Satrançla Örülen Dünya

Semih GÖNÜL*

Türk tarihinin öğretiminde ve tarih şuuru kazandırılmasında çocuk edebiyatının önemli bir araç olarak görenler bilirler ki hikâye edici metinler öğrencilerin zihninde kalıcı bir etki bırakır. Özellikle Türk tarihinin bir bütün olarak anlaşılması ve içindeki kardeş kırgınlarının bir daha yaşanmaması için kurgulanmış eserlerden biri olan Satrançla Örülen Dünya adlı kitabın isminden de anlaşılacağı üzerine bir oyun üzerinden yaşanan bir olayla içinde gizlenmiş mesajlarla doludur. Bu iletilerin öğrencilerin zihninde oturmuş olması Türk tarihine bakış açılarını değiştirecektir. Mezhep ve din eksenli bölünmelerin getirdiği kardeş kavgalarının Türklüğe birer çelme olarak görülmesi ve aralarında takım tutar gibi yapılan taraftarlığın yanlışlığını gözler önüne sermesi açısından Reşat Gürel’in amacına ulaştığını söyleyebiliriz.

Türk hükümdarlarının güzel sanatlara ve şiire olan ilgilerinin yanı sıra satrançta usta olanlarının da olduğunu tarih kitapları söylemektedir. Bu kitapların zikrettiği isimlerden Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail arasında geçen mücadeleyi satranç masasından başlatarak okuyucuya aktaran Reşat Gürel doğru karar veren, düşünmeyi seven ve aldığı kararların sonrasındaki adımları görebilen bireyler olarak yetişmeleri için genç nesli tarihi kahramanlarımızın ağzından uyarıyor.

Henüz şehzadeliği sırasında Trabzon’dan kalkıp Şah İsmail’in sarayına giden ve kendini tüccar olarak tanıtan Şah İsmail’in kıvrak zekâsı onu şahın önünde galip gelmesini sağlıyor. Bundan bir süre sonra Çaldıran Savaşı esnasında sarayında konuk ettiği tüccarın Osmanlı’ya sultan olduğunu çok geçmeden anlayan Şah İsmail masada kaybettiği gibi savaş alanında da kaybediyor. Yazar olay akışını resimlerle süslerken okuru kitabın içinde yaşatmayı hedeflediğini görüyoruz. Ancak burada bir noktaya eleştiri getirmek de yarar var. Resimlerin arka planında yoğunluğun maalesef olmadığını söylemek gerekir. Arka plan yoğunluğu yani detaylı çizim resmin öne çıkan kısmında verilen mesajlara ek olarak arka planın verdiği mesajlarla destek olmasını sağlar. Özellikle Avrupa’da bu konu üzerinde titizlik gösterilir. Bilimsel araştırmalar görsellerin detaylandırılmış olarak verilmesi okurun daha fazla uyaranla karşı karşıya kalmasını buna bağlı olarak da daha fazla düşünmesinin önünü açar. Bir sonraki baskılarının görseller üzerinde olumlu değişikliklerle okuyucunun önüne çıkmasını önemsiyorum.

Çocuklara tarih nasıl sevdirilir, millî kahramanlar nasıl aktarılır diye sorarsanız bunun üzerine yazılmış tezlerle karşılaşabilirsiniz. Kitapta yapılmış olumlu aktarımlardan biri de bu konu üzerinde kendini göstermiştir. Çaldıran Savaşı öncesi Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasındaki mektuplaşmalar ve diplomatik savaşa yer verilmeyerek tarihi kahramanlarının birbirleriyle olan mücadelelerinde taraf tutmak engellenmiştir. Ayrıca aralarındaki tokat mevzusunun da işlenmemiş olması yazarın takındığı tutuma ve öncelik verdiği amaca yönelik yaptığı hamlelerin bir sonucu olarak görülmelidir. Çaldıran Savaşı’nda yaralanan Şah İsmail’in geriye doğru çekildiği sırada daha fazla Türkmen kanının akmaması ve kardeş kavgasının son bulması için söylediği söz de manidardır. Şöyle denilmektedir: ‘‘Buraya kadarmış…Şehri savunmasız teslim edin Yavuz Sultan Selim Han’a, daha fazla kardeş kanı dökülmesin.’’(s.73) Maalesef Türk tarihinin içinde kardeş kanının akmış olması nedenleri ve sonuçlarıyla üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.

Yavuz’un mektubunu Farsça yazması ise o döneme gönderilen bir eleştiri olarak verilmiş metinde. Şah İsmail’in cevabı da Türkçeye verdiği önemi göstermekle birlikte onu koru ve yaşat çünkü o senin dilin demiş oluyor okuruna. Şiirsel bir olay anlatışıyla kaleme alınan eserin içinde bir bölüm var ki o meşhur dizeleri görmek, hatırlamak bilenler için edebi bir zevk ilk defa duyanlar içinse kurgusuyla önemli bir iz bırakacaktır. Son sözümüz o mısralar olsun;

‘‘Sanma şahım herkesi sen sadıkane yar olur

  Herkesi sen dost mu sandın belki ağyar olur

  Sadıkane belki ol alemde dildar olur

  Yar olur, ağyar olur, dildar olur, serdar olur…’’

* Yıldız Teknik Üniversitesi, Türkçe Öğretmenliği Bölümü, Lisans Öğrencisi

Reşat GÜREL

Bilge Oğuz Yayınları, İstanbul 2018, 80 Sayfa, ISBN:978-605-2019-20-7

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR