Seferberlik

Fatih KAPLAN

Kitap, adından da anlaşılacağı üzere, Birinci Dünya Savaşı’yla beraber Osmanlı Devleti’nin almış olduğu seferberlik kararından sonra hem cephe hem de köy hayatını konu almıştır. Bir aileden yola çıkılarak bu topraklarda yaşanan acıları, çileleri ve fedakârlıkları dile getirmeye çalışan yazar, sade bir anlatımla kitabını sunmuş ve bunda da gayet başarılı olmuş. Kitabın sayfa sayısı ilk başlarda çok görünse de sayfa aralarına yerleştirilen anlatımla bu sayfa sayısı sorunu çözülmeye çalışılmış görünüyor. Yine de bir roman için veya okumaya yeni başlayan insanlar için biraz uzun olmakla beraber, tam sıkıldım dediğiniz yerde karşınıza çıkan bir olayın heyecanı en üst düzeye çıkarması bu sıkıcılığı gideriyor.

Yazar, seferberlikte –savaşta- yaşananların sadece cephede olmadığını da köye git-gel yaparak gözler önüne sermeye çalışmış ve hepimizin yakından şahit olduğu bazı gerçekleri de yazıya dökerek bunları da unutmamamızı sağlamış. Bunlar arasında, savaşta bile kendine teslim edilen millet malına hile karıştıranlardan tabi olduğu devletine sırt çeviren azınlıklara, Anadolu’da özellikle savaş zamanlarında görülen yengenin kayınına verilmesi olayı da dâhil ihanetin en doruk noktasında yaşanması dâhi bizlere anlatılmaya çalışılmış.

Beni en çok etkileyen kısımlar ise başlıca ilk şehit verilmesi olayı ve onun künyesi köye gittikten sonra karısının diğer kardeşe verilmesi, o kardeşde askere gittikten sonra çocuğu olan gelinin evden gönderilmesi. Molla Mehmet’in Balkan Harbi’nden nasıl etkilendiği ve onun tekrar bir savaşı kazanamadan köyüne dönerkenki ruh hali. Yine Molla Mehmet’in, yemek yiyemeyen askerlerin çaresizlik içinde nelere katlandıkları. En küçük kardeşin ölümü göze alarak verilen göreve hiç çekinmeden atılması ve onlara verilen talimatın karşılığında beyaz bez açıp işaret vermek yerine kumandanın söylediği gibi, “Onlar bugün bez değil, bayrak Kamil Çavuş, bayrak.”sözleri. Fedakârlıkta sınır tanımayan askerlerin Mısır’da esir kampında yerini bir başkasına vermek istemesi. Köye döndüklerinde nelerle karşılaşacağını bilmeyen insanların köyüne nasıl bir sevinçle geldiğini görebilmek beni en çok etkileyen kısımlar oldu.

Bir de kitapta görmek istemediğim kısımlar var ki bunları da yazmadan değerlendirmemi bitirmek istemiyorum.

Bunlar; sayfa 44-45’te sudan geçerken edilen küfür işi. Daha sonraki sayfalarda ise köye baskına giden kumandana papazın şarap ikram etme teklifi karşısında kumandanın buna itiraz etmemesi. Köydeki bir düğün anlatılırken köyün ileri gelenlerinin düğünde içki içmeleri. Bazı bölümlerde ise Osmanlı Devleti’nin sanki harbe isteyerek girdiği ve ahaliyi erzak ve savaşa insan vermek konusunda cebre dayalı bir tutum sergiliyor görüntüsü verilmeye çalışılmış, -bu kısımlar, sanki devlet güle oynaya ve hiç gereği yokmuş da savaşa girmiş gibi bir algı yaratmış-  gerçi bunlar yazarın görüşleri. Yani ben olsam yazmazdım diyebileceğim kısımlar.

Birde kitabın genel savaş gidişatı hakkında verdiği bilgiler ve aktardığı yorumlar var ki bunların da kitaba konulması ve yerinde kullanılması çok güzel olmuş. Adeta savaşın seyrine dâhil edilmiş ve bir yorumcu gözüyle savaşta yapılan hatalar sıralanmış ki bunların içerisinde en çok takdir edilecek kısımda Almanların savaş sırasında sergiledikleri tutumların anlatılması çok hoş olmuş. 

Genel bir değerlendirme yaparak sözü bitirmek gerekirse,zevkle okunabilecek bir kitap meydana çıkmış ve güzel bir çalışma olmuş diyebiliriz.

Allah devletimize ve milletimize bir daha savaş yüzü göstermesin. Kitabın sonsözündeki gibi; “Zamanı gelince sende öğrenirsin ahbap.”sözü inşallah bizim çocuklarımız için söylenmesin.

Yazanlardan, emek verenlerden Allah razı olsun.

İsa PARLAK

Post Yayınevi, 1. Baskı, 2017, 560 Sayfa, ISBN: 6059444316

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR