Osmanlıda Terör

Muhammed ŞENER

 

Lanetle anne lanetle: bizi yurdumuzdan kaçırıp

Genç yaşlarda yâd ellerde sefil ve perişan

Süründüren Türkleri lanetle!

Bulgar İhtilal Merkez Komitesi, fikirlerini yaymak ve Bulgar halkına empoze etmek için basın-yayın yoluna başvurmuşlardır. Zmane isimli gazetenin editörlüğünü yapan ve aynı zamanda komitenin önde gelen isimlerinden olan Hristo Botev’in yazdığı kışkırtıcı ve halkı kin ve nefret söylemine yaklaştıran yukardaki şiir Balkanlar’daki ihtilalci faaliyetlerin boyutlarını açıklar niteliktedir.

Değerlendirmeye konu olan kitabımız İsmail Pehlivan tarafından “Bulgar Komitacıları ve Komitacılık Faaliyetleri (1866-1913)” ismiyle 2017 yılında Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalında Yüksek Lisans tezi olarak yayınlanmıştır. 2019 yılının Nisan ayında ise Karakum Yayınevi tarafından ilk baskısı yapılarak biz okuyucuların hizmetine sunulmuştur. Kitap, eklerle birlikte toplam 294 sayfa ve 4 ana bölümden oluşmakta; Prof. Dr. Vahdettin Engin’in takdimi ve yazarın önsözünden sonra giriş kısmıyla 1866 ve 1913 yılları arasındaki Bulgar komitacıların faaliyetlerini bizlere aktarmaya başlamaktadır.

İlk ana bölümde; ilk Bulgar komitelerinin nasıl oluşmaya başladığı ve Bulgar milliyetçi mitolojisinin en önemli olayı olarak görülen Nisan Ayaklanması konu olmaktadır. Gizli Merkez Bulgar Komitesi, 1866’da Bükreş’te kurulmuştur. Komitenin ilk başkanı İvan Kasabov olurken amaçları Bulgarlara özerklik kazandırmak olmuştur. Bu amaç doğrultusunda silahlı eylemler gerçekleştirilmiş, lakin bu eylemler kitlesel bir hal almadığı için ve sadece silahlı milislerin katılması sonucu Osmanlı kolluk kuvvetleri tarafından kendilerine karşılık verilmiştir. Gizli Merkez Bulgar Komitesi silah yoluyla sonuç alamayınca yöntem değiştirerek dönemin padişahı Sultan Abdülaziz’e özerkliklerini talep ettikleri bir muhtıra göndermiştir. Bu muhtıra, Bulgar komitacıların en önemli siyasi icraatı olmuştur. İstenilen özerkliğin yanı sıra Bulgarların, Sırplarla anlaşıp Güney Slav Çarlığı adı altında, Sırp Kralı Mihail Obrenoviç hükümranlığında birleşmek gibi bir projesi de bulunmaktadır. Komite 1868 yılında önde gelen liderlerinin ölümü sonucu faaliyetlerini durdurmuş ve kendi aralarında anlaşmazlıkların verdiği etkiyle komite üyeleri faaliyetlerini Bulgar Cemiyeti, Genç Bulgaristan ve Bulgar İhtilal Merkez Komitesi adı altında yürütmüşlerdir.

Bulgar cemiyeti; Haziran 1868 yılında Gizli Merkez Bulgar Komitesi’nin devamı olarak kurulmuştur. Bulgaristan’ın bağımsızlığı için yeni planlar üreten örgüt, Tuna vilayetine 128 kişilik bir çete göndermiş, lakin bu silahlı mücadeleleri sonuçsuz kalmıştır.

Genç Bulgaristan Cemiyeti; 1869’da Bükreş'te Bulgar Cemiyeti'nin faaliyetlerini durdurması üzerine kurulur. Tüm komitelerde olduğu gibi bu komitenin de amacı tüm Bulgar halklarını aynı çatı altında birleştirmek ve siyasi açıdan tam bağımsız bir Bulgaristan kurmak olmasa da en azından Tuna Prensliklerine tanınan ayrıcalıkları elde etmektir. Bunlara göre, Bulgaristan, Türk yönetimine bağlı kalacak; Padişah, Bulgar kralı olacak ve iktidarını bir Hıristiyan valiye veya naibe devredecek; bu kişi mahalli ordunun ve sivil idarenin şefi olacak ve bu kişiyi millet meclisi seçecektir. Ayrıca Bulgaristan'ı millet meclisinin kurduğu sürekli konseyin yardımıyla vali idare edecektir. Bulgarlar tarafından siyasi bir sembol olan Vasil Levski de bu örgüte dâhil olmuştur.

Bulgar İhtilal Merkez Komitesi; ihtilal fikirlerini yaymak ve Bulgar ulusal devriminin politik ve ideolojik hazırlıklarını desteklemek amacıyla Bükreş’te 1870 yılında kurulmuştur. Komite Bulgaristan’ın bağımsızlığını sağlayarak Romanya, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ’ın da aralarında bulunduğu bir federasyon kurma amacı içindedir. Örgütün 1972 yılları içerisinde yaptığı 2 önemli genel kurulda Vasil Levski tarafından hazırlanan “Bulgar Milletinin Bağımsızlığı İçin Çalışanların Nizamnamesi” isimli taslak, örgütün gelişimi açısından oldukça önemlidir. 1875 yılında vuku bulan Bosna İsyanı sonucu Balkanlardaki karışıklıktan yararlanarak genel bir ayaklanma çıkarma derdi içinde olan komitenin arzusu tam bir fiyasko ile sonuçlanacaktır. Komitecilerin isyanının tam destek görmemesinin en büyük nedeni, halktan destek görmemesi olarak değerlendirmektedir. Örgüte nakit ihtiyacı sağlayıp elde edilen parayla silah satın almak için girişilen Arabakonak Soygunu komitecilerin deşifre olmasına sebep olmuş ve örgütün eylem planları Osmanlı Devleti tarafından öğrenilmiştir. Örgütün önde gelen isimleri bu soygun sonrası yakalanarak idama mahkûm edilmiştir.

Giurgiu İhtilal Komitesi; 1875 yılında Yergöğü adıyla anılan Osmanlı toprakları içerisinde kurulmuş ve bu örgütün üyelerinin birçoğu Kırım Savaşı sonrasında gelişen Panslavist eğitim hareketinin içinde yetişmiştir. Bu komitenin en önemli yönü ise 1876 Nisan Ayaklanmasını organize etmeleridir. Bu ayaklanma Bulgarlar açısından kısa vadede olumsuzlukla sonuçlanmıştır ancak uzun vadede isyan Bulgarlar için tamamen lehte sonuçlanmıştır. Böylece, Avrupa’da Bulgar lehine, Osmanlı aleyhine kamuoyu oluşmuştur. Bu isyan sonucu Tersane Konferansı’nı düzenleyen batılı devletler, Balkan devletlerinin haklarını koruma iddiası ile Osmanlı Devleti’ni kıskaç altına almayı başarmıştır.

İkinci ana bölümde; 93 Harbi olarak da bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrası Bulgar komitacıların faaliyetleri, Bulgaristan Prensliğinin kuruluşu ve bazı komitelerin ayaklanmalarına yer verilmiştir. 93 Harbi sırasında Ruslar tarafından desteklenen çeşitli Bulgar çetelerin Osmanlı askerlerini öldürmek, ikmal yollarını kesmek, savaşın vuku bulduğu yerlerdeki Türk ahaliyi bölgeden atmak gibi Osmanlı aleyhinde faaliyetler yürütme görevi vardı. Bulgar çeteleri hem kendilerini Rus ordusunun bir kolu olarak görmeye başladı hem de Türklerin savunmasız kalmasını fırsata çevirerek akla ve vicdana sığmayacak şekilde gasp, tecavüz ve yağma hareketlerine giriştiler. Rusların, Tuna ve Edirne vilayetlerini işgal etmesi üzerine Bulgarlar müthiş vahşetlere giriştiler. Yakaladıkları bütün Müslüman-Türkleri acımadan öldürdükleri gibi asılsız suçlamalarda bulunduklarını ise kendi mahkemelerinde yargılayıp idam cezasına çarptırdılar. Böylece vahşetleri kendilerince hukuki bir zemine indirip meşru hale getirdiler. Ağız, burun, yanak ve kol gibi uzuvları kesilerek öldürülenlerden başka anne kucağındaki henüz sütten kesilmemiş bebekler dahi süngü ve kurşun darbeleriyle katledilmiştir. Edmund Ollier'in kitabına ve arşivlerinde bulunan belgelere göre Bulgarlar ve Ruslar, Edirne ve Filibe arasında yıkılmadık köy, tahrip edilmedik çiftlik bırakmamıştır. Sadece Harmanlı’da 20.000 kişi Bulgar komitacılar tarafından katledildi. Bu savaş sonucunda 500.000 kişi mezalim, açlık ve hastalıktan öldü. 1.000.000 kişi ise göç etmek zorunda kaldı. Trakya'da Milli Mücadele isimli kitabın yazarı Tevfik Bıyıkoğlu'na göre muhacirlerin 600.000 kişisi bütün malları bırakarak canını kurtarmak için göç etti. Canını kurtarmak için çırpınan Türkler ahırlarındaki hayvanlarını da unutmamışlardır. Bölgedeki yaşlı Bulgarlardan edinilen bilgilere göre, Türkler evlerini terk ederken, ahırlardaki hayvanları açlıktan ölmesin diye, bunları korulara, kırlara salıvermişlerdir. Her ne kadar Osmanlı hükümeti göçmenlere yardım etmek üzere yardım komisyonları kurmuşsa da muhacirlerin en hayati ihtiyaçları bile çoğu zaman karşılanamamıştır.

Bulgarlar tarafından Müslüman halkın dini inançlarına da saldırılarda bulunuluyordu. Cami ve türbelerin yakılıp yıkılması, Kuran-ı Kerim sayfalarının yırtılması, bazı camilerin ahıra çevrilmesi, camilerin tuvalet haline getirilmesi, zorla Hristiyanlaştırma, Müslüman halka, özellikle kadınlarımıza zorla Hristiyan elbiselerinin giydirilmesi gibi faaliyetler bulunmaktadır. 1877-1879 yılları arasında sadece Tatar Pazarcık’ta 7 medrese ve 21 cami yıkılmıştır. Filibe’de sayıları 80’e varan din ve eğitim kurumlarından sadece 5 tanesi ayakta kalmıştır.

Aslında Bulgaristan coğrafyasındaki eşkıyalık hareketleri iyi bir şekilde incelendiğinde 1878 tarihinden itibaren daha da çok artış gösterdiği görülür. Bu hareketler 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi'ndeki kadar sistemli ve toplu değildi. Lakin sürekliliği bulunuyordu. Bulgar coğrafyasında ortaçağdan beri süregelen eşkıyalık, Türklerin güç kaybından sonra daha çok arttı ve toplumsal hale dönüştü. Sistemli olarak yapılan, aynı zamanda daha sonraki yıllarda devam edecek olan mezalim ve zorla göçe tâbi etme Şark politikası dâhilindeki planlar kapsamındadır. Osmanlı-Rus Savaşı'nda ve sonrasında Türklerin maruz kaldığı katliamlar ve göç hareketleri sonucunda şehirlerdeki Türk nüfus oranı görünür ölçüde azalmıştır. Örneğin, 1871 yılında Sofya'daki Türk nüfus oranı %26 iken 1880 yılında bu rakam %2.6'ya gerilemiş, Şumnu'da 1865 yılındaki %52'lik Türk nüfus oranı 1880'de %42'ye düşmüştür. Tatar Pazarcık’ta 1868 yılında oran %28 iken 1884 yılında %16'ya, Köstendil’de 1878 yılında %56 olan oran 1880 yılında %16 'ya düşmüştür.

Birlik Komitesi; 1878 yılında ülke çapında benzer nitelikli komiteler oluşturmak amacıyla Karavelov, Stambolov ve İvanov önderliğinde kurulmuştur. Bu komitenin en önemli icraatı ise Kresna-Razlog ayaklanmasını gerçekleştirmek olmuştur. Bu ayaklanma ile Bulgarlar, Berlin Antlaşması ile umduklarını bulamadıkları için Makedonya’da karışıklık çıkarmak ve Makedonya’yı Bulgaristan’a ilhak etmek istemişlerdir.

Üçüncü ana bölümde; Makedonya meselesi temel alınarak Makedonya sınırları içerisinde oluşan komiteler ve bu komitelere bağlı çetelerin faaliyetlerine yer verilmiştir. Bölümün hemen başında Makedonya meselesinin tarihini özetler nitelikte bilgiye yer verilmiş ve ardından Makedonya’da kurulan Bulgar çeteleri okuyucuya aktarılmıştır. Mahir Aydın’ın Arşiv Belgeleriyle Makedonya’da Bulgar Çete Faaliyetleri isimli çalışmasından faydalanan yazarımız belgelere dayanarak çeşitli komiteleri tespit etmiştir: Bulgar-Makedon Merkez Komitesi, Makedonya Komitesi, Muhibb-i Vatan Cemiyeti, Merkez Edirne-Makedon Komitesi, Makedonya Talebe Teşkilatı, Makedonya Politik Cemiyeti, Genç Makedonya Cemiyeti ve son olarak Makedonya Bulgar Komitesi.

İç Makedonya İhtilal Örgütü; 1893 yılında kurulmasına karşın tam olarak nerede kurulduğu hakkında görüş ayrılıkları hâkimdir. Avrupa’nın bilinçli olarak kurulmuş ilk politik terör örgütü olarak kabul gören örgütün sloganları ise “Makedonya, Makedonyalılarındır” olmuştur. Örgüt, amacını Makedonya’ya özerkliğini kazandırmak ve ardından Bulgaristan ile birleşmek olarak belirlemektedir. Örgüt daha sonra eylem bölgesi içine Edirne vilayetini de alınca isim değişikliğine giderek yoluna Bulgar Makedon-Edirne Komitesi ismiyle devam etmiştir. Örgütün Osmanlı ile ilk karşılaşması Done Stayanov isimli bir komitacının katır sırtındaki pirinç ve tütün çuvalları içine gizlediği bombaların Manastır tarafında Osmanlı askerleri tarafından bulunmasıyla olmuştur. Yapılan sorguda Stoyanov, bombaların çuvallara kendi bilgisi dışında yerleştirildiğini belirterek örgüt hakkında hiçbir bilgi vermemiştir. Çeteci faaliyetlerin Osmanlı Devleti tarafından farkına varılmaya başlanmıştır ve bazı eylemler sonucu yakalanan çete üyelerine herhangi bir cezai yaptırım uygulanmamıştır. Resmi yollardan ceza almayan komitacılar İttihat ve Terakki Cemiyeti tetikçileri tarafından öldürülerek gayri resmi yollardan cezalandırılmıştır.

1907 yılında Bulgar komitacılarıyla yaşanan bir muharebe vardır ki özellikle üzerinde durulması gerekir. Makedon ve Bulgar kayıtlarında "Nojot Muharebesi” olarak geçen bu olayın izleri günümüzde dahi görülmektedir. Ancak Enver Paşa'nın anılarında sadece birkaç cümleyle geçmesi Enver Paşa'nın dahi kazandığı zaferin büyüklüğünün farkında olmamasının göstergesidir. Makedonya dağlarında faaliyet gösteren Tane Nikolov, İvan Naumov, Mihail Çakov, Hristo Tsvetkov, Peter Acev, Gyor Spirkov, Velko Popadski gibi azılı komitacıların çeteleriyle karşılaşılmıştır. Kuvvetlerinin sayısı 250 olan çetecilerle Enver Paşa (müsademenin olduğu tarihte rütbesi henüz Binbaşı) komutasındaki Türk müfrezesi arasında 14 Temmuz'da başlayan ilk muharebe 2 gün sürmüştür. Olay Tikveş ve Pirlepe arasındaki Nikodim ve Rakla köyleri arasında bulunan Nojot Dağı'nda; Enver Paşa'nın, anılarında Rakla Taşlığı olarak adlandırdığı yerde geçmiştir. Komitacıların kaybı 85 olmakla beraber Enver Paşa'nın müfrezesinden ise 4 şehit ve 7 yaralı bulunmaktadır. Muharebeyi haber alan civardaki diğer Osmanlı kuvvetlerinin bölgeye intikali ile dağılan çetecileri iki gün boyunca takip eden Osmanlı kuvvetleri çetecilere büyük derecede zayiat verdirmişlerdir. Bu muharebe İlinden İsyanı sonrasında komitacılarla vuku bulan en büyük çarpışmadır. Enver Paşa'nın müfrezesinde ise henüz daha Kurmay Yüzbaşı rütbesinde olan Kazım Karabekir de savaşmıştır. Kazım Karabekir bu muharebede göstermiş olduğu yararlılıktan ötürü rütbe açısından terfi ederek Kurmay Kıdemli Yüzbaşı olmuştur. Komitacılara karşı elde edilen bu zaferden sonra neferattan mülazımlara herkes taltif edilmiş ve şehitlerin ailelerine para yardımı yapılmıştır.

Yine bu bölümde Yüksek Makedon Komitesine, Bulgar komitacıların Makedonya’daki fesat hareketleri olan Miss Stone’nin kaçırılması, Selanik’in bombalanması olayı ve İlinden isyanına bu isyanla birlikte kısa vadeli de olsa Makedonya toprakları içinde kurulan Kruşevo Cumhuriyeti’ne ve Istranca Cumhuriyeti’ne kısaca yer verilmektedir.

Son ana bölümde Balkan Savaşları’nda Bulgar komitacılarına ve onların yaptıkları faaliyetlere yer verilmektedir. Son bölümün giriş başlığında Balkan Savaşlarına giden süreç okuyucuya aktarılmakta ve Makedonya-Edirne Gönüllüler Birliği ismiyle gün yüzüne çıkan, Bulgar ordusuna bağlı, savaş esnasında kolluk faaliyetleri gerçekleştiren örgüte dair bilgiler biz okuyuculara sunulmaktadır. 1912 yılında resmi olarak kurulan gönüllüler birliği savaş esnasında Ortaçağ’dan beri süregelen Bulgar çetecilik kültürünün en kanlı faaliyetlerini yürütecek; kadın, yaşlı, çocuk demeden insanlıktan yoksun vahşetler gerçekleştirecektir.

Son olarak Bulgar Komitacıların savaş esnasında yaptıkları vahşetlere ve zulümlere de yer verilmektedir. Bulgar askerlerin ve komitacıların tamamen savunmasız olan halkı acımasız bir şekilde katlettiği anbean ortadadır. Birçoğunun tek suçu Müslüman olmak olan halkın kadınlarına tecavüz edilmiş, iffetlerinin kirletilmesinin ardından ya diri diri toprağa gömülmüş ya da tüfek ve süngü darbeleriyle öldürülmüşlerdir. İslam ahalisine ait birçok mesken, tümü yağma edildikten sonra topluca ateşe verilmiştir. Daha küçük yaşta olan erkek çocukları katledilmiştir. 8-12 yaşlarında kız çocukları dahi Bulgarların tecavüzüne uğramıştır. Katliamdan kurtulmak isteyen yüzbinlerce halk ise ata topraklarını bırakıp zoraki muhacir pozisyonuna gelmiştir. Ancak muhaceret etmeleri de binlercesinin hayatta kalmasını sağlayamayacaktır. Arkalarından yetişen veya gece baskınları düzenleyen Bulgar komitacıları, savunmasız muhacirleri kadın, çocuk demeden acımadan katletmiştir. Malları ise ganimet sayılarak yağma edilmiştir. Binlerce cami kiliseye dönüştürülmüştür. Mahalli İslam halkı zorla Hristiyan yapılmıştır. Müslüman halk açısından en acısı da yıllardır namaz kıldıkları camilerde Hristiyan ayinine cebren katılmalarıdır.

Balkan Savaşları’nın genel bilançosu Yıldırım Ağanoğlu’na göre 632.408 kişinin ölümü ve 1912’den 1916’ya kadar 812.271 kişinin Rumeli’den Türkiye’ye göçünü oluşturmaktadır.

Bulgar komitacılığını II. Abdülhamit ve saltanat açısından değerlendirecek olursak; o dönem harp okullarından mezun subayların yaklaşık 4'te 3'ü Rumeli’de görevlerine başlıyordu. İlk askeri deneyimlerini ise komitacılara, bilhassa Bulgar komitacılarına karşı elde ediyorlardı. Dağlarda, ormanlarda ve köylerde komitacılarla çarpışmalar söz konusuydu. Fakat ne kadar çok komitacı öldürülürse öldürülsün, Bulgaristan'dan yerlerine yenileri geliyordu. Dağlarda, ovalarda çetecilerle savaşmak bu işin çözümü değildi. Her ne kadar savaşılırsa savaşılsın bir arpa boyu yol kat edilmediği ortadaydı. Memleketini korumak maksatlı savaşan subayların maaşları dahi verilmiyor, bir mucize olursa üç ayda bir veriliyordu. Müsademe eden askerler malzeme bakımından dönemin koşullarının altındaydı. Kışlalar yıkıntı haldeydi.

Yazarımız sonuç bölümünde tüm literatürü özetlemiş ve bu komitacı faaliyetlerin Osmanlı Devleti’ne yansımasını değerlendirmiştir. Son dönem Osmanlı tarihi ve Balkan coğrafyasında gerçekleşen çetecilik faaliyetleri hakkında fikir sahibi olmak isteyen okurların alıp okuması temennisiyle…

İsmail PEHLİVAN

Karakum Yayınevi, 1.Basım, 296 Sayfa, 2019, 9786052290286

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR