Son Bilgiler Işığında Kürşad İsyanı

 

Enver Gerdancıoğlu

Prof. Dr. Tilla Deniz Baykuzu’nun, Taiwanlı bir tarihçinin 639 yılında yaşanan olaylarla ilgili bir makalesini okuması, bir bakıma böyle bir çalışmanın ortaya çıkış sürecini başlatmış olur. Çünkü Baykuzu’nun makaleyi okuyunca hissettiği heyecan ve coşkunun yanı sıra, “Niçin bir efsane gibi dilden dile dolaşan bir isyanın analizini biz Türkler yapamadık,” kızgınlığı bu eserin çıkışının miladını oluşturur.

Tilla Baykuzu’ya göre bu durumun en mühim sebebi, milletimizin aklının, gönlünün ve hafızasının baş köşesine bağdaş kurup oturmuş, Atsız Beğ’in romanına dayanan bir Kür Şad sevgisinin (bilgisinin) bulunmasıdır. Hatta Tilla Hoca, ülkemizdeki birçok akademisyenin dahi bu olayı romana göre yorumladıklarına şahit olmuştur.

Yazara göre bu tamamen yanlış bir inanıştır. O, bu çalışmaya başlarken milletimizin hafızasına yerleşmiş bulunan bu yanlış olguyu yıkmayı ve isyanı bütün gerçekliği ile anlatmayı hedeflemiştir. Üstelik birçok kişinin bu araştırmayla karşılaşacağı yeni bilgilere veya olayın gerçek haline itiraz edeceklerini, kabul etmeyip kırıcı davranabileceklerini de göze alarak bu çalışmayı yapmıştır. Bir de bunu yaparken etkisi altında kalmamak için Atsız Beğ’in mahut romanını hiç okumadan yola çıkmıştır.

Kür Şad İsyanı’nı  daha iyi anlatabilmek amacıyla kitap üç bölüme ayrılmış, ilk bölümde Göktürklerin ve Çinlilerin o çağlardaki siyasi ve askeri durumları, ikinci bölümde isyanın yapıldığı saray ve diğer Çin sarayları hakkında mimari bilgilere, planlara ve resimlere yer verilmiş ve son bölümde de isyan olayı anlatılmıştır.

İlk bölümü okurken Türkler için söylenegelen “Türkler savaş meydanlarında kazandıklarını masa başında kaybederler,” sözü gerçekten bizim için kaçınılmaz bir mukadderat mı diye düşündüren bir vakayı da İl Kağan döneminde görüp hayıflanıyorsunuz.

Bu bölümde; Türklerle baş edebilmek için Çinli Beylerden Sağ Muhafız Generalliğine yükseltilen Li Yuan’nı, Türk gibi düşünen Türk gibi savaşan iki bin civarı asker yetiştirmesine şahit olup şaşırıp kalıyorsunuz.
Li Yuan bu seçme birliğe özel eğitim uygulayıp Türk gibi yaşamayı öğrettir. Artık, bu iki bin kişiden mürekkep birlik Türkler gibi oturup kalkar, Türkler gibi beslenir. Aynı zamanda Türkler gibi ata binmeyi ve ok atmayı da öğrenirler. Bu yapılanın ileride nasıl büyük başarılara imza atacağını yine kitaptan öğreniyoruz. Li Yuan’ın bütün hal ve hareketleri ile Türkleştirdiği ordusunun başarılarını gördükçe Ziya Gökalp’in meşhur “Türk, Türkleştikçe kuvvetlenir” sözünü anımsıyor ve bizim de eski görkemli günlerimize dönmemiz için her şeyiyle Türk aşığı olup Türk gibi yaşamamız gerektiği muhasebesini yapmaya başlıyorsunuz.

İkinci bölümde verilen aşırı teorik bilgiyi de okuduktan sonra üçüncü bölüm (ve asıl bölüm) olan isyanın öncesini, isyanı ve isyanın sonrasının anlatıldığı kısma geliyorsunuz. Burada, Bozkurtlar romanındaki isimleri ile Kür Şad’ın ağabeyi Tulu Han ile amcası Kara Kağan’ın naaşlarının imparatorluk mezarlığına defnedildiğini ve (hala bulunamasa bile) ikisinin de mezar başlarına birer kitabe dikildiğini görüyoruz.

Bu kitapta beni en çok şaşırtan yer ise Kür Şad’ın abisi ile 627 yılında Çin’e sığınması ve isyana kadar Chung-lang Komutanı ünvanı ile Muhafız ordusunda görev almasının anlatıldığı yer oldu. (Şayet kitabı hala okumadıysanız şu an aynı şaşkınlığın içine girmiş bulunuyorsunuz, hayırlı olsun!)

Çin İmparatoru yazı ve kışı geçirmek için iki ayrı saray kullanmaktadır. Tarihimizdeki yerini “Kür Şad İsyanı” olarak alacak olan bu kutlu isyan, imparatorun yazı geçirmek için kullandığı Chiu-ch’eng Sarayı’nın Hsüen-wu Kapısında gerçekleşir. Yazara göre bu kapı aynı zamanda Kür Şad’ın da görevli olduğu kapıdır.

İmparator 13 mayıs günü yazı geçireceği Chiu-ch’en Sarayı’na doğru yola çıkar. Bu kafilenin içerisinde Kür Şad da vardır. Yol boyu, arkadaşları ile yapacakları saldırının planını konuşup netleştirir. Plana göre dışarı çıkması düşünülen kişi genel kabul olan İmparator’un aksine onun 11 yaşındaki oğludur. 11 yaşındaki prensin dışarı çıkma anındaki kargaşalıktan yararlanılıp içeri saldırı yapılacak, prens orada tutulup öldürülecek ve zaman kaybetmeden İmparator’un yatak odasına ulaşılacaktır. O gün, isyanın gerçekleşeceği 19 Mayıs günü, hava şartlarından dolayı küçük prens dışarı çıkmaz. Bunun üzerine bildiğiniz gibi Kür Şad ve 40 civarı arkadaşı saraya baskın verir. Olanlar olur, Kür Şad ve yanında sağ kalan bir miktar Gök Türk cengaveri geri çekilmek zorunda kalır.

Son Bilgiler Işığında Kür Şad İsyanı kitabına göre yanlış bilinen bir diğer husus ise Kür Şad’ın son çarpışmasını Vey Nehri kenarında yapmış olduğu sanısıdır.

Çinli vakanüvislere göre Kürşad ve arkadaşları başarısız olacaklarını anlayınca sarayın ahır bölümünden apardıkları 20 civarı atla Chi-u ch’eng sarayından çıkıp kuzeye doğru yönelmişlerdir. Tilla Deniz Baykuzu’ya göre de bu durum son derece mantıklıdır, normaldir. Çünkü birçok Türk boyu sarayın kuzey bölgesine konuşlanmıştır. Kürşad’ın bunların yanına ulaşmayı düşünmesi son derece doğaldır. (Zaten Bozkurtlar kitabında da Kürşad saraydan çıktıktan sonra “Kuzeye!” diye emir verir.) Oysa Vey ırmağı sarayın güneyinde ve 90 km uzağındadır. Üstelik Vey nehri ile Saray arasında bulunan Pai-chiu Dağı’nda konuşlanmış General Li Ching’in askerleriyle karşılaşmadan nehre ulaşmaları imkansızdır. Bu yüzden Kürşad ve arkadaşlarının Bozkurtlar kitabında da bahsedildiği gibi kuzeye gittikleri kesindir. Bundan dolayı güneyde bulunan Vey ırmağına doğru gitmemişler, kuzey de bulunan Ma-tang nehrine yönelmişlerdir.

Bunun Vey ırmağı olarak yazılması sadece bir yazım hatasından öte bir şey değildir.

 Bozkurtlar Kitabına Göre Doğru Bilinen Yanlışlar

*Bozkurtlar romanında geçen Kara Kağan’ın ismi gerçekte İl Kağan’dır.

*Bozkurtlar romanına göre Kara Kağan’ın büyük bozgundan bir süre sonra yakalandığı anlatılır. Oysa Tilla Hoca’ya göre bu durumda yanlıştır. Doğrusu; İl Kağan tarafından küçük kağan ilan edilen amcası İşbara Alp’in  emri ile oğlu Chung tarafından tutuklanıp Çin’e götürüldüğüdür.

*Kara Kağan’ın ölümüne üzülüp intihar eden kişi İşbara Alp değil Kağan’ın sadık adamlarından Ulu Taygun’dur.

*Kürşad ve ağabeyi Tulu Han, Çuluk Kağan’ın değil, Çuluk Kağan’ın ağabeyi Şipi Kağan’ın oğludur.

*Kür Şad savaşta esir alınmamış 627 yılında kendi isteği ile ağabeyi Tu-li (Tulu) ve ailesiyle birlikte Çin’e sığınmıştır.

*Kürşad son bozgun savaşında esir olmamış o savaştan üç yıl kadar önce kendi isteği ile gelip teslim olmuştur.

 *Baskın planına göre her gece dışarı dolaşmaya çıkan Çin hükümdarı değil onun 11 yaşındaki oğludur.

*Kürşad’ın maktul olduğu son çarpışması Vey ırmağı kenarında değil Ma-fang nehri üzerinde gerçekleşmiştir.

*Bozkurtlar kitabının aksine Tulu Han’ın oğlu (Urku Tigin) kurtarılmak üzere sarayda değil bizzat isyana katılan ve sarayı basan grubun içerisindedir.

*İsyanın başarısız olmasından sonra Kürşad ve arkadaşları Ötüken’e değil en yakın Gök Türk yerleşim birimine kaçmayı düşünmüşlerdir.

 *İsyan Bozkurtlar kitabında belirtildiği gibi Çin’in başkentinde değil, imparatorun yazlık saray olarak kullandığı ve başkente 170 km uzaklıkta bulunan Chiu-ch’eng’de gerçekleşmiştir.

Sonuç

Birçok fotoğraf, plan ve belgelerle desteklenen bu kitap ardıllarına vereceği cesaret, yeni araştırmacıların yollarına tutacağı ışık bakımından çok önemli bir çalışmadır. Ayrıca bir efsane olup diden dile dolaşan, bize heyecan veren bu kutlu isyanın ilmi bir analizi olması açısından da son derece mühim bir eserdir.

Kitap bize bildiğimizin aksine bir Kürşad profili sunuyor olsa da bu yıl 6. defa okumaya niyetlendiğim Bozkurtlar kitabının yanında bu çalışmanın da insan ömründe en az iki defa okunması gerektiğini düşünüyorum.

Tilla Deniz Baykuzu

Kömen Yayınları, 1.Baskı, İstanbul, 2016, 133 Sayfa, ISBN: 978-605-518-48-41

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR