Savaşçının Dokuz İlkesi

Ömer KARABAYIR*

“SAVAŞÇININ DOKUZ İLKESİ” IŞIĞINDA FUTBOL

Evet, savaş kötüdür, istenmeyen bir durumdur. Zaferle sonuçlansa bile acılarla doludur. “Savaş” sözcüğü zaten başlı başına ürkütücü bir sözcüktür, ancak savaş bazen kaçınılmazdır. Bu durum hayatın en önemli gerçeklerindendir. Eğer bundan kaçış yoksa da oyunu kuralına göre oynamak, yani bazı prensiplere göre hareket etmek zaferi getirecektir. Peki, bu prensipler nelerdir ve uygulama yöntemleri nasıl olmalıdır? Savaşçının Dokuz İlkesi, işte bu sorulara cevap veriyor. Bu dokuz ilke sırasıyla; Hedef, Saldırı, Güvenlik, Manevra, Sıklet Merkezi, Kuvvet Tasarrufu, Basitlik, Emir Komuta ve Baskın Prensibidir. Her bir prensip için kullanım alanları ve yöntemleri de yazarın doğal ve yalın üslubuyla kitapta okuyucusunu bekliyor. Geçmişe, günümüze ve geleceğe ışık tutacağına inandığım bu kitap yazarın ilk kitabı olmakla birlikte, eşine rastlamadığımız tarzı ile -yeni kitapları için- okuyucuyu beklenti içine sokacaktır.

Tarihte ülkeler arasında birçok savaş meydana gelmiştir. Bu savaşlarda her adım bilinçli şekilde, belli tarz ve kurallara göre gerçekleştirilmiştir. Mete Aksoy kitabında, zaferle sonuçlanan savaşların incelenmesiyle ortaya çıkan, genel kabul görmüş dokuz prensibi inceliyor. İsmine aldanıp kitabın savaşı övdüğü akıllara gelmemeli. Hatta “savaş” sözcüğünden sadece askerî mücadeleler anlaşılmamalı. Sözü edilen “savaş” kavramı aynı zamanda günlük yaşantımızda ve çalışma ortamımızdaki mücadeleleri de kapsıyor. Bana göre kitabın en cezbedici yanı da budur, spesifik olmaması.

San Diego Üniversitesi’nde liderlik üzerine yüksek lisans yapan, Harvard Üniversitesi’nde ve M.I.T.’de pazarlık ve satış eğitimleri alan Mete Aksoy’un, strateji alanındaki derin birikimiyle, sadece askerî stratejiye ilgi duyanlara değil, tüm okuyucu kitlesine hitap eden bir eser ortaya çıkardığı söylenebilir. Zira prensipleri ve kurallarını açıklarken; savaşlar, politika, iş dünyası ve günlük yaşamdan örneklere başvurmuştur. Herhâlde bu tip, ilke-prensiplere dayalı kitaplarda hayatın içinden verilen örnekler önemli bir yer tutar. Prensipleri düz bir şekilde anlatmaktan ziyade örneklemeler kullanmak, anlatılan konunun okuyucunun zihninde canlanmasını, gelişmesini sağlar ve anlatımı kuvvetlendirir. Mete Aksoy bunu çok iyi başarmış. Üstelik kitaptaki örnekler belli başlı bir olguya dayanmıyor. Meselâ, bir prensibi anlatırken İslâm tarihinden de Türk tarihinden de örneklere değinilmiş. Tabiî ki sadece tarih değil; iz bırakmış büyük şirketlerden ve günlük yaşamdan da örnekler verilerek kitabın geniş bir kitleye hitap ettiği ispatlanmıştır. Bu açıdan, çalışmanın önemi büyüktür. Ayrıca, örneklerin seçimi o kadar yerinde olmuş ki bazen aynı olayı tekrar tekrar okuma ihtiyacı hissediyorsunuz. En azından ben hissettim. Özellikle, Güvenlik Prensibinin beşinci kuralı olan “dezenformasyon” için aktarılan “Mincemeat Operasyonu (s.145)”, yazarın etkileyici anlatımıyla zihnimde çok hoş bir tesir bıraktı ve keyifle tekrar okudum. Örneklendirmelerin ihtiyacı karşıladığını gösteren bir başka durum da, bir prensibi okurken aynı olay örgüsünde bir başka prensip ile de karşılaşabilmenizdir. Yani bu dokuz prensip aynı zamanda birbirini tamamlayıcı özellik gösteriyor ve yazar bu bağlantıları ustalıkla kurup okuyucuya sunabiliyor.

Kitabın yalnızca savaş kavramını ele almadığını belirtmiştik. O hâlde meseleye strateji kavramı üzerinden de bakılabilir. Strateji, savaşlarda olduğu gibi diğer alanlarda da çok önemlidir. Zaten bu yüzden tüm bu prensiplere birden fazla alanda açıklık getirilebilmiştir. Örneğin; yazar, “Kuvvet Tasarrufu Prensibi” kısmında Pareto İlkesini (80/20 kuralı) anlatırken şöyle diyor: “Bir şirketiniz varsa veya bir şirkette çalışıyorsanız dikkat ederseniz göreceksiniz ki, satışlarınızın %80’ini müşterilerinizin %20’sine gerçekleştiriyorsunuz.” (s.256). Kendi adıma konuşmam gerekirse, çalıştığım şirketi baz alarak bu tespitin doğruluğuna bizzat şahitlik ederim. Bunun dışında, Basitlik (Sadelik) Prensibinin matematikte olmazsa olmaz bir yeri vardır. Yine Basitlik Prensibinin ikinci kuralı “planın uygulanacak kadar basit olması zorunluluğu” okunurken akla istatistik bilimindeki “En Küçük Kareler Yöntemi” geliyor, yani bir işi mümkün olan en az kişiyle, en az sürede, en az hata ile, kısacası optimal yolla yapmak…[1] Görüldüğü gibi, bu prensipler gerçekten hayatımızın birer parçasıdır.

Mete Aksoy kitabın önsözünde, “Bu prensipleri, ilkeleri yalnızca savaşlarda kullanılan prensipler olarak görmeyelim.” diyor. Yazar bu uyarıyı yapmasa da, anlatım tekniği, okuyucuda farklı alanlarda çağrışımlar oluşmasına olanak verecek niteliktedir. Bende de farklı bir alanda çağrışımlar oluştu: Futbol. Artık her bir prensibi okurken, askerî tarihten, siyasetten, iş dünyasından örneklerle karşılaştıktan sonra, acaba aynı prensibe futbolda ulaşabilir miyim, diye düşünmeye başladım ve kendi içimde bazı sonuçlara ulaştım. Yazarın izlediği yola benzer şekilde, bu sonuçların bir kısmını kısaca değerlendirmek istiyorum.

Strateji, futbolun da olmazsa olmazıdır. Futbolda da belli kurallara ve sistematiğe uyarak hareket etmek büyük ölçüde zaferi getirebilir. Kitabin incelediği prensipler ışığında, bu prensiplerin –hâliyle- bilinmeden kullanıldığı bir futbol maçından örnek vermek istiyorum. 9 Kasım 1988 tarihinde, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası ikinci tur rövanş maçında Galatasaray, İsviçre’nin Neuchatel Xamax takımı ile karşılaşır. Galatasaray, İsviçre’deki ilk maçta rakibine 3-0 yenilmiştir. Dolayısıyla turu geçmek, çeyrek finale kalmak için rövanş maçında, -yemeden- en az 4 gole ihtiyacı vardır. Galatasaray’ın ana hedefi doğal olarak Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasını kazanmaktır. Xamax maçı ise ara hedeflerinden biridir. Ancak ilk maçtaki skor hedefe ulaşmada büyük bir yara açmıştır. Hedef Prensibine iyi bir örnek olarak düşündüğüm bu karşılaşmanın bitiminde herkes turun kaybedildiğini düşünerek hayâl kırıklığına uğrar, Galatasaray Teknik Direktörü Mustafa Denizli hariç… Mustafa Denizli, 3-0 kaybedilen maçın ardından, “Biz bunlara rövanşta 5 atarız” diyerek ara hedefinin açık ve net olduğunu gösterir.[2] Bu sözleri dile getirmesinin gerekçesini de; “o an itibariyle hem Türk halkının psikolojisini değiştirmek hem de ikinci maça çok umutlu bir şekilde hazırlanmanın zeminini yapmak”, olarak açıklar ki bu da bir stratejidir. Denizli’nin futbolcular ile görüşmesinin ardından futbolcularda da olumlu anlamda bir değişim meydana gelir ve Tanju Çolak da şu sözleri sarf eder: “Yemin ediyorum, Xamax’ı yıkacağım.”[3] Mustafa Denizli’nin futbolcularla bu görüşmeyi yapması, Emir Komuta Prensibindeki “sinerji” kuralını akla getirir. Ayrıca ikinci maç henüz oynanmadan, İsviçre’deki ve Türkiye’deki bazı gazetelerde Galatasaray’ın kupadan elendiği yazılmıştır. Burada da Güvenlik Prensibindeki “dezenformasyon” kuralı ile karşılaşmaktayız. Rakibin lehine yapılan dezenformasyon, bu olayda ters etki yaparak Galatasaray için itici güçlerden biri hâline gelmiştir. Galatasaray takımının bu maçta Saldırı Prensibini de çok iyi uyguladığı, maç videosu seyredildiğinde görülebilecektir. İlk ve sürekli saldıran olmuştur, çünkü şartlar uygundur. -Yemeden- en az 4 gol atması gerekmektedir ve ciddi bir taraftar desteği de arkasındadır. Öyle ki, savunma yapmasına bile pek gerek kalmamıştır, bu fırsatı rakibe vermemiştir. Rüzgâr gibi hızlıdır, bütün şiddetiyle saldırmıştır. Hatta turu atlamak için kendisine yetecek dördüncü golü bulduktan sonra bile durmamıştır, olası bir tehlikeye karşı düşmanını yaralı bırakmamıştır ve maçı Mustafa Denizli’nin tahmin ettiği gibi 5-0 kazanmıştır.[4]

Futbolun içinden bir başka örnek olarak, yine Galatasaray’ın 16 Mart 2000 tarihinde UEFA Kupası çeyrek final turundaki mücadelesini ele almak istiyorum. Galatasaray, İspanya’da Mallorca ile karşılaşır ve maçı 4-1 kazanır. Ancak bu maçın hatırıma gelmesindeki en önemli neden, Galatasaray’ın, Sıklet Merkezi Prensibini çok iyi uygulamasıdır. Dönemin Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim, bu maçtan önce Mallorca takımını izler ve kalecisinin zayıf olduğu bir noktayı tespit eder. Mallorca kalecisi, üzerinden aşırtma yapılan toplarda çok etkisizdir.[5] Galatasaray bir anlamda kalecinin sıklet merkezini tespit etmiştir ve 4 golün 3’ü aşırtma toplardan gelmiştir. Ayrıca Galatasaray bu maçın ardından ara hedeflerini bir bir gerçekleştirerek, UEFA Kupasını kazanmak olan ana hedefine de ulaşmış, Hedef Prensibini başarıyla gerçekleştirmiştir. Kupa finali öncesinde soyunma odasındaki görüntüler incelendiğinde Saldırı Prensibi ve Emir Komuta Prensibinin de gerçekleştirilmek istenilmesi anlaşılacaktır. Özellikle, birbiriyle bütünleşen bu insanlar hedeflerine ulaşabilmek için gerekli olan sinerji ortamını oluşturabilmişlerdir.[6]

Yukarıdaki örneklerde değinmediğim Manevra, Kuvvet Tasarrufu, Basitlik ve Baskın Prensiplerinin de futbolda yeri vardır. Fırsatları değerlendirme, hareketli olma, rakibini aldatma gibi tekniklerle her zaman karşılaşılabilir. Örneğin; köşe atışlarında hücuma genelde 7-8 futbolcu ile çıkılır, kaleci hesaba katılmadığında, bu durumun 80/20 kuralına iyi bir örnek olduğu görülebilir. Eski bir futbolcu olan Johan Cruyff’un şu sözleri de futbolda basitlik ilkesini açıklayan en anlamlı sözlerden biridir: “Futbol basittir. Zor olan ise basit futbol oynamaktır.”

Savaşçının Dokuz İlkesi’nin çok geniş bir kitleye hitap ettiğini ifade etmiştim, bu düşüncemi desteklemek için de futboldan bazı örneklere değinerek, yazarın, amacını gerçekleştirmiş olduğunu naçizane göstermek istedim. Bu kitap hakkında yapılacak yorumlar eminim ki çok çeşitli olacaktır. Herkesin kendisiyle ilgili bir şeyler bulabileceği, asker, polis, öğretmen, öğrenci, yönetici, politikacı vb. mesleklerden insanların ilgisini çekeceğine inanıyorum. -Özellikle patronların mutlaka okumasını temenni ediyorum.- Yazarın doğal üslubu ve içeriğin etkili bir teknikle sunulması bu inancımı perçinleyen faktörlerdir. Ayrıca, kapak tasarımının da çok şık, net ve basit (sade) olması, kitaba henüz başlarken “Basitlik Prensibi” ile tanışmamıza olanak veriyor. Yararlanılan kaynakların çokluğu ve güvenilirliği de kitabın değerini katlıyor. Mete Aksoy ile strateji konusunda keyifli bir sohbete çıkmak isteyenlere Savaşçının Dokuz İlkesi’ni şiddetle öneriyorum.

 

* İstatistik ve Bilgisayar Programlama Mezunu, İstanbul Üniversitesi AUZEF Tarih Öğrencisi, omerkarabayir@windowslive.com

[1] En Küçük Kareler Yöntemi İstatistik’te, en basit anlamıyla, hata terimini minimum yapan, optimal yöntemdir.

[2] “Bir Soner Yalçın Belgeseli, Oradaydım”, Soner Yalçın, https://www.youtube.com/watch?v=pYl-DWEl-e8 (Erişim tarihi: 12.11.2017)

[3] Tanju Çolak sözünde durmuş, o maçta tam 3 gol atmıştır. “Unutulmaz Maçlar Belgeseli”, Mehmet Ali Birand, https://www.youtube.com/watch?v=cfY1Oi63dpY (Erişim tarihi: 12.11.2017)

[4] Dördüncü golden sonra Galatasaray’ın yiyeceği bir golde, yani skorun 4-1 olması durumunda “deplasmanda gol avantajı” kuralı gereği turu geçen taraf Neuchatel Xamax olurdu.

[5] “Unutulmaz Maçlar Belgeseli”, Mehmet Ali Birand, https://www.youtube.com/watch?v=uNKt9O-umQc (Erişim tarihi: 12.11.2017)

[6] “UEFA Finali Öncesi Soyunma Odası, Fatih Terim”, https://www.youtube.com/watch?v=nkiAbbNRwyU (Erişim tarihi: 12.11.2017)

 

Mete AKSOY

İstanbul, Historia Yayınları, 1. Baskı, Ekim 2017, 437 Sayfa, ISBN: 978-975-6587-36-2

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR