Savaşçının Dokuz İlkesi

                                                                                                                          Semih GÖNÜL[i]

                                                                                                                          Ümit ÇALIŞKAN[ii]

Mete Bey geçmiş kariyerinizi inceledik. Eğitim aldığınız kurumların saygınlığı ortada. Stratejiyi iş hayatında başarıyla uygulayan biri olarak böyle bir eseri ortaya koymanız hem bu alanlarla ilgilenenler hem de bizler için çok önemli. Okurlarınız olarak istedik ki bizim sizden öğrendiklerimizi başkaları da öğrensin. Okurların da sormayı istediği, bizim de merak ettiğimiz bazı soruları size yöneltmek istedik.

Hocam lisans düzeyinde mühendislik eğitimi aldınız ancak daha sonra yüksek lisans seviyesinde ve çalışma hayatınızda strateji, liderlik ve savaş sanatı gibi konularla ilgilendiniz. Sizi bu alana çeken ne oldu? Açıkçası strateji ve liderlik alanı ile nasıl ilgilenmeye başladığınızı öğrenmek isteriz.

Liderlerin nasıl düşündüğünü çok merak ederim. Zihinleri nasıl çalışır? Zihinlerinin içine, düşünme mekanizmalarının içine girebilir miyim? Onlar gibi düşünebilir miyim? Hep bunu merak ettim. Nereden geliyor bu istek bilmiyorum. Belki de kazanma, yaşam savaşında galip gelme isteği… Bilemiyorum. Sonuçta liderlerin düşünce mekanizmasını çözme isteği hatta “saplantısı” beni strateji ve savaş sanatı alanına itti. Çünkü tarih ezici çoğunlukla askerî liderlerden oluşuyor. Askeri liderleri inceleyince de bunların düşünme modellerinin genellikle ve belki de çoğunlukla askerlik sanatından doğma strateji ve savaş sanatı ile ilgili olduğunu gördüm. Her şey böyle başladı diyebiliriz.

Strateji Türk fikir hayatında ihmal edilmiş, fazla üzerine düşünülmemiş bir alan özellikle profesyonel manada bu konu biraz geri planda kalmıştır. Mevcut durum sizi bu alan da bir eser yazarken düşündürdü mü?

Tabii ki. Benim esas amacım stratejik düşünce ve savaş sanatı alanında Türkiye’de bir ekol oluşturmak. İleride bu konuda bir şirket kurmak istiyorum şahıslara ve şirketlere günlük yaşamda, iş yaşamında ve politikada nasıl stratejik düşünülür konusunda eğitim vermek için. Türkiye’de strateji daha çok jeopolitik ile bağlantılı ve strateji denilince insanların aklına kuzey ırak, Suriye vs. geliyor. Ama aslında jeopolitik farklı bir alandır. Genel manasıyla strateji, karşıdaki nasıl düşünür ve onun bu düşüncesine karşı ben nasıl düşünmeliyim ile ilgilidir. Türkiye’de bu alanın neredeyse çok geri kalması, hatta bu alanın hiç olmaması, beni kendi okuyucu kitlemi yaratma konusunda zorladı. Bu çok zor işte ve hala zor ama ilk kitabımla beraber bu konuda az da olsa bir kitle yaratabildim diye düşünüyorum. İkinci ve üçüncü kitaplarla bu kitle artacaktır diye umuyorum.

Yazarların özellikle strateji gibi veya “savaş” başlıklı bir eserde okurla sohbet eder bir havayı yakalayabildiğini pek görmüyoruz. Ancak siz bu konuda oldukça başarılısınız. Bunu nasıl başardınız? İşin sırrı olarak neyi görüyorsunuz?

İşin sırrı samimiyet ve tevazudur. Beni sosyal medyadan tanıyanlar bu tevazu kelimesine takılacaklardır ama gerçekten samimiyet ve tevazu. Tevazu derken kastım, okuyucuya üstten bakmamak. Sen bu konuyu bilmiyorsun, cahilsin vs. gibi aşağılamamak. Bu frekansı okuyucuya vermemek alt metinde. Benim stratejim, basitlik prensibini uygulamak oldu. 9 ilkeden biri de basitlik idi. Basit yazmazsam, kitapta anlattıklarıma kendim uymamış olacaktım. Fikrim ile zikrim birbirini tutmayacaktı. Ayrıca kitaptaki ilkelerden birisi olan hedef prensibine de uymamış olacaktım. O nedenle samimi bir tonda okuyucuyu da kendim gibi değerli bir birey yerine koyarak sohbet havasında basitlik ilkesiyle bir hedefe (hedefim okuyucunun konuyu anlaması) odaklanarak yazdım. Sır bu.

Toplumdaki çoğu insan soyut düşünmek bir yana günü kurtarmak için anlık tepkilerle yaşamaktadır. Boşlukta kalanların soluğu kişisel gelişim kitaplarında aldığını görüyorum. Eserinizi diğer kitaplarından ayıran yanı bilimselliğin yalın bir şekilde anlatıma bağlayabilir miyiz?

Kesinlikle! Tebrik ederim çok güzel bir tanım. Bilimselliğin yalın ve basit bir dille anlatımı! Ayrıca şunu da belirteyim, insanlar daha önce stratejiyi “game teorisi” (oyun teorisi) gibi anlatan kitaplar görmedikleri için, bazen kişisel gelişim ile karıştırabiliyor kitabımı. Alakası yoktur. Ben strateji kitabı yazdım. Ama okursanız zihninizi, düşünce metodunuzu da geliştirirsiniz diye inanıyorum.

Eserinizde birçok önemli şirket sahibi veya CEO’sunun örnek aldığı isimlerden bahsediyorsunuz. Sizin genel manada hayatınızda örnek aldığınız popüler tabirle “rol model”iniz var mıdır? Neden?

Var tabii ki, ama şimdi bunları söylemek istemiyorum. Sır olarak kalsın… Ama ben bu konuda liderleri ideolojik manada rol model almam. Düşünce mekanizmalarını rol model alırım. Mesela, Atatürk’ün düşünce mekanizmasını, stratejik düşünme metodunu rol model alıyorsam Atatürk’ün ideolojisini model alacağım anlamına gelmez veya tam tersi almayacağım anlamına da gelmez. Veya Yavuz’un düşünce mekanizmasını rol model alıyorsam, Yavuz gibi Osmanlıcı veya İslamcı vs. bir bakış açısını rol model alıyorum anlamına gelmez. Ben bu konuda ideolojilerle değil, liderlerin stratejik düşünce metotlarıyla ilgiliyim.

Bazı satış noktalarında kitabınıza erişim olanağı bulunmamakta. Okurun ısrarla taleplerine rağmen olumlu bir cevap alamadıklarını biliyoruz. Siz böyle bir yaklaşımı neye bağlıyorsunuz, satışı iyi olan bir eseri neden raflarında bulundurmak istemiyorlar?

Yayıncılık benim de yeni yeni tanımaya başladığım bir alan. Niye böyle yapıyorlar tam bilemiyorum. Satan bir eseri DR neden yalnızca mağazalarının üçte birinde ve o da sınırlı sayıda satışa sunar. 3 ayda üçüncü baskısını yapmasına rağmen neden tekrar sipariş vermez? Cevabı inanın ben de bilmiyorum.

Milletler mücadelesinde savaşlar hiç eksik olmamış, bir tarafın soluğu kesildiğinde barış imzaları atılmıştır. Lakin bu imzalar bir tarafın toparlanmasının ardından silinmiş ve yerini kaçınılmaz gerçek olan savaşa bırakmıştır. Savaşçılar bunları bildiği için görmezden gelemezler buna rağmen savaş çığırtkanlığıyla suçlanması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Savaş bir cehennemdir. Cehennemin dünyadaki versiyonudur. Aklı başında olan hiç kimsenin savaşı isteyeceğini zannetmiyorum. Evladı olan hiç kimsenin savaş isteyeceğini zannetmiyorum. Bununla birlikte, insanlığın da bir gerçeği ne yazık ki. İnsanın doğasında, tabiatta var bu mücadele gerçeği. Bir kısım samimiyetle savaşı eleştiriyor ki bu insanlara ben de katılırım. Ben de eleştiririm savaşı. Ama bir kısım insanların da gizli ajandaları, niyetleri var. Savaşı istemiyoruz diyenler, terör örgütlerinin üyeleri çıkıyorlar. Savaşa lanet eden ülkeler, sınırlarının beş bin km ötesinde operasyonlar düzenliyorlar. Dolayısıyla savaşı lanetleyenlerin bir kısmı samimi olsa da diğer kısmı da psikolojik savaş teknikleri kapsamında savaşı lanetliyor. Yani kendisine karşı direnç göstermeyelim diye bize karşı psikolojik bir savaş yürütüyor.

Hayatınızı kurtarmak son hedefimiz olduğunda sağ kolunu feda etmemiz gerektiğini söylüyorsunuz. Daha geniş açıdan baktığımızda büyük resimdeki faydaların fazlalığı bizi gerektiğinde bazı şeylerden vazgeçmemizi hatta gerekiyorsa adam dahi harcamak olarak düşünülebilir mi?

Kesinlikle. Harcadığınız adamlardan kat kat daha fazla adam kurtaracaksanız adam harcanır. Acı ama gerçek bu. Bu gerçeği ben yaratmadım, kimse bana kızmasın. Ben kolay adam da harcayamam ama iyi gözlem yaparım. Gerçek bu.

Bilim ve sanatın ortak noktalarından biri üretimdir. Ancak bilimde değişme payı az olan ağır ağabey kurallar varken sanatta öznellik ve duygusallık da yapılan işe yön verdiğini görüyoruz. Kitap içinde bahsettiğiniz teoriler düşünüldüğünde savaş sanatı tabirini doğru buluyor musunuz?

İşte bu yüzden savaş bilimi değil, savaş sanatı deniliyor. Bilim tarafı olsa da esas olarak sanattır. Öznellik ve sayılamaz tarafları vardır. Yani inanç, iman, irade, zekâ, deha gibi hesaba gelmez tarafları olduğu için, sanat denir buna.

Eserinizde prensiplerin iş hayatından ve dünya tarihinden verdiğiniz örneklerle daha iyi anlaşılmasını sağlıyorsunuz. Bakıldığın da birbiriyle tamamen alakasız gibi görünecek örnekleri aynı konu etrafında nasıl bir araya getirebildiniz?

Açıkçası çok ama çok zor oldu. Çok çalıştım. Bu kitap 1-1,5 senede yazılmadı. Kafamda 20 senelik bir yazılma süreci var.

Eserinizde “Game of Thrones” örneğinden hareketle “…batılıların zihninde “taht için, devlet için, güç için” kendi ailesini yok eden bir Türk imajı mı var diye düşünmeden edemiyor.” (s. 57) Siz ABD ve Avrupa’da kalmış bir kişisiniz, orada yaşadığınız dönemde Batılıların böyle bir izlenime sahip olduğunu gördünüz mü? Bu konuda Türk’e bakış açıları nasıl?

Ben Amerika’da on yıla yakın yaşadım. Amerikalıların çoğunluğu Türkleri bilmezler. Dolayısıyla böyle bir izlenime de sahip değiller. Avrupalılarda ise Türk imajının pozitif olduğunu pek söyleyemem. Sonuçta birleşik Avrupa’ya karşı tek bir millet olan Türkler savaşmıştır 1000 sene boyunca. Pozitif olmaması izlenimi normal.

Son hedefe varırken ara hedefler birbirinin önkoşulu olmak zorunda mıdır? Sözgelimi ilk hedefi gerçekleştirmeden şartlar üçüncü hedefe imkân veriyorsa zaman ve enerji kaybı yapmadan diğer iki hedefi es geçmek manevra kabiliyetimize bağlı olarak değişir mi?

Tabii ki öyle. Her alt kuralı uygulamak zorunda değiliz, bırakın sırayla uygulamayı.

Manevra prensibini anlatırken hafiflikten ve zihin olarak “hafif” olmanın da elastikiyet sağlayacağını bunun da manevra için önemli olduğundan söz ediyorsunuz. Savaşta büyük kuvvetleri ve iş hayatında büyük bir şirketi düşünelim bu durumda da sizce kuvvetlerin hafif olması gerekmez mi esnek hareket etmek için? Bu tam olarak nasıl sağlanacaktır?

İlk önce lider zihninde hafif olduğunu düşünmeli. Sonra da takipçilerine, ekibine hafif olduğu inancını vermeli. Zihin yapısıyla alakalı. Hafif olduklarını düşünmeliler. Ondan sonra da bu hafifliği sağlamak için temel prensipler hariç diğer alanlarda fazla kural koymamalılar. Yaratıcılıklarını özgür bırakmalılar.

Futbol maçlarını seyrederken bir oyuncunun orta açacağını düşündüğümde bir anda topu kaleye gönderdiğini gördüm, aklıma kitabınızdaki baskın prensibi geldi. Demek ki savaş sanatını günlük hayatta uygulayacağımız noktalar var. Siz de beklenmedik bir anda topun kaleye gönderilmesini baskın prensibiyle ilişkili buluyor musunuz?

Tabii ki. Tebrik ederim, iyi anlamışsınız kitabı. Baskın beklenmedik şeyi, beklenmedik anda ve beklenmedik şiddette yapmaktır. Bu bağlamda dediğiniz de baskına girebilir.

“Savaşçı aslında ‘üstünlük kompleksi’ olan bir insandır” (s. 74) Savaşçı bu komplekse sahipse insan da doğal bir savaşçı ise insanın da bu “üstünlük kompleksine” sahip olması gerektiğini söyleyebilir miyiz?

Evet, bana göre insan doğal bir savaşçıdır. Mücadeleci bir varlıktır. O halde kâinata karşı, kâinatın önüne yığdığı engellere karşı bir üstünlük kompleksine sahip olmalıdır. Zaten bu olmazsa kâinat insanı yok eder.

Sinerji ve yönetişimin özellikle başarılı olan birçok şirkette uygulandığını görüyoruz. Sinerji, alt kademeler ile yetki paylaşımı ve yönetişim için ülkenin kültürü de önemli midir? Neden?

Kesinlikle önemlidir. Bizim toplumumuz asker bir millet olduğumuzdan dolayı sinerjiye çok açık değil ne yazık ki… Tabii genel olarak söylüyorum. Fakat kriz durumlarında milliyetçilik yükselince, bizim toplumumuz sinerji konusunda harikalar yaratabiliyor. Bunu da görmek lazımdır. Fakat kriz dışında normal ahvalde sinerjiyi yakalayamıyoruz.

Bu prensiplerin alt kurallarını bizzat sizin yazıp temellendirdiğinizi biliyoruz. Şüphesiz ki bu alan için hem Türk fikir hayatı hem genel manada önemli bir mesafe kat edilmiş oldu, okurlar ve bu alanın meraklıları şüphesiz devamı gelecek mi diye merak ediyorlar?

Tabii ki. Bu konuda bir ekol oluşturmak istiyorum. Hatta bir şirket kurup eğitimler vermek istiyorum. Şimdi de şirketlere danışmanlık ve eğitim veriyorum ama yazacağım kitaplarla bir ekol yaratmak istiyorum. Bir üçleme yapmayı düşünüyorum. İkinci kitapta stratejiye daha net gireceğim. Üçüncü kitapta ise liderliği anlatacağım.

Açıkçası bizim için çok keyifli bir mülakat oldu. Umarız eserinizi okuyup kafasında bazı soru işareti kalan okuyucularınızın sorularını sorabilmişizdir. Yolda olan eserlerinizi de heyecanla ve ilgiyle beklediğimizi de belirtmeden geçemeyeceğim. Bize zaman ayırıp ilgi gösterdiğiniz, sorularımızı sorma ve okurlarınız ile bu keyifli mülakatı buluşturacak olma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederiz.

[i] Yıldız Teknik Üniversitesi, Türkçe Öğretmenliği Bölümü, Lisans Öğrencisi,semih_5901@outlook.com

[ii] * Kırıkkale Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Öğrencisi, umitcaliskan71@gmail.com

Mete AKSOY

Historia Yayınevi, 437 Sayfa, 2017, ISBN: 9789756587362

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR