cevap vermekte. Bu kültür ve medeniyetin yıkıcı değil yapıcı imar ve inşaya, insanı yaşatmaya yönelik olduğunu belirtmekte. Batı medeniyetinin insana bakış açısı sömürülecek bir varlık olarak belirtilirken, İslam’da insanın eşref-i mahlûkat (en şerefli mahlûkat) olarak görüldüğü, “yaratılanı severim Yaratan’dan ötürü” anlayışı ile hümanistlik anlayışı daha kimse bilmezken insan sevgisini ortaya koyan bir medeniyetten bahsediyor. Türk-İslam medeniyetinin ekonomi, tabiat, aile, vakıf anlayışı gibi daha birçok konudaki anlayışlar da yazarımız tarafından belirtilmekte.

II. bölümde başta Allah’ın (cc) elçisi Resulullah (sav) efendimizin veda hutbesi olmak üzere Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye ve Osman Gazi’nin de oğlu Orhan Gazi’ye nasihatlerini yazmış. Başlı başına bir insan hakları bildirgesi olan veda hutbesinin baştan sona yavaş yavaş ve tabiri caiz ise sindire sindire okunması gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle yazarımıza bu metni kitabına eklediği için teşekkür ediyorum. Şeyh Edebali ve Osman Gazi’nin nasihatlerinde ise yönetici olmanın püf noktaları bulunmakta.

III. bölümde Türklerin imanî ve itikadî mezhepleri olan Hanefilik ve Maturidilik mezheplerinin kurucuları Numan bin Sabit (İmam-ı Azam Ebu Hanife) ile Ebu Mansur Muhammed bin Mahmud es-Semerkandi’nin (İmam Maturidi) hayatlarını ve hadis âlimi İmam Buhari ve İslam felsefesinde yeni bir çığır açan İmam Gazali’nin hayatlarını anlatmış. Yatsı namazı abdesti ile sabah namazını eda eden İmam-ı Azam’ın gerek Emevî gerekse Abbasî döneminde zulme maruz kalmasına rağmen doğruluktan sapmaması ve inançsız bir kişinin Allah’ın (cc) varlığı ve birliği ile ilgili sorduğu sorulara bir çocuk olarak verdiği cevaplar çok önemlidir. 70.000’den fazla hadisi aktarıcıları ile birlikte ezbere bilen İmam Buhari’nin eseri “Sahih-i Buhari”’yi 16 yılda oluşturduğunu öğrendiğinizde bu konuda ne kadar titiz davrandığını da görüyorsunuz. Felsefî metotla felsefeye damga vuran kişi olarak da bilinen İmam Gazali ile ilgili okuduklarınız sizi hayrette bırakabilir.  

IV. bölümde Türk ve Türk-İslam tarihinin en önemli vezirlerinden biri olan Nizam-ül Mülk’ün hayatından bahsederken, V. bölümde ise Türk-İslam dünyasındaki tasavvuf ve tarikat anlayışından bahseder. VI. bölümde konuyu; 63 yaşına geldiğinde Hz. Peygamberin yaşını geçtiği için ömrünün kalan kısmını bir çukur içinde geçiren Ahmet Yesevî’nin; yolunu kesen eşkıyalara kendisinde kırk altın bulunduğunu söyleyecek kadar doğruluktan taviz vermeyen Abdülkadir Geylani’nin; kendisi ilk esnaf teşkilatını eşi Fatma Ana ise dünyanın ilk kadın teşkilatı olan “Baciyan-ı Rum”u kuran Ahi Evran’ın; değeri dünya tarafından anlaşılan ve 2007 yılı O’na atfedilen Mevlana’nın; “en değerli varlık insandır, gönül yıkmak Kâbe’yi yıkmak gibidir” diyen, musahipliği (ahret kardeşliği) önemseyen Hacı Bektaş Veli’nin; “Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için.” diyen Yunus Emre’nin; Türkler arasında oldukça yaygın olan Nakşî tarikatı kurucusu Şah-ı Nakşibend Bahaddin Buharî gibi büyük mutasavvıfların hayatlarına getirmektedir.

Velhasıl yazar son söz olarak batılıların medeniyeti, teknoloji üretimi ve kullanımı olarak gördüklerini, oysa bizim medeniyet dediğimizde ahlakî ve edebî olarak insana yakışır davranışlar sergilemek olarak algıladığımızı, buna muhalif davrananların ise asla medenî olamayacağını belirtiyor. Yine Avrupa’nın sahte kahramanları yerine kendi kültürümüzün kahramanlarını tanımak ile gençlerimizi daha iyi yetiştireceğimizi anlatmakta.

Bir an evvel Türk ve Müslüman olarak titreyip kendimize dönmeliyiz.

Feridun ESER

Beşiz Yayınları, 2016, 184 Sayfa, ISBN: 978-605-9974-39-4

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR