Şehidim Şahidim

Serkan GÖKBULUT[1]

Anı, bireyin canlı belleğinde iz bırakan yaşanmış olayları, okura yansıtmak için kullanılan Türk edebiyatının önemli bir türüdür. Dr. Kamil Konur, Şehidim Şahidim[2] adlı anı türünde kaleme aldığı eserinde atama haberini aldığında haritada yerinin dahi unutulduğu Silopi’de geçen beş yıllık süreci ele alır. “Silopi’de doktorluktan çok polislik yap(an)” (s.10) Dr. Kamil Konur, anılarında yansıttığı bellek hazinesiyle her Türk’ün asker doğduğu tezini ispatlar nitelikteki olay ve olgulara yer verir. Bundan dolayı Konur'un eserinde sunduğu bellek, olayları yaşayan kişi olarak oluşturduğu ve daha ziyade maruz kaldığı canlı belleği ifade eder.

Doktorluk mesleği için gittiği Silopi’de adeta polislik yapması, onun eserde ele aldığı 54 aylık görev evresinde, olayların yükünü çektiğini, acısını ve ıstırabını derinden yaşadığını, tehdit korkusunu duyduğunu, şerefini paylaştığını okuruna gösterir. Şehitlerimize ithaf edilen ve on dokuz bölümden oluşan eserin kapağına bakıldığında yanan bir zırhlı araç ve bu aracın plakasında yazılı olan SİLOPİ yazısı ile aracın hemen önünde bir doktorun yer aldığı görülür. Kitabın kapağında dikkati çeken en önemli husus ise doktorun ve doktorluk mesleğini simgeleyen beyaz önlüğün tamamıyla siyaha bürünmesidir. Böylece örnek okur zaviyesinden metne bakanların eserden anlaması gereken ilk olgunun Silopi’deki terör olaylarının kararttığı hayatlar olduğu anlaşılır. Yazar, bundan dolayı da Silopi hayatını “yarı açık cezaevi” (s.10) olarak niteler.

Kamil Konur, yarı açık cezaevine, yani onun için bu “kelime(nin) anlam ifade etmediği” (s.14) Silopi’ye, 6 yıllık tıp eğitimini başarıyla tamamladıktan sonra girecektir. Haritada yerini ilk defa gördüğü Silopi’yi cezaevi olarak görmesi başlarda Konur tarafından Silopi’nin mahkûmiyet olarak algılanmasına sebep olur; çünkü buraya geldiğinde çevrede tek bir ağaç bile göremez ve buralarda uzun bir süre yaşayacağını asla düşünmez.[3] Ama 54 ay burada hizmet vereceğini de Silopi’nin bu “mahkûmiyet” evrelerinde hiç aklına getirmez cesur Türk doktoru Dr. Kamil Konur. 14 Eylül 2012 yılında mesleğin ilk günü olması hasebiyle “biraz gururlu biraz da heyecanlı” (s.24) olan yazar,  her ne kadar “imkânsızlıklara kızsa” (s.37) da devletimizin ve milletimizin başına örülmüş bir bela olarak tanımladığı terörizmin başkenti ve “acının uğramadığı adres(in)” (s.51) olmadığı bir ötekilik mekânı hâline gelen bu tür bölgelerde gerçekleşen/gerçekleşecek zararlı faaliyetlerin önüne geçebilmek için çeşitli fikirler öne sürer. Bu bağlamda; eğitim ve bölge ekonomisinde istihdamın sağlanması ona göre bölgede terörün önüne geçmek için atılacak en büyük adımlardandır.

Acil günlerinden aile hekimliği günlerine, çözüm sürecinden operasyona, molotofa ve oradan da silaha varan sancılı, okuması güç ve yazması ağır olan evrelere şahit olan Dr. Konur; Silopi’de geçen 54 aylık zamanda “en fazla merminin atıldığı, en fazla ellerin tetikte olduğu gün(ü)” (s.85) görür, canciğer oldukları bireylerin şehit olduklarına şahit olarak yaşarken şehit düşer. Bundan dolayı Silopi evresi, yazarın öze dönük, manevî şehadeti derinden yaşamasına sebep olur. Sokağa çıkma yasağının uygulandığı zorlu günlerde ve her ân herkesin ölümle burun buruna olduğu bu yer terkedilirken oraya giden Konur, yine sokağa çıkma yasağının uygulandığı süreçte hiçbir hekimin katılmak istemediği operasyona gönüllü doktor olarak katılan tek kişi olur ve Komando Marşı’nda geçen “Korku nedir bilmeyiz”in doktor hâliyle karşımıza çıkar.

Eserde, sadece kendi anılarına değil, yaşam evreninde yer edinen bireylerin anılarına da yer veren Konur, görevinin 54. ayına geldiğinde Silopi macerasının sonlarına gelir. Silopi’ye geldiği günden beri sürekli terör olaylarına tanıklık eden, diken üstünde yaşayan, her ânını ölümle iç içe geçiren, güne ‘bugün neler olacak’ merak ve endişesiyle başlayan Konur’un aklında ve kalbinde sadece memleket meselesinin olduğu, eseri okuyan herkes tarafından açıkça anlaşılır.  Silopi’ye ilk geldiğinde burayı “yarı açık cezaevim” şeklinde niteleyip bir mahkûmiyet hissini bünyesinde barındıran ve eseri okuduktan sonra benim “Türk bayrağının gurur doktoru” olarak nitelediğim Kamil Konur, buradan ayrıldıktan sonra Silopi'yi “ikinci memleketim” (s.155) olarak niteler. “Silopi’de yaşamak, hele ki en zor zamanlarda oradayken benim için apayrı bir anlam ifade ediyordu. İzinli olduğum zamanlarda memleketim Adana’ya gittiğim vakit aile hasretim son bulduğunda tez zamanda tekrardan Silopi’ye dönmek isterdim” (s.156). Yokluk içerisinde varlık ve başlarda ötekilik mekânı olan Silopi yine yazarın “hayatının en önemli yıllarının şahit olduğu” (s.9) bir kendilik mekânı hâline geldiği de eserin sonlarında anlaşılır. Konur’a sorulan “bir buçuk sene devlet hizmeti yükümlüsüydün, neden orada dört buçuk sene kaldın? Neden görev süren bittiğinde oradan ayrılmadın?” (s.10) sorusuna verdiği ve kitabın her satırında kattıkları ve yaptıklarıyla cevabını bulacağınız “Vatan sana canım feda” (s.10) cevabı ise vatan ve bayrakla bezenmiş bir doktorun millî bilincini gözler önüne serer. Her ne kadar yazar, eserin kaleme alınma sebebini anlattıkça tazelenen acılarını yansıtmak olarak nitelese de millî bilinci açık olan Türk okurunun, bu eserin her sayfasında bomba ve silah seslerini yaşaması, şehitlere rastlaması, beyazını siyaha bürümesiyle birlikte okuyarak “şahit” olması istenir. Yazar böylece, tüm bu olan bitene yaşayarak şahit olurken; okuru da orada görev yapan bir doktoru anlamak için 54 aylık bir yolculuğa çıkarmış olur ve onları metni merkeze alarak şahit kılar.

Böylelikle Dr. Kamil Konur’un Şehidim Şahidim adlı eseri tanıtılmaya çalışıldı. Sonuç olarak yazarının hendek teröründe bir doktorun geçirmiş olduğu beş yıllık süreci 159 sayfada anlatmak istediği bu eserde Hüseyin Nihal Atsız’daki “millî kahraman” tanımının doktora uyarlanmış boyutu resmedilir. Konur, Silopi’ye gittiğinde tesirini büyük çapta göstermiş, Silopi’ye silinmeyecek izler bırakmış, çevresine millî yön vererek bir mizaç sergilemiştir...

[1] Gaziantep Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yeni Türk Edebiyatı Bilim Dalı, Yüksek Lisans Öğrencisi, serkangokbulut@outlook.com

[2] Bu yazıda, yazarın sadece Şehidim Şahidim adlı eseri tanıtılacağından dolayı eserden yapılacak olan alıntılar için ayrı bir dipnot açılmayacak olup sözü geçen bu alıntılar sadece sayfa numarası verilerek yapılacaktır.

[3] Konur, “Benim görev sürem 500 gündü, yaklaşık 17 ay. Ki ben bunu bile tamamlamayı düşünmüyordum. İki ay görev yaptıktan sonra istifa edip TUS’a hazırlanacaktım” (s.28) diyerek bu durumu özetler.

i [Bu yazı Kitap Şuuru intisabıdır. (Editör: Ömer KARABAYIR), kitapsuuru@gmail.com, www.kitapsuuru.com]

Parana Yayınevi, 1.Basım, 160 Sayfa, 2019, ISBN: 9786056911668

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR