Politika

Merve ÖZGENÇ[1]

Şüphesiz ki felsefe deyince akla gelen ilk isimlerden biri Aristoteles’tir. Makedonya’da doktor olan Nikhomakhos’un oğlu olarak dünyaya gelmiştir. 19 yaşına geldiğinde Atina’ya giderek Platon’un Akademia’sına kayıt olmuştur. Kısa süre içerisinde Platon’un en gözde öğrencisi haline gelmiş; hatta rivayetlere göre Platon Aristoteles olmadan derse başlamamış ve: “Us gelsin öyle başlayalım” demiştir. Aristoteles Akademia’da bir süre öğretmenlik de yapmıştır. Platon’un ölümünün ardından İskender’in eğitimine yön verebilmek için bir süre Pella’da kalmıştır. 63 yaşında da vefat etmiştir.

Aristoteles’in Sokrates ve Platon’dan çok daha farklı bir bakış açısı yakaladığını politika isimli kitabında net bir şekilde görebiliyoruz. En büyük örneği yurttaşlık, anayasa ve devlet hususlarında sadece Atina ile kalmayıp diğer şehirleri de gözetmesi ve yeri geldiğinde örnekler vererek desteklemesidir. Bu durum verdiği fikirlerin diğer şehirlere de uygulanabilirliğini arttırmaktadır. Bu bakış açısının kendisinin Makedonya’dan Atina’ya gelmiş olmasında saklı olduğunu iddia edebiliriz. Bir diğer etken ise İskender’in zamanına denk gelmiş olmasında yatıyor olabilir. İskender Aristoteles’ten elde ettiği bilgiler ışığında Helen düşüncesini Doğu’ya yaymıştır ve Doğu-Batı arasındaki etkileşimi harmanlayarak Helenizm fikrini elde etmiştir. Aristoteles de büyük bir imparatorluğun kurulduğu dönemde yaşamış olduğundan bu durum mutlaka dünyaya çok daha farklı bir bakış açısı ile bakma fırsatını ona vermiş olmalıdır. Bu farklılıkların zenginliğini de kitabında çok güzel işlemiştir.

Kitap, 8 Kitap’tan oluşmaktadır. Bölümlerin kitap olarak ele alınması çok önemli konulara değiniyor olmasındandır. Yazar kitabında Platon’un Devlet’ini ve Sokrates’i de sık sık eleştirerek karşılaştırmalı şekilde ilerlemiştir. Kitap bir devletin ortaya çıkma aşamasından başlayarak hemen hemen tüm sorunları ele alıp konularını tamamlamıştır. Bu bağlamda başlangıçta diğer felsefeciler gibi kadınlara, kölelere, barbarlara karşı klasik bakış açısı ile girişler yaptığını görmekteyiz. Örneğin barbarlara dair şu sözler (ayrıca Batı’nın Doğu’yu sömürmesinin temelini oluşturduğu da iddia edilebilir): “Hellenlerin barbarları yönetmesi uygundur. (Sayfa:8)”  ya da kadınların erkeklerden aşağı olduğuna dair şu sözler: “Erkeğin kadından üstün bir zekası olduğu kendiliğinden belli sayılmaktadır, fakat bu böyledir diye köle ile kadın özdeşleştirilemezler. (Sayfa:8)”  … köleliğe dair de bir bocalama içerisinde olduğunu anlamaktayız.

Günümüzde oldukça yaygın bir görüş olan temelinin ise Platon ve Sokrates’in attığı her şeyi paylaşan bir halk-devlet modeli de kitap II’de işlenmiştir. Her şeyi paylaşmanın devleti yıkması sonucuna ulaşırken kullandığı; sahiplerin sayısının artmasıyla mülkiyete saygının azalacağı gibi basit bir mantık da oldukça etkileyicidir. Ayrıca felsefenin temel kavramlarından biri olan ahlaka da burada değinmiştir. Birliğin aşırılığı denetimin aşırılığı olacağından insanların özgür iradesiyle ahlak erdemini gerçekleştirmesi beklenemez. Bu da asil ve temel yaşam prensiplerinin uygulanmaması demek olduğundan mutlu bir yaşamı ortaya çıkartmaz. Olması gereken birlik ve ortaklığın dozunun ayarlanması muhakkaktır.

Eserde büyük ölçüde anayasa yapımına, ülkeye göre uygunluk sağlanmasına, tiplerine –tiran, krallık, oligarşi, aristokrasi, demokrasi, siyasal yönetim- yer verilmiştir. Değerlendirmeler esnasında bu sayılan 6 yönetim şekli tek tek karakteristik özelliklerine göre incelenerek; devrime yatkınlıkları ve yatkınlıklarının özelliklerine göre önlenebilmesi için öneriler, anayasanın devamlılığı için gerekli hususlar da ele alınmıştır.

Anayasa ise; doğumu (çok nüfus fakirleşmeyi getirir), parayı, halkı komşu ülkeleri, şehirleri, oy kullanılmasını, devlet yönetiminde görevli kişileri, mahkemeleri, devrimi, yönetimi, yargıyı, eşitsizliği, eğitimi, erdemi, yeteneği, dinin devletteki konumunu, yurttaşlığı vb. gibi birçok başlığı kapsadığı için geniş bir perspektife sahiptir. Aristoteles tüm bunları ele alırken baskın bir anayasa söylemi şeklinde değerlendirmeler yapmıştır. İlerleyen sayfalarda ise anayasanın işleri yavaşlatacağı günlük problemlere çözüm bulmanın zor olacağına dair söylemlerde de bulunmuştur. İkilemin mevcut olduğu görülmektedir.  Ayrıca yurttaşın (oy kullanabilen, erkek, para kazandırıcı bir işte çalışmayan vb.), bir yurttaşa yakışan bir yaşamı olması gerektiğinden; yurttaşın kirli işlerini yapacak olan kişilerden bahsetmemiştir. İdeal anayasasında bu kişilerin olmaması veya olup da bahsedilmemesi hususu ilginçtir; çünkü bu tür bir gruba ihtiyaç olduğu ve ilerde problem çıkartacağı aşikardır. Düzenlemeler esnasında farklı şehirlerin (Sparta, Girit gibi) de sistemlerine değinildiği görülmektedir. 2. Paragrafı hatırlamakta fayda vardır.

Kitap elbette mutluluk, erdem, ahlak, iyilik gibi konulara da değinmektedir. Bu konular zihni kullanma ve günlük yaşamına uygulama şeklinde birbirleriyle oldukça etkileşim içerisindedir. Tabii ki bu anlamda iyi eğitimin de önemli bir payı bulunmaktadır. İyi eğitim ise, yurttaşların birer yönetici gibi olacak şekilde donanımlı olmasıdır. Yönetimde eşitliği savunmadığını söylediği halde (demokrasi gibi), özellikle krallıkla yönetilenlere daha sıcak baktığını anlayabiliyoruz, her yurttaşın yarın bir yönetici olabileceğini bu sebeple de donanımlı olması gerektiğini savunmuştur. Bu kadar donanımlı yurttaşların olduğu bir şehirde yönetimin güçleşip güçleşmeyeceği ve yönetime geçip geçemeyeceği muallakta kalan hususlardandır. Ayrıca her şeyin ortak bir şekilde işleyebilmesi için sıkı denetim kurallarının olması kişilerin ahlak erdemini özgürce ortaya çıkarmaz görüşünü savunduğunu yukarıda söylemiştik. Eğitim hususunda da mutlaka yasakların olması gerektiğini savunurken aynı şeyin sorun olup olmayacağı da düşündürücüdür; ancak yine de eğitimin ruhu yüceltici, para için yapılmayan, niteliklere sahip olması esastır gibi düşünceleri genel olarak ele alınan noktalardır.

Sonuç olarak, ideal anayasa üzerine geniş bir değerlendirmenin ele alındığı eser, okuyucuya oldukça geniş bir perspektif vermektedir. Çevirmen Mete Tunçay’ın katkıları ise eserin dilini oldukça kolaylaştırarak yeri geldikçe toparlamalar yaparak, özetleyerek, önemli soruları kişiye sordurtarak eserin keyifle okunmasını sağlamaktadır.

[1] mrvozgnc@gmail.com

Aristoteles

Çeviren: Mete Tunçay

Remzi Kitabevi, İstanbul, 1990, 246 Sayfa, ISBN: 975-14-0165-8

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR