Sözde Kızlar

Semanur ULU*

Sözde Kızlar, Peyami Safa’nın ikinci ve ona edebi ününü kazandıran romanı. Roman mütareke döneminde babası Manisa’da Yunan askerlerince tutuklanan Mebrure adlı bir genç kızın babasını aramak üzere Manisa’dan İstanbul’daki akrabalarının yanına gelmesini konu ediniyor. Mebrure’nin İstanbul’daki akrabası Nafi Bey vefat etmişse de onun eşi Nazmiye Hanım, kızı Nevin ve oğlu Behiç Şişli’de bir köşkte yaşamaktadır. Mebrure’yi evlerine alıp yardımcı olan bu aile Batılı tarzda bir yaşama özenmekte ve sefahat içinde yaşamaktadır. Evlerine sürekli kendileri gibi konuklar gelmektedir. Belma, Salih, Siyret, Naciye, Güzide, Nizamettin… Yalnız Nadir bunlardan biraz daha farklıdır. Mebrure ile de iyi anlaşacak, onun babasını bulmasına yardımcı olacak ve Fahri ile tanışmasını sağlayacaktır. Diğer yandan günler geçtikçe Mebrure köşkteki hayatın rahatsızlık verici yönlerini iyice anlayacak bir an evvel kurtulmak isteyecektir. Ondan hoşlanan Behiç ise Mebrure’yi çeşitli oyunlarla kandırarak kendine bağlamak istemektedir.

Bütün bu olaylar zinciri içinde Peyami Safa’nın Fatih-Harbiye romanında da yaptığı gibi Doğu-Batı ikiliğine dair bir tartışma yürüttüğünü görüyoruz. Konaktakiler Batı’yı ve Batılılığın Türk toplumuna yozlaşmışlık olarak sirayet edişini temsil ederken Fahri ve Mebrure Türk-İslam değerlerinin temsilidir. Nitekim Mebrure’nin düşüncelerini şu cümleler çok iyi anlatıyor: “Mebrure için bu köşk, büyükten küçüğe, kadından erkeğe, teklifsizden yabancıya kadar hep sefih, zevk düşkünü, hafif meşrep insanlarla dolu. Bunlar, dümeni kopmuş, freni kırılmış bir otomobil içinde, yüksek, dik bir bayırdan aşağıya alabildiğine giden, fakat vartayı ya hissetmeyen, yahut seve seve kabul eden insanlara benziyorlardı.”(s.72) Mebrure’nin köşkteki deneyimleri bilhassa Nevin ve onun kız arkadaşlarının davranışları onu böyle düşünmeye itiyordu. Romana adını veren “sözde kızlar” ifadesini de yine Köşktekilerin temsil ettiği kötü yönlerin taşıyıcısı olmayan Nadir’in ağzından duymaktayız. Köşktekiler üzerine Fahri ve Mebrure ile konuştuğu sırada romana rengini veren şu cümleleri sarf ediyor: “Sözde kızlar! Serbest kaldıkları zaman gördüğünüz şeyleri çekinmeden yapan bu mahluklar, koca aramaya başlayınca sıkılgan, utangaç, tecrübesiz, saf görünmesini de pek iyi bilirler.”(s.129-130)

Matmazel Noraliya’nın Koltuğu yahut Yalnızız’daki lezzeti bulamadığımız bu roman Peyami Safa’nın roman tekniği açısından görece zayıf olduğu bir dönemin ürünü. Romanda karakter bulunmuyor, bütün anlatı tiplemeler üzerine kurulu. Bu tipler kendilerine biçilen roller içinde hareket ediyorlar. Tango kızlar, çapkın, mirasyedi erkekler, külhanbeyleri, Anadolu sevdalısı genç, Anadolu ve Doğu’nun değerlerini temsil eden saf, temiz genç kız… Bunlar eser boyunca kendilerinden beklendiği gibi davranıyorlar. Sınırların dışına çıkmıyorlar. Tiplerin Peyami Safa’nın yürütmek istediği tartışma için araç olarak kullanıldıkları da ayan beyan ortada. Sonraki eserlerinde olduğu gibi düşünce hissettirilmeden kurguya ince ince işlenmiş değil. Adeta didaktik bir kurgunun içinde anlatmak istediği düşünceleri Doğu’yu, Anadolu’yu temsil eden tiplemelerin düşünceleri ya da konuşmaları aracılığıyla dile getiriyor. Örneğin saf bir Anadolu genci olan Fahri köşk halkına hitaben şu sözleri söylemek istediğini Nadir ve Mebrure’ye söylüyor. “Siz benden değilsiniz, Türk ve Müslüman cemiyetinden değilsiniz, bu memlekete izini belli etmeyen kör yılanlar gibi sokulmuşsunuz, siz bizden değilsiniz, siz hiçbir milletten değilsiniz, (…)”(s.214) Peyami Safa’nın roman boyunca anlatmak istediği şeyi bu cümlelerle özetlediğini bile söyleyebiliriz kabaca. “siz hiçbir milletten değilsiniz” ifadesi romanın teması olan doğu-batı ikiliğini o kadar güzel anlatıyor ki. Evet onlar doğulu değildirler, doğunun değerlerine, adetlerine çoktan sırt çevirmişlerdir. Ama batılı da değillerdir. Batı medeniyetinin ruhunu anlamaya muvaffak olamamışlardır. Sadece onlara has bir takım tüketim alışkanlıklarını ve sosyal ilişkileri doğal olamayacak kadar mübalağalı bir şekilde taklide çalışmaktadırlar. Onlar yozlaşmış bir kültürün üreticisi ve taşıyıcısıdırlar. Mütareke dönemini konu edinen başka romanlarda da aynı temaya rastlarız. Örneğin İstanbul’un yozlaşmış ve umursamaz insanları Yakup Kadri’nin Sodom ve Gomore’sinin de konusunu teşkil eder.

Nihayetinde Sözde Kızlar, mütareke döneminin ruhunu anlamak açısından olduğu kadar Peyami Safa’nın his ve fikirlerini öğrenmek için de ihmal edilmemesi, okunması gereken bir Türk klasiğidir.

* Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi, Lisans Öğrencisi

Peyami Safa

Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2018, 240 Sayfa, ISBN 978-975-437-050-8

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR