Murat Bardakçı – Hafız Hakkı Paşa’nın Sarıkamış Günlüğü

Muhteşem zaferlerle ve büyük yenilgilerle dolu bir tarihin çocuklarıyız. Hem zaferlerimiz etkileyici hem de yenilgilerimiz… Muazzam sevinçlerimize topyekûn facialar ulanır. Tarihin uzun yollarına dizilmiş huzur ve saadet kervanlarımıza çok çabuk kaybedişler, felaketler yüklenir. Zaferlerini çokça hatırlayan, facialarını ise görmezden gelen, örten bir zihin dünyamız var. Felaketlerimizi, milletçe gark olduğumuz büyük alt üst oluşları hatırlayan, facialarından gerekli dersler çıkarmayı beceren bir belleğe sahip değiliz. Bir anlamda tarih hep tekerrür eder durur. Zafer sevinçleriyle kendinden geçtiğimiz anlam evreninin altını kazısak her dem felaketlerin acı çığlığı yükselir… Zafer meydanlarında ve yenilgi arenalarında gösterdiğimiz cesareti kendimizi sorgulamak, olan biteni anlamak noktasında maalesef gösteremiyoruz. Kendimizi tanımanın kendimiz üzerindeki büyüyü bozacağı inancındayız…

Anadolu coğrafyasında yaşadığımız en trajik felaketlerden biri de Sarıkamış Faciası. Uzun bir dönem milletten gizlenen, kamuoyunun haberinin bile olmadığı, yaşanıp yaşanmadığı kimselerin bilmediği bir felaket!… Bu felaket ya da bu bozgun 1914 yılının son günlerinde ve 1915 yılının ilk zamanlarında vukua geliyor. I. Dünya savaşında Ruslara karşı savaştığımız Doğu Cephesinde Erzurum-Sarıkamış hattında yaşanan büyük bir trajedinin adıdır Sarıkamış Faciası. İmkânsızlıkların, düzensizliklerin, organize olamamanın, karın ve soğuğun yol açtığı büyük felaket…

Zaferlerimizi ve yenilgilerimizi tek bir adama endekslemekten çekinmeyiz. Zaferin ya da yenilginin sebeplerini, sonuçlarını anlamak yerine efsanelerin, mitlerin sisli dünyasına sığınırız. Her olayın arkasında gizem ararız. Rasyonel sebeplere, eksiklere değinmeyiz. Bir günah keçisi buluruz ve işi ona ihale ederiz. En milli meseleleri bile güncel siyasetin kullanımına sunarız. Kamplaşmalarımızı kavileştirmek için hırsla ve hazla tarihi enstrüman olarak kullanırız. Ne yazık ki Sarıkamış Faciası da bu olumsuzlukların hepsinden payını almış… Dediğimiz gibi bu felaket uzun yıllar gündeme gelmemiş. Gündeme gelmesi de bir tarihi hesaplaşmayı beraberinde getirmiş. Milletin bu ortak acısı üzerinden kişisel hesaplar görülmüş. Murat Bardakçı’nın ifade ettiği üzere Sarıkamış’ta yaşananlar ancak yedi yıl sonra 1922’de öğrenilmiş, kendisi de muharebe meydanlarında olan 9. Kolordu’nun Kurmay Başkanı Emekli Yarbay Köprülü Şerif Bey’in önce Akşam Gazetesinde yayınlanan sonra da kitap haline getirilerek Sarıkamış ismiyle yayınlanan yazıları sayesinde haberdar olunmuş. Murat Bardakçı askeri ve mülki amirlerin sadece üst seviyesinde yer alanların ve sarayın önde gelenlerinin haberdar olduğu bu facianın yedi yıl sonra bir gazetede tefrika edilmesi hakkında şunları söylüyor. “Ben, bu yayınların sebebinin o günlerde Batum’da ve Moskova’da bulunan Enver Paşa’nın Türkiye’ye dönme ihtimalini engelleme, daha doğrusu Ankara’nın Enver Paşa aleyhindeki bir kampanyasının parçası olduğu kanaatindeyim.”

Sarıkamış Faciası’nın odağında yer alan Enver Paşa ve Hafız Hakkı Paşa aynı kaderi yaşarlar adeta. İkisi de askeri okulda beraber okur. İkisi de Manastır’da bulunur. Aynı bölgede görev yaparlar. İkisi de ittihatçıdır. 31 Mart Vakası’nı birlikte bastırmışlar. Saraya damattırlar. Enver Paşa Şehzade Süleyman Efendi’nin kızı Naciye Sultan’la, Hafız Hakkı Paşa Şehzade Selahaddin Efendi’nin Kızı Behiye Sultan’la evlenmiştir. Naciye Sultan’la Behiye Sultan kuzendir.  İkisi de yazmayı özellikle hatıra yazmayı sever.   Bu felaket döneminde Enver Paşa Harbiye Nazırı, Hafız hakkı Paşa ise 3. Ordu Kumandanı…

Sarıkamış Felaketi ile ilgili kaynakların hem yeterli olmadığı hem de olanların tarafsız bir bakış ortaya koymadığı konunun uzmanlarınca dile getiriliyor. Murat Bardakçı tarafından yayınlanan Hafız Hakkı Paşa’nın Sarıkamış Günlüğü bu bozgun hakkında ilk elden bilgiler barındıran hayati önemi haiz bir belge. Bizzat harekâtı yöneten, yönlendiren bir komutanın cepheden notları… Sarıkamış Günlüğü, Allahuekber Dağları’nın karına, soğuğuna dayanamayarak şehit olan, açlıkla, hastalıkla, pislikle mücadele eden askerlerin hüzünlü serencamını bize dolaysız haykıran bir çığlık… Evet, şehit sayısı yarıştırmadan, hataları ya da sevapları tek adama yıkmadan cesaretle bakmamız gereken bir trajedinin satırlara vuran kederli aksi…

Hafız Hakkı Paşa’nın günlüğü iki bölümden müteşekkil. Birinci bölüm 26 Ekim 1914 tarihinde İstanbul’da yazılan yazıyla başlıyor. Hakkı Paşa Balkanlar’dan geçerken Bulgaristan’la bizi karşılaştırıyor ve şu acı tespitlerde bulunuyor: “Yukarı Tırnova! Burası fabrikalarıyla, muntazam evleriyle, bayağı, Avrupa’nın fabrikalı küçük kasabalarına benzemiş. Aferin Bulgarlara. Bizim Kastamonu’da, Antalya’da, deniz kenarında her türlü tabii kolaylıklara rağmen yapamadığımız, yapmaya azmetmediğimiz işleri burada Balkanların şimal eteklerinde yapıvermişler.” Hafız Hakkı Paşa bir asker olmasına rağmen siyasi, ekonomik, kültürel meselelere de kafa yoran biri. Çok keskin bir gözlemci. Günlükte bu yönünü açıkça görebiliyoruz. Sefaletin, yoksulluğun, imkânsızlığın hem maddi hem de manevi çöküntülere yol açacağının farkında. Yaşamak için gerekli olan güce, kuvvete, iyi bir orduya sahip olmanın fikren ve iktisaden kuvvetli bir millet olmaktan geçtiğini söylüyor. Sadece orduyu güçlendirmenin eksik kalacağını her köye iyi bir okul, iyi bir yol yapılması gerektiğine de dikkat çekiyor. Ve hepsinde önemlisi millet olarak birliğin, beraberliğin ve milleti yükseltmek ülküsünün olmadığı yerde her türlü siyasi zaferin gelip geçici olacağını belirtiyor.

Kitabın ilk bölümünde Ruslara karşı yapılacak savaştaki hazırlıklar, Almanya ile olan ilişkiler anlatılıyor. Burada Harp Nasıl Başladı? başlıklı yazıda Yavuz ve Midilli isimli gemilerimizin Karadeniz’de Rus hedeflerini bombalamaları emriyle ilgili bilgiler söz konusu. Donanma kumandanına hazırlanan emirde Rus Donanmasını mahvetmesine yazılı. Bu emir Hafız Hakkı Bey’de. Enver Paşa emrin yer aldığı zarfı alarak komutan Şuson’a vakti gelince açması için verir. Şuşon zarfı hemen açar ve Rus Donanmasını bombalatarak harbi başlatır. Hafız hakkı bunu çok vakitsiz olduğunu söylüyor. Bundan sonra durumu selamete çıkarmak için çalışmanın gerekliliğini vurguluyor.

Günlüğün birinci bölümüne baktığımızda Hafız Hakkı Paşa’nın başlangıçta Ruslarla savaşa pek sıcak bakmadığını, çok ihtiyatlı davrandığını görüyoruz. Savaş başladığı anda ise en cüretkâr ve cesur şekilde hareket ettiğini, kendine güvendiğini anlıyoruz. Bu bölümlerdeki günlüklerde ordumuzun bize anlatıldığı gibi dağlarda donmak için beklemediğini, Ruslarla çok çetin çatışmalara girdiğini ve çoğu yerde Ruslara ağır kayıplar verdirerek Onları geri çekilmek zorunda bıraktıklarını okuyoruz. Öyle anlatıldığı gibi askerlerimiz eli kolu bağlı felaketi beklemiyor. Kıyasıya vuruşuyor.

Kitabın ikinci bölümünü oluşturan ikinci defter asıl Sarıkamış Faciası ile ilgili bilgiler içeriyor. Ruslarla kıyasıya mücadele devam ediyor ama askerlerin tecrübesizliği, düzensizliği görülüyor. Hakkı Paşa sürekli birliklerin içinde. Gördüğü aksaklıkların düzeltilmesi için sorumluları uyarıyor. Askere sürekli moral veriyor. Paşa, her yere teftiş için adamlar gönderiyor. Aldığı bilgiler sıkıntı verici. Seyyar hastanelerdeki doktorlar dikkatsiz, ilaç az, temizlik yok diyecek seviyede, her yer pislik içinde.

Hafız Hakkı Paşa’nın bütün uyarı, önlem ve cezalandırmalarına rağmen hastanelerde büyük sefalet. İnsanlar birbiri üstünde yatıyor. Yemekler ve ortalık bir türlü düzeltilmiyor. Hastanelerde bazı açıkgözler suyu parayla satıyor. Ekmek parayla… Temizlik yok. Hatta Hafız Hakkı Bey bir aydır banyo yapamıyor. Çermik hamamında banyo yapma fırsatı buluyor. Asker iaşesizlikten ve bakımsızlıktan mahvoluyor.

Hakkı Paşa durumu şu sözlerle ifade ediyor. “Ekserisi bu zuafâ ve donmuşlar olarak her gün yalnız Erzurum, Köprüköy ve Hasankale’de 200’den fazla asker ölüyor. Diğer hastaneler de hesap edilirse bu miktar 400’ü geçer. Bu hesaba göre bakımsızlıktan ayda 1200 efrad-ı millet topraklara gömülüyor demektir.

Bu felaketli halin sebepleri şunlardır: Askerin uzun müddet sıcak yemek yememesi. Geceleri mütemadiyen açıkta ve avcı siperlerinde bulundurulması. Elbise ve ayakkabı noksanı.”

Bir yandan yanlış emirlerle, bir yanda kumandanların çekişmeleriyle, bir yandan askerin disiplinsizliği ve malzeme eksikliği nedeniyle Sarıkamış faciası vuku bulur. Kendisi rumeli’li olmasına rağmen Hafız Hakkı Paşa burayı savunmanın Rumeli’yi savunmaktan daha önemli olduğunu ve buraya asker sevk edilmesi gerektiğini bildirir. Şöyle ki.”Herhalde Rumeli cihetinde fevkalade tehlike yok ise, bir kere başladığımız ve yalnız son ay içinde meydan muharebeleri dâhil olmak üzere 30.000 şehid gömdüğümüz topraklarda şimdiden faik kuvvetlerle esaslı bir istila ordusu hazırlanması lüzumunu devletin istikbal nokta-i nazarından ben son derece elzem görüyorum. Mamafih bilemediğimiz bazı esbab-ı mühime var da irade buyrulduğu gibi buranın eldeki kuvvet ile idaresi lazımsa, Ruslar ne getirirse getirsin ve eldeki kuvvet ne kadar az olursa olsun, ordunun namusuna zerre kadar leke sürdürmeyeceğime emin olunuz.”

23 Ocak 1915 tarihinde Hakkı Paşa günlüğüne hava güzel, ben hastayım. Ateşim 37,5. Her tarafım ağrıyor. Vaziyet yine sakin, yalnız keşif gevşek. diye yazar.       

Sarıkamış Günlüğü kaybedilmiş bir savaşın bidayetinden nihayetine kadar bize fotoğrafını veriyor. Bu günlük Enver Paşa, Hafız Hakkı Paşa ve Alman kumandanlar olmak üzere harekâtın planlayıcılarının doğru ve hatalı emirlerini, askerin durumunu, milletin psikolojisini yeniden ele almak, değerlendirmek açısından bir fırsat. Tek bir sorumlu aramak yerine genel anlamdaki eksiklik ve hataların sorgulanması…

Şehit sayısı yarıştırmak yerine, bu felakete yol açan durumları ele almak en doğrusu. Her yıl Sarıkamış faciasının yıldönümü adına türlü teatral sahneler sergilemekten kaçınmak en iyisi. Vakarlı, ciddi, samimi olarak meseleleri değerlendirmek gerekir.

Murat BARDAKÇI, Türkiye İş Bankası Yayınları, 244 Sayfa, 2016, ISBN: 6053323440

Yazar: Muaz ERGÜ

0 0 oy
İçeriği Değerlendir