Sır Katibi

“Sır Kâtibi”nin Sırları

A.Yağmur Tunalı

Hâtıra okumayı severim. Seyahatname ve biyografi okumayı sevdiğim kadar severim. İnsanı ve hayatı aracısız veren romanlar, hikâyeler değil, onlardır. Objektif bilgi edinmek için pek tabii başka türden eserler okunur. Özellikle akademik hayatta, hatıralarda yazılanları başka bir yerde doğrulamadan kullanmayı tercih etmezler. Haklıdırlar. Çünkü objektif gerçeklik karşısında en zayıf belge kişinin yaşadıklarını nakletmesidir.

Hâtıra eserlerine çeşitli açılardan bakılabilir. Her söyleneni doğru ve gerçeğin kendisi kabul etmek gerekmez. Anlatanın dili, yazma kabiliyeti ve anlatılanların ilgi çekiciliği önemlidir ve o da her okuyucuya farklı görünebilir. Yani çok çeşitli bakışlar getirilebilecek bir meseledir. Bir bakıma yüz yüze konuşma gibidir. Anlatan kendisini size nasıl gösteriyorsa öyle dinlersiniz. Süzme ve yorumlama okurken başlar ve asıl hüküm sonraki iştir.

Farklı bir hâtıra kitabı

Aysel Yüksel’in Sır Kâtibi, bu dediklerimize pek uymaz. İstisnâî bir hâtıra anlatmadır. Merkeze kendisini almaz. Yazıcılığını ettiği büyük isme bağlanır. Bizzat yaşadıklarında bile kendisini aradan çeker. Başka şahidliklere başvurmasında da bu kendini öne çıkarma endişesinden kurtulma gayreti sezilir.

Kitabın alt başlığında “Sâmiha Ayverdi ile 36 yıl” ibaresi var. 36 yıl, bir insanın çalışma ve verimlilik ömrü kadar bir zaman demek. Ömrü memleket meselelerini yazmak, konuşmak ve daha önemlisi insan yetiştirmekle geçmiş bir Ulu’nun dizi dibinde 36 yıl. Bu, hem büyük bahtiyarlık, hem de büyük sorumluluk işidir. Eskiler ”Kurb-i sultan, âteş-i sûzan” derlerdi. Sultanın, büyük kişilerin yanı başında olmak kolay değildir, zorluğu açıktır ve hatta yakıcıdır. Hata götürmez. “Büyük dağın büyük derdi”ne ortaklık gibi bir durumdur. Her can kaldıramaz.
Aysel Hanım’ın bu güçlüğü hissettiren ifadeleri de var. Hatta eserin sonuna kadar bu dikkat ve endişeye titizlenildiğini belirten satırlar sıkça gelir. Bu bir derviş dikkatidir. Kendini öne çıkarmamak, kendinden bilmemek, her değeri, her iyiyi, her güzeli O’ndan bilmek, hocasına bağlamak şaşmaz ilkedir. Kolay iş olmadığı açık.

O dikkatin kaynağı

Sır Kâtibi Sâmiha Ayverdi’nin Aysel Hanım’a verdiği sıfattır. Önemli bir görev olduğu adından bellidir. Eseri bu sıfatın duyurduğu dikkatle okuyanların o sırlardan ne kadarını bize naklettiğini düşünmeleri tabiidir. Ancak satırlar ilerledikçe sırların söylenmek için olmadığını düşündüren satırlar gelir. Herkese herşey anlatılmaz. Herkes için olanı işte bu ve benzerleridir.

Anlarsınız ki Sır Kâtibi, hayatta en fazla o hatırayı incitmekten çekinmektedir. Bunun için söyleyeceklerini bize fazla gelecek bir itina ile seçer. O terbiye öyledir. Yirminci asrın Işığında Müslümanlık kitabını okuyanlar bu titizliğin nereden geldiğini anlarlar. O kitapta Sâmiha Ayverdi ve diğer üç hanım edip arkadaşı böyle bir dikkatle konuşurlar. Anlattıkları büyüklüğünü ifade edemeyecekleri bir büyüktür. O muazzam eserde, çağın düşünce birikimi ve bütün bir geleneğin izinde o büyüklük olağanüstü bir yazışla verilir. Yüksek seviyede bir edebiyat, felsefe ve tasavvuf çözümlemesi vardır.

Aysel Hanım o eserdeki dikkatle devam eder. Öyle cesur değerlendirmelere girmez. Onu tevazuuna ve gördüğü vazifeye uygun bulmaz. Uygun bulmamak bir yana büyük yanlış ve kendisi için affedilmez hata saydığını düşünürsünüz. Benim işim o güzel ağızdan çıkanı yazmaktır. Ben sadece yazıcıyım, benden sızan odur, demek ister. Bunun üzerinde ısrarla duruyorum; çünkü düne aid kaybettiğimiz değerler arasında pek mühim yeri olan bu kendini yetiştiricisinde görme edebini anlayacak durumda değiliz. Başka bir insanı, başka bir terbiye sistemini gösteriyor. Bu, doğrudan kaynağa giden bir anlayıştır. O kaynağa sıkı sıkıya bağlananlar onar. Yol böyle yürünür. Türk zihniyeti bu bakışla dünya hâkimiyetine ulaştı.

Sır söylenemeyecek olandır

Aysel Yüksel’i tanıyanlar, böyle bir esere şaşmazlar. Kendini çekerek yazacağı onlara apaçık bir gerçektir.  Çünkü adı üstünde “Sır Kâtibi”dir ve onlar özellikle susarlar. Israrla ve zevkle söylemeliyim ki kendilerini çekip konuyu ve o konuyu açan hocalarını konuştururlar. Büyük bir dikkat ve titizlikle demeyi yine ihmal etmiyorum. Okuyan, bu yoldan çok şey söylendiğini görür. O dünyayı ve o dünyada olanları az çok tanıyan bir kimse, söylenenin söylenmeyene göre azdan az olduğunu bilir. Böyle bir ince ayarın konunun gereği olduğu bellidir. Sır sırdan anlayanlara söylenir. Onun esintisi de bizim gibi ihtiyacı ve anlama kapasitesi belli ölçüde olanlar içindir. Bu tür kitapları öyle görmek ve öyle değerlendirmek gerek. Yazan, yazdığını süze süze bize bazen tadımlık verecek, bazen de kapıları açarak “hadi gir!” diyecektir. Yine kendini çekerek ve asıl konusuna bağlanarak, ama kendisinden bir ışık sızdırarak…

Eserin başında kısaca kendi hayatının ana hatlarını vermesi bu gerçeği değiştirmez. O gereklidir. Okuyucular, yazanın nereden geldiğini bileceklerdir. Nasıl bir yetişme ve gayretle o göreve seçildiğini anlamaları için bu hayat seyri bilinmelidir. Onu da aynı tevazu ölçüleri içinde vermesi benzer bir dikkati söyler.

Sâmiha Hanım’ı 1957’de gördü

Aysel Hanım, Yüksek Öğretmen’den Nihad Sami Banarlı’nın talebesidir. Sâmiha Ayverdi ile tanışmaları onun vasıtayladır. Hoca, onu 1957 yılında İstanbul Fetih Cemiyeti’nin bir toplantısına götürür ve bazılarını tanıştırırken belli bir mesafede duran “Sâmiha Hanım’a dikkat et!” der. Bu başlangıcın devamı beraber çalışmaya kadar gidecektir. Önce İstanbul Fetih Cemiyeti ve sonra gelecek Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı’yla ortak çalışmalar ve sonra sır kâtipliğine kabul edilme.

Bu 36 senenin bize duyurduğu bazı esintilerdir demiştim. Bu esintilerin hayatımızı mayalamaya yetecek değerde emsalsiz örnekler ve örneklikler olduğu açık. Aysel Hanım, eserinde Sâmiha Hanım’ın hayatından hareket eder. Hayat seyrini kronolojiye göre vermez. Seçtiği konular üzerinden doğrudan doğruya hayattan ve insan hallerinden bahsedilir. Hangi durumda nasıl davrandığı önemlidir. Örnek oradadır. Ziyaretçi kabulü başlı başına bir güzelliktir. Hediyeleşme öyledir. Mektuplaşma ayrı bir dikkat işidir. Çocuklarla büyüklerle, aile çevresi ve dost halkasıyla münasebetler kılı kırk yaran bir titizlik işidir.

Kimseye yük olmamaya çalışmak, kendi gayreti ve çalışması ile geçinmek, söküğünü kendi onarmak, düğmesini bile kimseye diktirmemek olağanüstü bir ruh dikkatidir. Yüksek fikirlere aşina olanlar, yaşayışlarıyla büyüklüğü bu derviş hayatında görürler. Aysel Hanım, bu yaşayış özellikleri üzerinden eserini kurgulamış görünüyor. Bu kitabın bölümlenmesinde de bellidir.

Sır Kâtibi, 5 bölüme yarılmış. İlk iki bölüm kısa tutulmuş. Yazarın kendisiyle ilgili kısmı kısa geçmesi anlattığım tercihleriyle ilgili. Çocukluğum, 26 sayfa(13-39), Öğretmen Okulları bölümü 25 sayfa(41-66). Sâmiha Ayverdi ile Tanışmam bölümü de öyle: 53 sayfa (67-120). Sâmiha Anne İle çalışmalarımız nisbeten uzun: 75 sayfa (121-196). Sâmiha Anne’den duyduklarım, gördüklerim ve Yaşadıklarım son ve en uzun bölüm: 177 sayfa (197-373).

Öyle bir portre ki…

Bu bölümleme ve ayrılan sayfa sayıları önemlidir. Yazarın kendisini anlatmak yerine, doğrudan konu edindiği şahsiyeti anlatmak istemesiyle ilgili şahane bir tercihtir. Hatıra yazanlar, -ben de dâhil- merkeze kendilerini koyarlar. Yazanın açısından olaylar ve insanlar verilir.

Sır Kâtibi’nde eserin yarıya yakın kısmında doğrudan doğruya Sâmiha Ayverdi’nin çeşitli konulardaki söz ve hareketleri tanıtılıyor. Aysel Yüksel’in bunu yaparken kendi yaşadıklarından mümkün mertebe az alıntı yapması da dikkate çarpıyor. Dost çevresinden insanların Sâmiha Hanım’la yaşadıkları üzerinden hareket etmeyi seçiyor.  Bu da yazarken tuttuğu yolun, asıl tercihin bir başka şekilde devam ettirilmesi.

Aysel Yüksel’in eserinde bir Sâmiha Ayverdi portresi var. Zamanı ve çevresiyle her ânı sırat’tan geçer gibi yaşanmış bir hayatın ana çizgileri yer yer veriliyor. Yine anlıyoruz ki o hayatın olaylar ve olgular üzerinden anlatılıp geçilmesinden çok nasıl yaşandığı bu yazışta gözetilen en önemli husustur.  Meraklısı, buradan bir yaşama dikkatinin bütünüyle nasıl elde edilebileceğini de anlayabilir. Zaten eserden maksadın da bu dikkati kazandırmaya yardım etmek olduğunu rahatlıkla düşünebiliriz.

Aysel Yüksel

Sır Katibi-Samiha Ayverdi ile 36 Yıl, Kubbealtı Neşriyatı, 384 Sayfa, ISBN: 9786054750375

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR