Ortadoğu’da Ordu ve Siyaset

Merve ÖZGENÇ[1]

Gerek tarihsel geçmişimiz, gerek ülkemizin coğrafi konumu ve gerekse sınır komşularımız ile yaşadığımız durumlar bizleri doğrudan ilgilendirmektedir. Bu bağlamda şarkiyatçılık[2] alanında yapılan çalışmaların öneminin yanı sıra yakın tarihe dair de bilgilenmek gerekmektedir.

Siyaset, medya ve iletişim, hukuk ve insan hakları, toplum ve kültür, dış politika, güvenlik ve ekonomi direktörlükleri bünyesinde bilgi üretmeyi ve üretilen bilimsel bilgiyi sorun çözücü formüller halinde sunmayı hedefleyen SETA ( Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı) [3] Ortadoğu’da Ordu ve Siyaset adlı eseri yakın tarihi ve yakın geleceği değerlendirebilmek; fikir verebilmek amacıyla ele almıştır. Eserde sekiz ülke bulunmaktadır ve her bir ülkeyi farklı bir yazar derlemiştir. Ülkeler ise: İran, İsrail, Mısır, Cezayir, Irak, Suriye, Suudi Arabistan ve Pakistan[4] olarak seçilmiştir.

Bir ülkeyi ve gerekli sistemleri oluşturmanın en önemli faktörü devlettir. Ortadoğu’daki yapıya baktığımız zaman devlet, siyaset ve her türlü sistemin ordu ile iç içe olduğunu görüyoruz. Temel sebebi ise ülkelerin bağımsızlıklarını elde ederken ordunun bu durumda büyük bir rolünün olmasıdır. Bu süreçlerde milliyetçilik duygularının da artması ile birlikte (Irak hariç) halktan orduya yazılanların sayısında artış olduğu gözlemlenmektedir. Hatta bir zamanlar İran’da İslam Devrimi Muhafızları Ordusu Bakanlığı bile kurulmuştur. Bağımsızlıklarının ardından ise orduya duyulan güven ve itibar ordudakileri siyaset alanına doğru çekmiştir ve bu sebeple ülkelerin birçoğunda yatırımın büyük bir kısmı orduya yapılmıştır birçok silah alımı ve eğitimler gibi (terör gruplarının da etkisiyle); ancak hala düzenli bir forma oturmadığı da göze çarpmaktadır. 1980 yılına kadar Ortadoğu’da 70’ten fazla darbe yaşanmış günümüzde ise bu oran biraz daha düşmüştür.

Ordunun siyasette bu kadar aktif olması ülkelerin gelişmesini de bir ölçüde engellemektedir. Örneğin bir ülkenin gelişebilmesi için eğitim, üretim, ulaşım gibi alanlara vâkıf olması şarttır ve liyakat sistemi ile kişiler iş başına gelmelidir; ancak Ortadoğu ülkelerinde bu temel mevkilere ordudan kişiler gelmiştir bu da liyakatın olmadığını açıkça göstermektedir. Konunun daha anlaşılabilir olabilmesi için kitapta incelenen ülkelere dair ufak bilgiler aktarmakta fayda vardır:

İran’da en kuvvetli yapı İslam Devrimi Muhafızları Ordusu’dur ve sert yaklaşımları, halka kulak vermeyen yapılarıyla bilinmektedirler. Bu sebeple halk sık sık gösterilerde yer alarak yönetimi protesto etmektedir. Komutanlar Suriye’de savaşılması gerektiğini savunmuşlardır (bugün de gördüğümüz üzere).

İsrail savunma kuvvetleri 3 ayrı yapının birleşmesiyle oluşmuştur. Sosyolojik tabanı hemen hemen diğer ülkelerle aynı psikolojiyi içeriyor denilebilir. Araplar’ın Kudüs hadisesi sebebiyle birleşmesi İsrailliler’i birbirlerine kenetlemiştir. Ben Gurion’un ardından ise siyaset ve ordu farklı kişiler tarafından yönetilmeye başlanmıştır. Ordu bütçesi ise halktan yüklü miktarlarda vergi alınmasıyla, Almanya’dan alınan tazminat ile ve ABD yardımlarıyla oluşturulmaya çalışılmaktadır. Kadınların da askere gitmesi zorunluluğu olduğu da bilinmektedir.

Mısır’ın tarihinde ise 3 büyük dönüm noktası vardır. Birincisi 1952’de monarşinin Hür Subaylar eliyle darbe yapılarak yıkılması. İkincisi Hür Subaylar’ın sosyalizm bağlantılı kurduğu düzenin halk protestoları neticesinde Hüsnü Mübarek’in devrilmesiyle son bulması. Üçüncüsü ise Müslüman Kardeşler’in adayı olarak seçimlere giren ve cumhurbaşkanı olan Mursi’nin ordu eliyle iktidarının sona ermesi.  Müslüman Kardeşler siyasette, toplumda ciddi bir rol oynamış ve Mursi’nin devrilmesiyle son bulmuştur. Siyasetin ve ordunun durumu da hala karışıktır.

Cezayir’de ordu çok güçlü bir konumda olup adeta ordunun devleti tabirine uymaktadır. Ayrıca: “Arap isyanları Cezayir’i teğet geçti”(Sayfa:128).  Kısmı da bir hayli önemlidir. Zira Arap isyanlarının olması ve birkaç ülkede başarı elde edilmesi diğer ülkeleri de isyana, karmaşa bozukluğuna ve darbeye teşvik eden sebepler arasında yer almaktadır.

Irak’ta ilk ordu 1921 de kuruldu; ancak ilgi oldukça düşüktü kimse askere gitmek istemiyor ve umarsız bir tavır sergiliyordu. Ülkede iş bulamayanların sayısı arttıkça okuma yazması olmayan bir sürü insan başka yapacak bir şey bulamadığından orduya girdi ve ordu niteliksiz bir hale geldi. Asurilere karşı takınılan tavırlar ise ordunun prestijli görünmesini sağlamıştır. Okullarda da milliyetçi duygular işlenerek ordunun önemi ön plana çıkartılmaya çalışılmıştır. Ardından subaylar kral ve ailesini öldürerek Irak Cumhuriyetini yeniden kurmuştur. Saddam da orduyu siyasetten ayırmıştır. Şu aralar ise ordunun varlığından ve gücünden bahsetmek zordur.

Suriye’yi mandacılık, darbeler ve istikrar dönemi üçlüsüyle özetleyebiliriz. Esad Rejimini korumak için cumhuriyet muhafızları, savunma birlikler, dördüncü zırhlı tugayı, özel kuvvetler gibi gruplar vardı. Yönetimden memnun olmayan halk Esad karşıtlığı yapınca güvenlik güçleri sert tepkiler verdiler. Halk direnişlere devam etti; çünkü Mısır’da Tunus’ta yaşanan olaylar onları cesaretlendirmişti umutları yüksekti. Ordu ve cumhurbaşkanı arası oldukça iyi olduğundan zaman ilerledikçe umutlar tükendi. Özgür Suriye Ordusu oldukça güçlü bir yapıya sahipti; gelecekte orduyu yeniden kurması bekleniyordu ancak Suriye’de yaşanan durum şuan uluslararası probleme dönüştüğünden gücü azalmış bulunmakta.

Suudi Arabistan’ın Arap Baharı’ndan başarıyla çıkmasının sebebi ise yine ordudur. Ordudaki kişiler kraliyet ailesiyle yakın ilişkiler kuran sadık bireylerdir. Bu sebeptendir ki denenen hiçbir darbe girişimi de başarıya ulaşamamıştır; ancak her girişimden sonra ordu yenilenmiştir. Ülke bölgedeki terör örgütlerinin odağı noktasındadır bu sebeple savunma kuvvetlerine büyük yatırımlar yapmıştır. Askeri ihtiyaçların büyük bir kısmını da ABD karşılamaktadır. Suudi Arabistan da petrol sattığından gayet yakın ilişkileri vardır. Faysal’ın: “Allah’tan sonra ABD’ye güveniyoruz” (sayfa: 205) sözü bile mevcuttur.

Pakistan ve ordusu ilk kurulduğu yıllarda bölgedeki Müslümanların gözdesi olmuştu; ancak yapılan darbeler ile başa geçen ordu, Hindistan’a yenilince itibarı yok oldu. Bu sebeple ordu siyaset dışında kalmaktan memnun görünmektedir.

Ordular ve halkların tutumu her ülkede farklı biçimlerde ortaya çıkmaktadır. Tunus’ta halkın direnişi ve ordunun yaklaşımı farklıyken Suriye’de çok daha farklı bir boyuttaydı. Ayrıca Ortadoğu’daki ülkelerin hepsinde ABD’nin büyük bir etkisi olduğu da göze çarpmaktadır. Kitapta ele alınan ülkelerin öncelikle kendilerini toparlamaları ardından siyasetlerini ve ordularını ayırmaları şarttır.

Kitap güzel bir sıralama ile önemli ve güncel noktalara değinmiştir; ancak ele alınan konular kişinin daha önceden bildiği hususlardır edasıyla anlatılmış ve alt yapı oluşturulmamıştır. Kitabı okurken muhakkak zaman zaman araştırma yapmaya mecbur kalıyorsunuz. Eğer araştırma yapmaz iseniz de konuyu tam kavrayamıyorsunuz. Ayrıca kitabı okurken Sünni grupların etkisinin üzerine eğilimin daha fazla olduğu göze çarpmaktadır. Özgür Suriye Ordusu ve Müslüman Kardeşler birer örnek niteliğindedir.

[1] mrvozgnc@gmail.com

[2] Şarkiyatçılık: Doğu toplumları üzerinde Batı’nın yapmış olduğu her türlü çalışma alanıdır. Tarihi çok eskilere dayanarak günümüze kadar gelmektedir. Doğu’ya dair yapılan çalışmaların temelini oluşturmaktadır.

[3] https://www.setav.org/hakkimizda/ (01.03.2017-15:13)

[4] İran- Hakkı Uygur, İsrail- M. Mustafa Kulu, Mısır- Mohammed Moussa, Cezayir- Ömer Aslan, Irak- Tallha Abdulrazaq, Suriye- Veysel Kurt, Suudi Arabistan- Abdullah Erboğa, Pakistan- Ömer Aslan

Veysel KURT

Seta Kitapları, 1. Baskı, Eylül 2017 İstanbul, 242 Sayfa, ISBN: 978-975-2459-27-4

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR