Sokakta

Burak Atıcı[1]

Bu yazı, en az değerlendirilen kitap kadar ilginç olacak bir kitap değerlendirme yazısıdır. İnsanın varoluşundan beri içinde bulunduğu mücadelenin bir nevi dışa vurumudur. Yanlış hatırlamıyorsam 2005 senesiydi. Çocukluğumdan beri hep bir mücadelenin tarafı olmuş ben, bu sefer 64 kareden oluşan satranç isimli strateji, akıl ve hissiyat üzerine kurulu bir zekâ oyunun tarafıydım ve rakibimle mücadele halindeydim. Satrançla ilgili olanların bileceği üzere oyun "pat" ile sonuçlanmıştı. Yani berabere bitmişti. Ben de diğer maç başlamadan önce kafamı biraz toparlamak için lavaboya gitmiştim ve elimi yüzümü yıkıyordum. O arada yanıma o okulun temizlik işlerini yapan bir teyze yaklaştı. Beni yanaklarımdan öptü, başımı okşadı ve bana benim o zamanlar anlamını idrak edemeyeceğim bir rozet hediye etti. Rozette "Bütün Ümidim Kendimde" yazıyordu. O teyze bana bu rozeti asla kaybetmememi söyledi. Büyük insanlık âleminin bir parçası olan şahsımın varoluşundan beri süre gelen mücadelesinde o rozette yazılı olan sözün asli metodum olacağını o zaman asla bilemezdim. Ancak o sözün anlamını hemen idrak eden bir kişi vardı: Annem. O günden sonra annem o sözü bana asla unutturmadı. Nitekim her anne kendi evinin evliyası değil miydi?

Bahaeddin Özkişi, 1928 yılında İstanbul'un Fatih semtinde doğdu. İstanbul'da 20. Yıl İlkokulunda (1939), Karagümrük Ortaokulunda (1942; şimdiki adı: Ahmet Rasim Lisesi) okudu. Daha sonra Sultanahmet Sanat Enstitüsüne devam etti. O sıralarda ilk hikâyelerini yazmaya başladı. Sanat Enstitüsünü bitirdikten sonra Haliç Tersanesinde ustabaşı oldu.

Askerliğini 1947'de Erzurum'da yaptı. Yeşilköy Hava Alanında çalıştı. Daha sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Makina Fakültesi Teknoloji Kürsüsünde kaynak atölye şefi oldu. İki yıl Almanya'da kaldı. Orada Elektrik Ark Kaynak Öğretmen Okulunu bitirdi. Sonra kaynak öğretmenliği konusunda ihtisas yaptı. Almanya'da kaldığı sırada batı dünyasını da yakından tanıma fırsat buldu. Yurda döndükten sonra Devlet Havayollarında oto makinisti (1951-55) oldu. 1956'dan vefatına kadar da İTÜ'de kaynak öğretmeni olarak çalıştı. Yeşilköy hava alanında çalıştığı sıralarda, tanıştığı edebiyat ustaları kendisiyle yakından ilgilendi. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın evindeki bir sohbette, yazdıklarını dinleyen Tanpınar, "Devam et evladım. Sen on tane Sait Faik edersin" der. Süheyl Ünver'den tezhip dersleri aldı. Cam üzerine tezhip çalıştı. Bir yandan da eski İstanbul evlerinin maketlerini üç boyutlu ve dört cepheli olarak yapmaya uğraştı. Bu çalışmaları sırasında yazmaya ara vermedi. 1959'da hikâyelerini Bir Çınar Vardı adlı kitapçıkta topladı. Bu kitapçık otuz hikâyecikten meydana geliyordu. 1960-1969 yılları arasında yazdığı hikâyeleri kitap halinde bastırmadı. Akbaba dergisinde mizah öyküleri yayınladı (1960-65). 1969 yılında evlendi. 1970-1971 yılları arası Köse Kadı, Uçdaki Adam, Sokakta olmak üzere üç roman yayınladı. Yayınlamadığı hikâyeleri yeniden gözden geçirilip ilâvelerle Göç Zamanı adıyla basıldı. Başlamış olduğu diğer romanı Anadolu'da ahilik teşkilatı ve sünni-şii çatışmaları ile ilgilidir. Ama bu romanı, tamamlanmamıştır. Köse Kadı’nın ilk baskısı 1974'te, bunun ikinci cildi (devamı olan) Uçdaki Adam 1975'te basıldı. 1975 Peyami Safa Roman Yarışmasına katılan Özkişi, Sokakta adlı romanıyla başarı ödülü aldı. Arkasından da Göç Zamanı basıldı. Vefatından bir hafta sonra satışa arz edilen bu kitap Türkiye Milli Kültür Vakfı'nın başarı ödülüne lâyık görüldü. Ödül, eşi tarafından alındı. 1979'da kitaplarının ikinci baskıları yapıldı. Köse Kadı’nın üçüncü baskısında Ötüken Yayınevi'nce "Köse Kadı ve Uçdaki Adam" birleştirilmiş adı Köse Kadı olmak üzere tek kitap olarak basıldı. 1975 yılında vefat etti.

Bu yazıda değerlendireceğim Bahaeddin Özkişi'nin Sokakta eseri bir polisiye hikâyeden insanın iç dünyasına, insanın iç dünyasından yaradılışa, yaradılıştan manaya, manadan maddeye ve sonuç olarak varlığın ve birliğin tek sahibi olan Allah'a uzanan 150 sayfalık dev bir külliyat. Modern dünyanın Rönesans, reform ve bu süreçlerin getirisi olan aydınlanma düşüncesinin tesirinde yaşadığı ruhi bunalımlar eserde ustaca anlatılıyor. Bu sürecin Tanzimat ile bize yansıması olan Doğu-Batı çatışması ise çok ince şekilde ortaya konuluyor ve okuyucuya üçüncü bir yol çiziliyor. Tıpkı Hayme Ana'nın Söğüt'te salladığı Mızık Çamı'ndan ortaya çıkan meşakkatli yol gibi. Yazar bu anlatımı yaparken ise olayları bir sokak çevresinde somutlaştırarak betimliyor. Eserin çıkış noktasını ise o sokakta meydana gelen bir cinayet oluşturuyor. Parçadan bütüne ulaşmaya çalışan bu eser bir yönüyle de alegorik özellikler taşıyor. Onlar insanın sonsuz mücadelesindeki düşmanlarını, doktor insanın aklını, komiser insanın vicdanını ve komiserin çocukluk arkadaşı ise insanın imanını temsil ediyor. Bu dört alegorik karakter içinde bulundukları somut olayı çözümlerken âdemoğlunun hikâyesindeki durak noktalarına uğruyor ve âdemoğlunun her hâliyle sınırlarını görüyorlar. Başı belli ama sonu olmayan bu yolda Bahaeddin Özkişi bizlere sonu bize bağlı bir hikâye bırakıyor. Eğer bu hikâyeyi idrak edebilirseniz, hikâyenin sonunu sokağınızda, mahallenizde, ülkenizde, kavganızda hatta davanızda yazabilirsiniz. Unutmayın, akıl insana verilmiş en büyük nimetlerden birisidir. İnsan her şartta aklını kullanarak bu fani dünyayı daha yaşanabilir bir hâle sokmak için mücadele etmelidir. Ancak bilmelisiniz ki akıl sizi deniz kenarına kadar götürür. Denizi geçmek istiyorsanız imana ihtiyaç duyarsınız. İman ise tek ümit kaynağınız olan sizin içinizdeki ruhta ve size o ruhu üfleyen Yaratıcı'da gizlidir. Eğer siz bu yolda ruh kökünüzü yanlış yerde ararsanız sonunuz eserde anlatılan üzüm gibi olur. Ya verimsizleşir hayat mücadelesinden koparsınız ya da kökünüzü size ait olmayan bir kavak ağacına bağlarsınız. Böylece ya meyvesiz bir bağ olur ya da görünümde alımlı ancak tat olarak ağza sürülmeyecek kadar acı bir üzüm olursunuz. Velhasıl artık siz her hâlükârda mücadelede kaybeden tarafsınızdır.

Sonuç olarak Bahaeddin Özkişi'nin akıcı üslûbu, enfes kurgusu ve derin tahlilleri ile okuyucuda çok büyük tesirler bırakan bu nadide eseri okumanızı tavsiye ederim. Ben okurken merhum Bahaeddin Özkişi'ye, eseri bana ulaştıran Oğuzhan Saygılı hocama bolca dua ettim. İnşallah siz de bu yazı vesilesi ile kitabı okuyup bana bolca dua edersiniz. Keyifli, bilgili ve feraset dolu okumalar...

[1] İstanbul Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Siyaset Bilimi Ve Kamu Yönetimi Bölümü, Lisans Öğrencisi

Bahaeddin ÖZKİŞİ

Ötüken Neşriyat, 1. Baskı, İstanbul, 1975, ISBN:975-437-008-7

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR