Satranç

Yılnur Bayazıt

Eser çok uzun olmasa da dolu dolu geçen bir ömrün sonunda  1942 yılında Brezilya’da basılmıştır. Can yayınlarının 46. Baskısından okuduğum eserin yazarı Stefan Zweıg’dir. Stefan Zweig 1881 yılında Viyana’da doğmuş,Fransa,Almanya ve Avusturya’da eğitim almıştır. İkinci Dünya Savaşı yıllarına denk gelen yaşantısı savaşın izlerini taşımaktadır. Vatan sevdalısı gençlik yılları onu zamanla savaş karşıtlığına itmiştir. Nazi baskısından payını alan yazar 1934 yılına kadar yaşadığı Salzburg’dan ayrıldı. Edebiyat dünyasına bir çok eser veren Stefan Zweig’in en iyi olduğu nokta ise karakter analizi diye biliriz. Belki bunda Freud’dan etkilenmesinin de payı olabilir. Stefan Zweig’in sizlere bahsetmeye çalışacağım eseri Satranç ise hayalindeki Avrupa beklide hayalindeki insanlığa ulaşamayacağını anlayan yazar için yolların sonudur. Eseri yayınladıktan yaklaşık bir sene sonra eşi ile birlikte intihar ederek yaşamına son vermiştir.

Satranç’ın kurgusu tesadüfler üstüne kuruludur. Benim Psikolojik bir roman olarak değerlendirdiğim eseri bir çok otorite dram olarak nitelendirmiş. Bence bunda yazarın yaşantısını ve kitabın oluşumunu hatta sonucunu bilmenin etkisi olduğunu düşünüyorum. Yazarın olayları gören ve yaşayan biri olarak okuyucuya aktardığı eser bir gemi yolculuğu sırasında cereyan etmiştir. Gemideki yolculardan biri olan dünya satranç şampiyonu Czentoviç’in ilginç kişiliği ve dışa kapalılığını kendine bir meydan okuma olarak gören yazar, onunla iletişim kurmak için yaptığı taktik sonrası kendini büyük bir serveti olan aynı zamanda çok büyük bir ego ve hırsa sahip McConnor ile satranç tahtasının başında bulur. Uyguladığı taktik işe yarayan, Czentoviç’in dikkatini çeken yazar McConnor’un maddi gücünü de kullanarak dünya satranç şampiyonu ile karşılıklı oturabileceği ve beklide aklındaki sorulara cevap bulabileceği bir ortam sağladığını düşünmüştür. Bu ortam bir satranç müsabakasıdır. Lakin satranç müsabakası, Czentoviç’in kendini tanıyan ve açık vermeyen tavırları karşısında yazarın ezilmeye devam ettiği dakikalar geçirmesinden başka bir işe yaramamaktadır. Tam umutlarını yitirdiği ve kaybettiğini kabullenmek üzere olduğu bir an da yan tarafına gelen birinden oyunu berabere bitirmesi için yapması gereken hamleleri, üstelik dört beş hamle sonrasını anlatarak söyleyen bir ses işitir. Bu ses Dr.B.’dir. Dünya şampiyonu ile oynanan oyunun berabere bitmesini sağlayan bu adamın özür dileyerek oradan uzaklaşması yazar için tanınması gereken yeni bir hedef ortaya çıkarmıştı. Bunun  Dr.B.’ı tanımak dışında bir sebebi daha vardı Czentoviç’in satranç tahtasında yenilmesinin onun için sadece bir müsabaka kaybetmek anlamına gelmeyeceğini düşünmekteydi. Dr.B.’ı yapılmasını istediği satranç müsabakasına ikna ederken psikolojik bir travmanın içinde bulur kendini. Soylu bir hayattan Nazi işkencesine oradan da ateşli krizlere kadar giden ve vücudunun her hücresinde izlerini taşıyan bir yaşantı. McConnor’un katkılarıyla müsabaka gerçekleşir. İlk müsabakada oyundan çekilen ve zorlu rakibe karşı sadece oyunu değil insanlara karşı tepeden bakışını da kaybeden Czentoviç rövanş ister. Ateşli hastalığına yenik düşmeye başlayan Dr.B. sadece bir müsabaka için oturduğu masada rövanşı kabul eder. İkinci müsabaka Satranç müsabakasından ziyade bir karakter savaşına dönüşmüştür. Rakibinin zaaflarına farkına varan dünya şampiyonu adeta işkence etmekte yazar bunun farkına vardığında ise Dr.B. çoktan ateşli hastalığının krizlerini geçirmeye başlamıştır. Kazananın kim olduğu açıktır. Kaybeden yazar, Dr.B.’ı ve iyilerdir. Beklide bu müsabakayı dünya kaybetmiş bedeli çok ağır olan bir yola girmiştir. Stefan Zweig’in içinse bu yolun sonu, aslında sonun başlangıcıdır. İnsanların elinden alınmasına katlanamayacağı şey yaşamları boyunca oluşturdukları veya oluşturmaya çalıştıkları değerlerdir  ve bunun karşısında çaresiz bırakılmak işkencelerin en ağırı olabilir.

Uzun öykü türünde olan bu eser bir gün içinde okunabilecek kadar kısa seneler sonra bahsedilecek kadar uzun. Okuyanların pişman olacağını düşünmediğim bu eseri günümüz dünyasının zorbalıkları ile bağdaştırmak çok zor olmayacaktır. Düşünen insanların içindeki karamsarlık duygusunu besleyen bu kitabı okurken, anlamı bir gemideki satranç tahtasının etrafına indirgemem en büyük yanlış olur.

Stefan Zweig

Çeviren: Ahmet Cemal

Can Yayınları, 46. Baskı, İstanbul, 2016, 71 Sayfa, 978-975-072-57-08

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR