“Ey Kudüs, ey peygamberler kokusu,

Ey yerin göklere en yakın avlusu”

Nizar Kabbani

İslamiyet, Musevilik ve Hristiyanlık için kutsal olan Kudüs, tarih boyunca birçok önemli vâkıaya şahitlik etmiştir. Nitekim Kudüs’ü kutsal kılan da işte bu mucizevî vâkıalardır. Eserde daha çok bu vâkıalardan ziyade 18. yy. Kudüs’ünün coğrafî, demografik ve idarî yapısını incelenmiştir.

Abdalqader Steih’in hazırlamış olduğu eserde Kudüs Sancağı’nın 1700-1757 yılları arasındaki Osmanlı idare sistemi incelenmiştir. Hacim olarak küçük olan bu eser hem verdiği bilgiler yönüyle hem de hazırlanış sürecinde verilen emek yönüyle Kudüs hakkında malumat sahibi olmak isteyenler için başvurulacak önemli  bir araştırma eser mahiyetini taşımaktadır. Eser üç ana bölümden meydana gelmektedir. Bu ana bölümler kendi içerisinde küçük alt başlıklara ayrılmaktadır.

İncelediğimiz kitabın giriş bölümünde Kudüs’ün kutsal bir mekân olarak İslamiyet, Hristiyanlık ve Musevîlik için ne ifade ettiği anlatılmış, tarihsel süreçte burada yaşayan insanların demografik yapısındaki değişimler incelenmiştir. Kudüs’ün coğrafyası, şehrin sınırları, mahalle yapısı ve üç kutsal dine mahsus olan önemli mabetler akıcı bir dille tasvir edilmiştir. Farklı inanç ve etnik grupları içinde barındıran bu şehirde Osmanlı Devleti’nin huzuru ve barışı nasıl tesis ettiğinin ve koruduğunun portresi çizilirken Hacc meselesi ve bu önemli olayın devlet tarafından nasıl kontrol edildiği üzerinde durulmuştur.

Kitabın hazırlanması sürecinde birçok kaynak taraması yapılmış ve bu şekilde verilen bilgilerin güvenilirliği okuyucu tatmin edecek mesabeye getirilerek sunulmuştur. Başbakanlık Osmanlı Arşivi defter ve belge tasnifleri, Kudüs Şer’iyye Sicilleri, vakanüvis tarihleri, yerel tarihî kaynaklar, yerli ve yabancı seyyahların kaleme aldığı eserler ve Kudüs üzerine yapılmış araştırma eserlerin incelenerek referans gösterilmesi kitabın içeriğini zenginleştirmektedir. Ayrıca yazar kitabında dipnot gösterme yoluna sıkça başvurmuş bu şekilde verdiği bilgileri belgelerle desteklemiştir.

Birinci bölümde Kudüs Sancağı’ndaki Osmanlı idarî sistemi incelenmiştir. Belgeler ışığında ele alınan bölümde sancak idarecilerinin merkez tarafından bildirilen görev ve yükümlülüklerinin neler olduğunu görmekteyiz. İlk kısımda Osmanlı merkezinin buradaki denetimi ve idarî istikrarı nasıl sağladığı dikkat çeken örnekler ile okuyucuya sunulmuştur. İkinci kısımda sancak idarecilerinin sancak dâhilinde görevli iken aynı zamanda sancak haricinde de yükümlülük sahibi oldukları ve görevleri konu edilmiştir. Bu sebeple sancak idaresine getirilen kişi hem yeterlilik sahibi olan hem de merkeze tamamiyle tabiiyeti bilinen bir kimse olmalıydı. Bu bölümde anlatılan diğer konular ise sancaktaki 1700-1725 yıllarını kapsayan Mutasarrıflık Dönemi ve bu dönemde yapılan tamir ve imar faaliyetleri ile 1725-1756 yıllarını kapsayan Mütesellimlik Dönemidir.

Mutasarrıflık döneminde makama atama başkentten yapılmaktadır. (s. 55) 1724 yılına kadar devam eden bu süreçte Kudüs Sancağı’na yirmi üç mutasarrıf tayin edilmiştir. İdari olarak Kudüs Sancağı Şam Eyaleti’ne bağlanmadan önce Cerde Emirliği  tesis edilmiş ve Şam’ın güneyindeki sancak idarecileri bu görevden sorumlu tutulmuşlardır. (s. 60) Bu durum 1722-1723 yıllarına kadar devam etmiştir. Burada dikkatimizi celbeden şudur ki; Hac Emirliği sürekli Şam’da bulunmasına rağmen Cerde Emirliği sabit bir vilayette durmamıştır. 1723’te sancağın önce Halep Vilayeti’ne sonra Trablus Vilayeti’ne ilhakı hususunda dört farklı emir çıkarıldığına bakarak devletin bu konuda kesin bir görüşü ve uygulaması olmadığı sonucuna varmaktayız. Bu süreçte mutasarrıf başkente olan direkt münasebeti ile Şam Valiliği’ne sınırlı bir bağlılık içerisinde ve müstakil bir yönetim görünümündeydi.

Mütesellimlik Dönemi ise Osmanlı Devleti’nin 1724 yılında Kudüs Sancağı’nı Şam Vilayeti’ne bağlaması ile başlar. Bu tarihten itibaren merkezden mutasarrıf tayin edilmemiş, Şam Valisi’nin göndermiş olduğu mütesellimler vali namına sancağı idare etmişlerdir. Bu mealde Mütesellimlik makamı derece olarak Mutasarrıflık makamından daha düşük bir mertebedir. 1756 yılında yönetim şeklinin tekrar mutasarrıflığa çevrilmesine rağmen bu durum çok kısa sürmüş ve Tanzimat dönemine kadar sancak Şam Vilayeti’ne bağlı olarak idare edilmiştir. Bu kısmın devamında Şam valilerinden kısaca bahşedilmiş, valilerin sancaklardaki yetkilerinin genişletilmesi, valiler ile mütesellimlerin arasındaki ilişkinin ne şekilde yürüdüğü  anlatılmıştır. Ayrıca Kudüs Mütesellimlik makamında bulunan kişilerin adları ve tayin tarihleri bir tablo olarak okuyucuya sunulmuştur.

Kitabın ikinci bölümünde sancak yönetiminde etkinlik gösteren bölgenin ileri gelenleri ele alınmıştır. 18. yy.‘da Kudüs Sancağı’nda yaşanan sıkıntılar, iktisadî ve toplumsal istikrarsızlık sonucunda Osmanlı’nın merkezi otoritesi zayıflamış ve bu boşluğun yerini bölgede bulunan ayân, asker ve bedeviler bir fırsat olarak görmüştür. (s.71) Osmanlı Devleti bu yerel güçler arasındaki dengeyi sağlamak ve bu grupların isteklerini karşılamak için çeşitli yollar izlemiştir. Kitabın bu kısmında Osmanlı Devleti’nin bu icraatları çarpıcı örnekler ile anlatılmaktadır.

Kitabın üçüncü kısmında ise Osmanlı Devleti’nin idaresi altında yaşayan Kudüs Gayrimüslimleri incelenmiştir. Osmanlı Millet Sistemi’ne göre idare edilen gayrimüslimler Kudüs Sancağı’nda Yahudiler ve Hristiyanlar olarak var olmalarına rağmen kendi içlerinde birçok mezhebe ayrılmaktaydılar. Hristiyanlar; Rum, Ermeni, Latin (Franklar), Süryani, Gürcü, Etiyopyalı, Marunî, Sırp gibi topluluklardan oluşmaktaydı. Bunlar kendi içlerinde Ortodoks, Katolik ve Gregoryan mezheplerine mensuplardı. Aynı şekilde Yahudiler de kendi içlerinde Ortodoks Yahudiler, Karaim Yahudileri, Avrupa’dan gelen Ortodoks Yahudiler, Aşkenaz Yahudileri ve Sefardim Yahudileri olarak ayrılmaktaydı. (s. 108-109) Zımmi hukuka tabi tutulan gayrimüslimlerin yönetimi Osmanlı Devleti için kimi zaman zor bir hal almıştır. Bunun sebebi Avrupalı devletlerin bu kesimler üzerinde bir hak iddia etmeleri ve kendilerini hami olarak kabul ettirmek çabasına girmelerinden kaynaklanmaktadır. Buna karşın Osmanlı Devleti bölgede istikrarı ve barışı sağlamak için politikalar geliştirmiş ve uygulamıştır. Kitabın bu kısmında anılan dönemdeki sorunlara Osmanlı’nın ürettiği çözümler örnekler ile anlatılmaktadır. Kutsal mekânlar konusunda çıkan anlaşmazlıklar ve bu sorunların giderilmesi için alınan tedbirler ile bir diğer sorun olan Hac meselesi bu bölümde incelenerek bölüm nihayete erdirilmiştir.

Eserde Cerde askeri, Hac meselesi, mutasarrıf ve mütesellimlik görevlerinde bulunan kişilerin şahsiyetleri gibi konular önemli bilgiler olarak karşımıza çıkarken Kürt Mehmet Paşa’nın 1705 yılında Cebrin Kalesi’nde bedevilerin mal sakladıkları gerekçesi ile kaleyi ateşe vermesi ve kimi kaynaklara göre kalede 700 kişinin olduğu bilgisi ilgimizi celbetmiştir. Bu ve bunun gibi ilgi çekici örnekler kitabın içinde çokça yer almaktadır.

Kitapta mutasarrıflık ve mütesellimlik makamında görev yapmış paşa ve beylerin tayin tarihleri, önceki görevlerinin ne olduğu ve bu görevden sonra hangi göreve getirildikleri tablo olarak verilmiştir. (s. 57-67). Bu şekilde tablo kullanılması okuyucu için konuya bütünsel bir şekilde bakabilme imkânı ve kolaylığı sağlamıştır.

İlk kez baskısı yapılmış olan eser yazım açısından bazı hatalar barındırmaktadır. Bunlar basit harf hatalarından ibaret olan yazım yanlışlarıdır. Kitabın ileriki dönemlerde yapılacak olan baskılarında bu yanlışların tespit edilerek düzeltileceğini umuyoruz.

Kitabın “Ekler” kısmında bölgeye ait dört arşiv haritası yer almaktadır. (157-159) Kudüs’ün Osmanlı için önemini anlamak adına bölgenin coğrafi konumunu bilmek gerekmektedir. Bu sebeple ilgili bölümlerde okuyucunun başvurabileceği harita bilgisinin kitapta yer alması önem arzeden bir husustur. Verilen arşiv haritalarının okuyucunun zihninde Osmanlı’nın Kudüs Sancağı’nı, bölgenin stratejik önemini, hac güzergâhını, diğer sancaklarla olan idarî ve ticarî ilişkilerini daha iyi bir şekilde yer ettireceği kanaatindeyiz.

Ayrıca eser kronolojik bir düzen içerisinde kaleme alınmış ve tarihsel bütünlüğü koruyacak şekilde okuyucuya sunulmuştur. Kitabın ele almış olduğu 1700-1757 yılları arasını kapsayan idari değişikliklerin ve siyasi olayların kronolojik olarak verilmesinin yine okuyucunun dönemin olaylarını anlamasını kolaylaştıracağını düşünmekteyiz.

Zikrettiğimiz birkaç eksiklik yazarı eleştirmek adına değil bilakis yapmış olduğu bu çalışmayı desteklemek ve ikmal olması için tavsiyede bulunmak adına söylenmiş notlardır. Zira kitap, hem araştırma olarak hem sunuş olarak meşakkatli bir çalışmanın ürünü olduğunu da ortaya koymuştur. Eser gayet açık, sade, akıcı bir dil kullanılarak kaleme alınmıştır. Yazar salt bilgi vermek ile kalmamış kendi görüşlerini de okuyucuya bildirmiştir. Bunun yanı sıra verdiği bilgileri okuyucuya sunarken belgeler ile desteklemiş ve araştırmacılara da konu hakkında nerelere başvurulacağı yönünde ışık tutmuştur.

Abdalqader Steih, İstanbul, Taş Mektep Yayınları, 2017, 160 Sayfa, ISBN: 978-605-82697-4-3

Yazar: Bahar TEKİN

0 0 oy
İçeriği Değerlendir