ETKİNLİKLER:

Peynir ve Kurtlar

Zafer SARAÇ*

Ortaçağ Batı merkezli tarih algısına göre karanlık çağ olarak nitelendirilmektedir. Ortaçağ’ın karanlığı o kadar fazla ki kronoloji ilmine göre 1453’te bu menfur çağ kapanmasına rağmen, Rönesans’ın ve Reform ’un Avrupa’ya saçtığı ışıkları bile karanlık peçesinin altına almaya devam etmektedir. Engizisyon denen mürteci sayıklama Kilisenin egemenliğinin kırılmasına aldırış etmeksizin, yalnızca ahkâm kesmekle kalmayıp, aralarında birçok mazlumun olduğu insanın canına musallat olmaktadır. Tanıtacağımız kitap böyle bir arka planda, On altıncı yüzyılın sonlarında İtalya’nın bir dağ köyünde yaşayan değirmenci Demonico Scandella hikâyesini bünyesinde barındırmaktadır. İsmini herkesin Menocchio dediği değirmenci içinde bulunduğu çağa tezat oluşturacak bir taşralı imajı sergilemektedir.

Menocchio’nun birçok taşralının aksine okuma-yazma bilmesi, onu çağının üzerine çıkarmıştır. İnsanların din, Tanrı, yaşamın kaynağı ve yaradılış üzerine kafa yorma konusunda iki kez düşündüğü bir çağda Menocchio bütün tehlikeleri dikkate almaksızın sürekli okuyarak kendi dünyasının felsefesini oluşturmuştur. Okumuş olduğu kitaplardan özümsediği bilgilerle oluşturduğu felsefesi, Engizisyon mahkemesinin hışmına uğramıştır. Sonuçta Engizisyon tarafından idam edilen binlerce insandan biri olan Menocchio hakkındaki bilgiler sayesinde tanıtacağımız eser vücut bulmuştur.

Ortaçağ tarihi vesikaları sayısız bilgiyi içermekle birlikte, bütün dünya tarihinde gözlemlendiği üzerine alt sosyal sınıfların yaşamına ilişkin verileri tam manasıyla gözler önüne sermekten acizdir. Günümüzde revaçta olan sosyal tarih araştırmaları ile gün yüzüne çıkan bilgiler, tarih araştırmacılarının olduğu kadar bu konuya ilgi gösteren herkesin ilgisine maruftur. Osmanlı taşra dünyasını deşifre eden Şerriye Sicillerine benzer bilgileri içeren mahkeme kayıtları, Avrupa’da sosyal tarih araştırmacılarının iştahını kabartmaktadır. Kitabımızın yegâne kahramanı Menocchio’nun hikâyesi ise Engizisyon’un kayıtları vasıtasıyla oluşturulmuştur.

 “Peynir ve Kurtlar” kitabı Bologna Üniversitesi Öğretim Üyesi Carlo Ginzburg’un yukarda bahsettiğimiz üzere mahkeme kayıtlarından elde ettiği bilgiler vasıtasıyla ortaya çıkmıştır. Yazar daha önceden yapmış olduğu Mikro Tarih[1] konusundaki çalışmalarıyla dikkat çekmiştir. “Peynir ve Kurtlar” eseri de bu tarz Mikro Tarih araştırmasına örnek gösterilebilir. Kitabın isminin bu denli farklı oluşu, Menocchio’nun felsefesinin marjinalitesinden kaynaklanmaktadır. Okuyarak meydana getirdiği evren tasavvurunda peynir ve kurtlar önemli imgelere tekabül etmektedir. Kendi fikrini Engizisyona deklare ederken, çokça peynir ve kurtlar lafzını tekrarlaması yazarı böyle tercihe itmiş olmalıdır. Sütten meydana gelen peynir ve zamanla peynirde oluşan kurtlar Menocchio’nun fikri dünyasında önemli imgelere dönüşürken, öğretisi açıklanamayanı anlamlandırma aşamasında felsefenin açmazlarına taşralı bir değirmencinin kafa yorması şeklinde tezahür etmiştir.

Akıllarda oluşturduğu akislerle karanlık olduğu gibi, bir tarihçi için net bir tablo sunmayan Ortaçağ’ın, özellikle de bu dönem taşrasının kuytusunda kalmış olaylarının hakkında önemli bilgiler sunması yönünden eserin farklı üst düzey bir kategoride değerlendirilmesi zaruridir. Yazar dönemin düşünce hayatında ön plana çıkan fikir akımlarını Menoncchio’nun düşünce dünyasıyla karşılaştırmaktadır. Bu yönüyle Menocchio’nun mevcut fikirlerden etkilenim aşamalarında, okuduğu kitapların etkisini ortaya koymuştur. Günümüzde olduğu gibi okunulan kitaplar düşünce dünyasında meydana getirilen binanın temeli üzerine konulan taşlar gibidir. Yazar sonuç olarak ortaya çıkan düşünce yapısının hangi unsurlarıyla kitaplardan süzüldüğünü, ne derece sözlü kültürden kaynaklandığını ortaya koymaya çalışmıştır.

Ginzburg eldeki verileri fevkalade etkili bir şekilde kullanarak, Menocchio’nun zihni yapısının en girift en karanlık kısımlarını görünür kılmıştır. Bunu öylesine iyi yapmıştır ki, Menocchio’nun kendi söyleviyle çelişen tutarsızlıklarının sebeplerine bile değinerek, olası sonuçlarını ortaya koymuştur. Tarihçi için sosyal hayatı eldeki verilerden çizmek bir dereceye kadar kolaydır, ama düşünsel hayat ele alınan dönemi kayda alırsak, sözlü yönünün ağırlığı, siyasi baskıların gölgesinde kalması ve yazılı kültürün tam oluşmaması gibi sebeplerden dolayı oldukça zor kaleme alınabilmektedir. Kitap bu yönüyle çok zor bir işin altından kalkıldığına delil olarak gösterilebilir.

Menocchio’nun düşünce haritasını çıkarmak için onun okumuş olduğu kitapların listesi verilirken, temasa geçtiği insanların ve fikirlerin izi, yazar tarafından adeta bir cinayet masası dedektifi gibi sürülmüştür. Menocchio’nun zihninde oluşan her fikrin köküne inmek kastıyla bütün veriler karşılaştırmalı olarak ortaya dökülmüştür. Yazar okuruna mantık çerçevesi içerisinde tercih etmesi gereken yolu gösterirken, delillerle kendi düşüncesini pekiştirme yolunu sıkça tercih etmiştir. Yazar elde edebildiği bütün verilerden istifade etmiştir. Tabloyu daha iyi netleştirmek adına kimi zaman mahkeme diyaloglarını doğrudan vermiş, bazen kitaplarda geçen pasajları ve şiirleri direk okuyucuyla paylaşmıştır.

Yazarın Menocchio’nun fikirlerini serdederken üstün bir yorumlama ve sentez gücünün olduğunu görülmektedir. Menocchio’ya dair en ufak bir bilgi kırıntısının dahi yazar tarafından değerlendirerek, düşünce bağlamında açıklığa kavuşturduğu görülmektedir. Gizli kalmış yönlerle ilgili çıkarımları, birçok alternatif arasından en mantıklı seçenek tercih edilerek dikkate sunulmuştur. Eserin dilinin anlaşılır, açık ve net olmasına karşın, yer yer konu düşüncenin felsefik yorumu safhasına saptığı için düşünceler kafa karıştırıcı hal almaktadır. Bu gibi durumlarda yazarın anlaşılır kılma gayreti konuyu çözümsüz olmaktan çıkartmaktadır. Düşünce tarihinin terminolojisine dâhil olan kelimeler anlatımı zorlaştırdığından bu tabirlerin dipnotlarla sunulmaması ( ya da kitabın sonunda sunulması) okuyucunun konudan koparak yeni soru işaretlerine maruz kalmasına neden olmaktadır.

Kitaptaki bölümler başka eserlerde pek rastlanmayacak bir yapıda oluşturulmuştur. Her bölüm bir rakamla ifade edilirken, bölüm başlığı eklenmeyerek sadece rakamsal ifade kullanılmıştır. İçindekiler kısmında ise bu rakamların karşılığı olan başlık yazılmıştır. Rakam yerine bölüm başlığının yazılmama sebebi ise tam anlamıyla bir muammadır. Önsöz dahi bu şekilde oluşturulmuş on bölümden oluşmaktadır. Kitap ise 62 bölümden ibarettir. Bölümler arasında tam manasıyla bir mutabakat bulunmamaktadır. Birbirinden tamamen bağımsız, Menocchio’nun hayat hikâyesinden çok, fikirleri farklı başlıklar altında ele alınmıştır. Kitabın sonuna eklenmiş notlar kısmında ise bölümlendirmede kullanılan farklı metodun izlerine rastlamak mümkündür. Her bir bölüm için ayrı bir not kısmı düzenlenerek, kitabın sonuna eklenmiştir. Yazarın kullandığı kaynaklar, dipnot olarak verilmesi gereken bilgiler herhangi bir düzen olmaksızın aynı bölümü ifade eden rakam başlığı altında sunulmuştur. Böylesine düzensiz karmaşık bir kaynakça diyebileceğimiz bir kısımla, okurun akademik kaygılarının dikkate alınmadığı açıktır. Bunun yazarın mı, yayıncının mı, tercihi olup olmadığı net olmamakla birlikte, satır aralığının çok az olması puntonun küçük olması okumayı zorlaştırmaktadır.

Sonuçta; düşüncenin aristokratik tabakanın ya da belirli zümrelerin tekelinde olduğu tabusu kaleme alınan bu eserle yıkılmıştır. Özgür düşüncenin Ortaçağ karanlığında kaldığı bir dönemde düşünce panoramasının ortaya koyulması ayrı bir önem arz etmektedir. Farklı toplumsal sınıflardan heterodoks inanış yapılarının varlığı ve hâkim dini düşünce sistemine karşı oluşan muhalefetin nasıl bir görünüme sahip olduğu bu eserle netleşmiştir. Birçok açıdan farklılar içeren eserin literatüre katkısı eşsizdir. İçerdiği artıları negatif yanının soğukluğunu tam anlamıyla ortadan kaldırmaktadır. Bu tip eserler arttıkça, okuyucu için tarih daha görünür olacaktır. Kitabın son paragrafının itici bir güç olup, araştırmacılarda ki merakı uyandırması dileğiyle;

“Menocchio hakkında pek çok şey biliyoruz. Ve onun gibi yaşayıp ölen niceleri hakkında hiçbir şey bilmiyoruz.”(s.161)

* Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Genel Türk Tarihi Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Programı Öğrencisi, zafersarac@hotmail.com

[1] Mikro tarih kendi içinde önemsiz ama daha büyük yapıları ortaya çıkartan küçük olaylara odaklanma demektir. Misal bir Fransa’da bir fabrikada işçiler fabrika sahibinin kedisini öldürüyor. Peşi sıra gelen olayların araştırılması bu araştırma yönteminin- Mikro Tarih’in araştırma konusunu oluşturur.

Carlo Ginzburg (Çevirmen: Ayşen Gür)

Metis Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 1999, 215 Sayfa, ISBN: 979-975-342-098-6

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR