ETKİNLİKLER:

Seferberlik

Zafer SARAÇ*

Seferberlik sözlüklerde ”Bir ülkenin silahlı kuvvetlerini savaşa hazır duruma getiren, ülkenin ekonomisini, yönetimini savaş gereklerine uyacak duruma sokan hazırlık ve önlemlerin tümü[1]”  diye geçer. Bu soğuk tanımlamanın içine sığmayan sosyal bir yönü bulunur ki onu bu dar tanımın kalıplarına sokarak dile getirmek mümkün değildir. Esasında seferber olan sadece ordu mensupları olmayıp, bir milletin bütün unsurlarıdır. Tarih kitaplarında savaşlar dar bir çerçeve içinde anlatılıp, hikâye edilen kısmın arka planı ve sosyal yönü çoğu zaman ihmal edilir. Savaş halinin normal yaşamı ehemmiyetsiz hale sokan o karanlık tablosuna ışık tutmak, kimi zaman yaraya tuz basmak misali acıları gün yüzüne çıkarmak şeklinde tezahür edebilir. Tarihçi için zaruret tarihin karasını beyazına karıştırarak sunmaktan, yani acıyı tatlıyla beraber servis etmekten geçer. Akademik tarih anlatısı savaşın dramatik yönünü yansıtmakta güçsüz kalmasına rağmen, edebiyat acıyı okuyana son katresine kadar yaşatır. Bu yazımızda ele alacağımız “Seferberlik” romanı ilk aşamada yukarıda belirtilen akisleri okuyucuda uyandırır.

Eserimizin yazarı İsa Parlak üst düzey bir bürokrat olmasına karşın, tarihe olan ilgisini içselleştirerek önemli sayılabilecek bir tarihi romanı literatürümüze kazandırmıştır. Savaş dönemlerinde çok zikredilen seferberlik kelamı Osmanlı’nın son dönemlerine damgasını vurmuştur. 93 Harbi, Balkan Savaşları ve 1. Dünya Savaşı derken, uzun süren savaşlar seferberliği hayatın bir parçası haline getirmiş, yaşanan bu olağan üstü dönemin kara psikolojisine bürünen insanların yürek burkan hikayeleri trajedinin boyutlarını genişletmiştir. İsa Parlak bu tarihi romanıyla süregelen savaş halinin sosyal boyutuna büyüteç tutarak, yaşananları tüm ayrıntılarıyla sunmuştur. Günümüzden yaklaşık yüz yıl önce Ankara civarında yaşayan bir ailenin savaşa karşı duruşu bağlamında, aile fertlerinin ve geniş manada bir milletin var olma mücadelesi eserin konusunu oluşturmuştur.

Yazarın taşra yaşamını konu edinen anlatısı ailenin üyelerinin bir bir 1. Dünya savaşında cephelere gitmesiyle boyut değiştirmiştir. Ailenin üyelerinin askere giderken geride bıraktıkları yaşam ve cephede geçen hayat arasındaki gidiş gelişler, seferberliğin askeri ve sosyal boyutunun okuyucu tarafından kıyaslanmasına olanak sağlamıştır. Her iki hayata dair ince ayrıntılara ininceye kadar yapılan tasvirler, derin gözlemlerin imbiğinden süzülmüşçesine, diri bir anlatım tarzıyla okura sunulmuştur. Betimlemelerin anakronizmanın ağına düşmeksizin bir hatırat havasında sunulması, adeta okuru ait olduğu zeminden kotarıp, savaş curcunasının ortasına çekmiştir. Ayrıca anlatılan hayatlardaki dramatik etkinin kademe kademe artarak devam etmesi, konunun duygusal hassasiyetini hep diri tutmuştur.

Tarihi romanın en önemli işlevlerinden biriside öğretici fonksiyonu ifa etmesidir. Kaleme alınan dönemin önemli olayları romanın karakterlerini sarmaladığı gibi, okurun gerçekler ekseninde bir bakış açısına sahip olmasında önemli bir işlev görür. Seferberlik romanında bunun en güzel örnekleri satır aralarında kendisine yer bulur. Detayları içerecek şekilde uzun anlatılarla ön plana çıkan tarihi kırılma noktaları okuru konunun merkezine çeker. Tarihi olaylar sosyal boyutta daha iyi bir şekilde ifade edilebilirken, şahıslardan devletlere evrilen süreçte yani siyasi boyutta anlatım karmaşıklaşır. Yazar bu nedenle siyasi polemiklerin sınırında gezinerek, karakterlerin bakış açısını aşmaz ve olayların en alt toplumsal zemin üzerindeki akislerini sunar.Böylelikle genel durum bilinir, özel durum romanda anlatılanlarla okura adeta yaşatılır. Seferberlik romanı tam olarak okurda bu etkiyi yaratır.

Eserde akıcı, yalın ve kolay anlaşılır bir üslup dikkat çekmektedir. Kendisine ait bir terminolojiyi barındırmayan romanda, bazen döneminde manidar olan bazı terimler göze çarpar. Seçilen bu kelimelerin anlamına bakıldığında yazarın konusuna hâkimiyeti gün yüzüne çıkmaktadır. Bunların tanımlanması metin içinde verilmiş olup, notlandırma yoluna gidilmemiştir. Bu da yazarın anlaşılmama kaygısını taşımadığına kanıttır. Ayrıca aşina olunmayan bu tabirler dönemin dokusuna uygun doğal söyleyişler olup, anlatımı güçlendirici etki yapmaktadır. Yine biçim açısından konu başlıklarının mekân ve tarih içermesi romanın önemli bileşenlerinin mevzu başında aşikâr edilmesi açısından kolaylık sağlamaktadır.

Eserde dikkat çeken özelliklerden biriside sosyal hayatın içindeki kültür dokusunu ortaya koymasıdır. Sosyal yaşamın içinde göze batan kültürel unsurların dönemin genel tablosunun içinde sivrilmesi anlatıyı zenginleştirmektedir. Örneğin bahsedilen durumun havasına uygun türkülere ait sözlere yer verilmesi, yürekleri dağlayan o türkülerin hangi ortamın sinesinde büyüyüp gelişerek vücuda geldiğini kanıtlamaktadır.

Yazarın anlatısının sağlam temellere dayandığı, okur okunmaz fark edilmektedir. Eserin önemli bir tarih külliyatından beslendiği, müellifin zengin hayal gücüyle daha etkili bir hal aldığı, görülmektedir. En basitinden bir topçu birliğinin savaş esnasındaki hareket tarzı anlatılırken, yazar adeta o dönemde topçu birliğinden sorumlu bir subay edasıyla konuyu ele almıştır. Birinci Dünya Savaşı’yla ilgili önemli bir külliyatın olduğu bilinen bir gerçektir. Ama mevzu bahis konusu harp tarihi olduğu zaman azalan kaynağa istinaden kaleme alınacak metinlerde daha fazla ihtisas içeren bir araştırmanın yapılması zaruridir. Bu açıdan bakıldığında yazarın merkez okumaların haricinde detaylı bir çevre okumasını da ihmal etmeksizin yaptığını tahmin etmek güç değildir. Askeri birliklerin 1. Dünya Savaşı esnasındaki konumu, zamanla gerçekleşen mekân değişiklikleri, hikâyenin içinde tarihi muhtevaya uygun şekilde verilmektedir. Her ne kadar söz konusu olan bir karakterin etrafında gerçekleşen olaylar olsa da genel tarihi seyrin gerçeğe uygun sunulması,tarihe meraklı okur için cezbedicidir.

Tarih kimi zaman kolay benimsenen bir bilim dalı değildir. Çünkü tarih ilminin bilgi odaklı havası onu ağırlaştırır. Ağır bilgi muhtevası herkesin ilgisini çekmediği gibi, ortaya çıkan soğukluk bireyin milli şuurunda zafiyet noktalarının oluşmasına neden olur. Aynı şekilde milletlerin geçmişte yaşadıkları güçlüklerin benimsenmesi pek kolay olmaz. Dedelerin anlattığı güçlükleri torunlar masalmış gibi algılar. Oysa tarihi içselleştirenler için realiteyi tahmin etmek zor değildir. Tarihi romanlar bu nedenle önemli bir görevi yerine getirir. Seferberlik romanı her ne kadar kurgu ile şekillenmiş olsa da verdiği ders bir milleti millet yapan unsurları su yüzüne çıkarır. Zorluklar aşılmadan zafer kazanılmaz. Zaferleri kıymetli hale sokmak için; bazen mücadelenin güçlü bir şekilde edebiyatını yapmak gerekir. Seferberlik eseri bu açından görevini fazlasıyla yerine getirmektedir.

*Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Genel Türk Tarihi Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Programı Öğrencisi, zafersarac@hotmail.com

[1]Bilgiç A. Timur; “Seferberlik”, Tarih Terimleri Sözlüğü, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul, 2012, s.345.

İsa PARLAK

Post Yayın, İstanbul, 2017, 560 Sayfa, ISBN: 978-605-944-43-16

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR