Modern Türk Şiirinde Fransız Etkileri

Binnur KÜÇÜKÇEŞME

 

Değerli yazar Kemal Özmen’in Modern Türk Şiirinde Fransız Etkileri adlı kitabı 2016 senesinde okura sunulmuştur. Yazar, kitabında isminden de açıkça anlaşılacağı üzere Türk edebiyatının Fransız edebiyatı ile etkileşimini başarılı ve anlaşılır bir şekilde ele almıştır. Fransız şiirleri doğrultusunda Türk şiirinin ne gibi etkileşimlerden geçtiğini, ne tür değişimlere uğradığını bu kitapla ayrıntılı ve açık bir biçimde öğrenmekteyiz. Fransız edebiyatı bağlamında Türk şiirinin Fransız şiirinden aldığı değişiklikleri ve etkileşimleri ele alan öğretici ve ders kitabı seviyesinde bir çalışma olmuştur. Özellikle Türk şiirini ciddi anlamda etkilemiş olan Fransız edebiyatı, Türk şiirinin değişiminde de etkili bir rol oynamıştır. Bakıldığında bu konuyla alakalı maalesef yeterli kaynak bulunamamaktadır. Bu sebepten Kemal Özmen, Türk edebiyatına bu eseriyle ciddi manada değer katmıştır. Fransız şiirinin Türk şiirine olan etkilerini öylesine başarılı, detaylı ve anlaşılır biçimde okura sunmuştur ki okurlarının kafasında neredeyse hiç soru işareti bırakmamaktadır.

Yazar, kitabına ilk olarak kitabı genelleyen ve özetleyici bir önsöz ile giriş yapmıştır. Ardından 16 ayrı ana başlık altında okura Fransız edebiyatının Türk edebiyatına olan etkilerini anlatmıştır. İlk olarak Giriş kısmı Tanzimat Modernizasyonu, “Frankofoni”, Kaynak Kültür ve Etkilenme başlığı altında anlatılmıştır. Daha sonraki konu başlıkları ise şu şekildedir: Fransız Etkisinde Modern Türk Şiirinde Yeni Yönelişler Tanzimat Edebiyatında “Victor Hugo Olayı”, Tevfik Fikret ve Fransız Şiiri (Musset, Coppee): “Ferdi Bir Melalden Büyük Bir İnsanlık Ümidine Doğru”, Paris’ten İstanbul’a: Tevfik Fikret’teki Baudelaire Vizyonu, Ahmet Haşim’in Sembolizmi: Fransız Etkisinde Yeni Bir Şiirsel İdealizm, Yahya Kemal Şiirinin Fransız Kökenleri Üzerine ya da “Mektepten Memlekete”, “Paris’ten Gazel Söyleyerek Dönen Şair”: Yahya Kemal Fetes Galantes’ı Doğru Anladı mı?, Verlaine’den Tarancı’ya ya da Şair ve Gölgesi, İkaros’un Kavşağında İki Şair: Baudelaire ve Tarancı, “Yeni İkaros’un (Baudelaire) İzinde Bir Şair: Cahit Sıtkı Tarancı, Baudelaire’den Tarancı’ya “Kokular, Renkler ve Sesler’in Çağrıştırıcı Dili, Tanpınar’ın Şiirindeki Bergson ya da “Bugünün Işığında Maziyi Görmek Keyfiyeti”, Tanpınar’ın Valery Rüyası ya da Valery Sapağında Tanpınar Çıkmazı, Orhan Veli’nin Fransızcadan Şiir Çevirileri ya da “Kendi Şiirini Yazmak”, Metinlerarasılığın Kıyısında Bir Şair: Ahmet Muhip Dıranas ve son başlık ise İlhan Berk’teki Fransız Şiiri ya da “Bir Başkası Ama Yine de Kendisi” başlığıdır. Bu başlıkların ardından ise yazar Kemal Özmen, kitabını ekler kısmı ile sonlandırmıştır.

İlk başlık altında yazar, Türk edebiyatı kültüründe, 13.yüzyıldan itibaren başladığı varsayılan Divan edebiyatı ile Halk edebiyatı geleneğinin etkisinin 19.yüzyılda etkisinin nispeten azaldığını belirtmiştir. 19. yüzyılda Tanzimat edebiyatıyla, Türk edebiyatı yenilenmeye ve çağdaş Batı edebiyatından etkilenmeye başlamıştır. Başlangıçta İslam kimliği, kültürel yaşamda baskın olduğundan dolayı Batı edebiyatına direnç gösterilmiştir. Ancak ciddi oranda Batılı düşünceye sahip zihniyet yetişmiştir ve Türk edebiyatı yeni bir döneme girmiştir. Batı etkileşimi ile birlikte birtakım sorunlar da beraberinde gelmiştir. Tanzimat yazarlarının bazı endişeleri meydana gelmiştir. Mesela Batı tarzında yazılmış bazı eserlerde ya da Fransızcadan yapılan çevirilerde kültürel farklılıktan doğan sorunlar ve eski dilin Batı edebiyatı anlatım biçimlerine uygun düşmemesi gibi sorunlarla karşı karşıya gelinmiştir. Ancak zamanla yeni bir edebiyat dili oluşmuş ve Türkçenin geliştiği gözlemlenmiştir. Modern romanlar ve öykülerin oluşmasında, Batı etkisi diğer türlere göre daha fazla görülmüştür.

Kitabın bu bölümünde Batı edebiyatının etkisiyle meydana gelen dil sorunun çözülmeden sağlam bir edebiyat geleneğinin kurulamayacağı inancına da değinilmiştir. Ayrıca Fransız kültürüyle birlikte “frankofoni” terimi meydana gelmiştir. Kitapta frankofoni terimi, “giderek dilsel gönderge boyutunu aşması; terimin, Fransız dilinin, edebiyatının, kültürünün Fransa dışındaki varlığını niteleyen bir kavram olarak somutlaşması” şeklinde açıklanmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yükseliş döneminde Fransızcaya ya da başka bir batı diline ilgi duyulmadığını ancak Tanzimatla beraber Batıya ve özellikle Fransızcaya duyulan ilginin oldukça arttığı belirtilmiştir.

Kitabın ilerleyen kısımlarında Batı etkisiyle ortaya çıkmış olan eski-yeni yani diğer bir deyişle Doğu-Batı çatışmasına değinilmiştir. Edebiyatta batılılaşma sürecinde, yenileşme çabalarına karşın, eski ve geleneksel kültür oldukça güçlü olmuştur. Ama Batıcıların akıllıca düşünceleri karşısında eskiler başarılı olamamışlardır. Ancak bir grup yazar ve genç edebiyatçılar bu çatışmayı sürdürmeye devam etmişlerdir. Bu çatışma, başarılı bir edebiyat ortamı olmasını kötü yönde etkilemiştir. Eski-yeni çatışmasının ardından Tevfik Fikret’in de içinde bulunduğu Serveti-i Fünun döneminden ve Fransız yazarlarının, roman ve şiir estetiğine neler kazandırdığına değinilir. 19.yüzyılın ikinci yarısının başlarında yapılan Fransızca çevirilerle edebiyat dünyası hareketlenmiştir. Bu yüzyılın neredeyse son zamanlarına kadar edebi eserlerde, özellikle de romanda yoğun bir şekilde üretkenlik görülmüştür. Ancak ilerleyen zamanlarda Türk edebiyatının durumu kötüye gitmiştir. Hatta kitapta, Tevfik Fikret’in birtakım cümleleriyle bu durum şöyle açıklanmıştır: “Edebiyatımız sağlam bir bünyeye sahip değil. Edebiyatımız hasta (...)” . Tevfik Fikret’in bu sözlerinden dönem edebiyatının durumu hakkında fikir sahibi oluyoruz. Hasta olarak nitelendirilen Türk edebiyatını canlandırmak için Servet-i Fünuncular ve tabi Tevfik Fikret Fransız şiirini örnek almışlardır. Ancak eksik kalan bilgiler ve tam anlamıyla Fransızcaya hâkim olunamadığından istenilen başarı elde edilememiştir. Yine de bu çalışmalar edebiyata yeni bir hareketlilik getirmiştir.

Fransız edebiyatının önemli isimlerinden Baudelaire, Tanzimat döneminde ismi sıklıkla geçen veya fazlasıyla etkilenilmiş ve duyulmuş bir şair olmamıştır. Servet-i Fünun döneminde ise sadece eleştiri yazılarında adı geçen bir isim olmuştur. Servet-i Fünun döneminin iz bırakan şairlerinden Tevfik Fikret de Baudelaire ile yeterince ilgili olmamıştır. Tevfik Fikret, esasen Musset’in sanat anlayışından etkilenmiştir. Hatta Musset’in üslubunu taklit etmiştir. Ancak Fransız Baudelaire’nin Paris şiiri ile Tevfik Fikret’in İstanbul ile ilgili şiiri birbiriyle ilişkilendirilmiştir. Aslında bu şiirlerin yazılış sebepleri farklı olsa da, nitelik olarak benzedikleri düşünülmektedir.

Kitabın Ahmet Haşim’in Sembolizmi bölümünde ise, Ahmet Haşim’in sembolist ve empresyonist (izlenimci) üsluplar üzerine düşünceleri üzerine tartışılmıştır. Yazar sembolizmi “Sembolizm, en genel anlamıyla varlığı düşünceye, nesneleri görüntüye indirgeyen “idealist düşünce”yi temel olarak almaktır.” şeklinde açıklamaktadır. Yazar Kemal Özmen’in bu noktada anlatmak istediği, Ahmet Haşim’in şiir tarzında, Fransız sembolizminin yerini belirtmek olduğu sonucuna varabiliriz. Ayrıca “Haşim sembolist değil, empresyonist bir şairdir” iddiası üzerinde tartışmıştır. Bunun sonucunda ise yazar, “Haşim, sembolist değil, empresyonisttir sözü sahi ne kadar da yüzeysel kalıyor” diyerek fikrini belirtmiştir.

Yazarın bir diğer üzerinde durduğu ve açıklamalar yaptığı isim ise yine Türk edebiyatının etkili ve önemli isimlerinden olan Yahya Kemal’dir. Bu kısımda Yahya Kemal’in Fransa’ya gitmesini ve oradaki çalışmalarını, yaptıklarını anlatmıştır. Yahya Kemal, Fransa’da; Gautier, Banville, Mallarme ve Verlaine’nin şiirlerini incelemiştir. Bu şairlerden oldukça etkilenmiş olan Yahya Kemal, Fransız şiirlerinin etkisiyle kendi şiir üslubunu keşfetme başlamıştır. Yahya Kemal, şiirde temel problemin “dil” olduğunu savunmuştur. Bu anlayışla sokakta ve günlük yaşamda konuşulan Türkçe’yi, dilin ahengine, sesine, ruhuna uygun biçimde şiire uyarlamaya uğraşmıştır. Yahya Kemal’in bu çabasının Türk şiirinin modernlik kazanmasında etkili olduğu belirtilmiştir.

Diğer yandan yazar, modern şiirin akılda kalan isimlerinden olan Tarancı’dan bahsederken, Cahit Sıtkı Tarancı’nın Fransız şair Verlaine ile olan etkileşimini ele almıştır. Aslında birçok Fransız şairini etkilenerek okumuş ve incelemiş olan Tarancı, bilhassa Verlaine’den oldukça etkilenmiş olup şiirlerinde de bu etkilerini görmekteyiz. Lakin şiir bir başka dile çeviriliyorsa, çevirilen dilin duygusunu aktarmanın oldukça zor olduğu belirtilmiştir. Bu durumun sebebi ise bir dildeki sözcüklerin karşılığının diğer dilde farklı olabilmesi ya da o sözcüklerin hedef dilde tam olarak karşılıklarının olmaması olarak açıklamıştır. Bu bağlamda Tarancı, bu zorlukların ve farklılıkların bilincinde olarak, Fransızcayı Türkçeye çevirmek yerine, Fransızca şiirdeki sözleri Türkçeye uyarlayarak şiirin ahengini bozmamıştır. Kitapta bu durum kısaca “Nesneyi değil, nesnenin yarattığı etkiyi anlatmalı” diyen Mallarme’nin sözü ile açıklanmıştır.

Tüm bunların devamında yazar, İkaros’un Kavşağında İki Şair: Baudelaire ve Tarancı adlı yazısında da bu iki şairin etkileşiminden bahsetmeye devam etmiştir. İkisi birbirinden farklı olan ve farklı zamanlarda yaşamış olan Baudelaire ve Tarancı tüm bu farklılıklara rağmen birbirine birçok açıdan benzemektedirler. Yazar burada Tarancı’nın Baudelaire’den ne ölçüde etkilenmiş olduğunu şiirlerden kesitlerin ışığında tartışmıştır. Sonuç olarak Tarancı’nın, Baudelaire’den esinlenerek yazmış olduğu şiirleriyle Türk şiirine alışılmışın dışında bir atmosfer kazandırdığı belirtilmiştir.

Yazar, Tanpınar ile ilgili başlığındaki yazısında ise Tanpınar’dan “Türk şiirinde, belirli bir düşünsel sistematik içinde zaman kavrayışını bireysel ve toplumsal/kültürel olgular boyutunda ve genel bir dünya vizyonu çerçevesinde ilk kez işleyen Tanpınar’dır.” sözleri ile bahsetmiştir. Ayrıca Tanpınar’ın Türk şiirine ve edebiyatına felsefi bir derinlik getirdiğini belirtmiştir. Aynı zamanda bu başlık altında Tanpınar’ın Bergson ile tanışma ve ondan etkilenme sürecinden bahsetmiştir. Bu etkileşimi ise kitabında “Tanpınar, bir biçimde yararlandığı ya da etkisi altında kaldığı Batılı yazar, düşünür ve sanatçılara neyi borçlu olduğunu çeşitli yazılarında dile getirir.” sözleri ile belirtmiştir.

Devamında ise “Tanpınar’ın Valery Rüyası” başlığı altında, Tanpınar’ın Fransız edebiyatı ile ilişkisinin, İstanbul Üniversitesinde eğitim gördüğü yıllarda hocası Yahya Kemal’in dersleri ve bir araya geldiği şair ve yazar dostlarının etkileri ile meydana geldiğini belirtmiştir. Şiirlerinden etkilenmiş olduğu Valery’nin, Tanpınar’ın şiirlerindeki etkisi üzerinde durulmuştur. Şiirlerinde, Valery’nin şiirlerinde olduğu gibi soyutlama yapmaya çalıştığından ancak bunu “rüya hali” içine sıkıştırmış olmasından ve daha süslü bir anlatıma dönüştürmesinden bahsedilmiştir. Son olarak yazar Kemal Özmen, Tanpınar’ın Valery’den etkilenmiş olmasının doğruluğu yanında, Valery’yi ne kadar anlamış olabileceğini “Tanpınar Valery’yi ne kadar iyi okuyabildi? Bu soruya olumlu bir cevap vermekte zorlandığımızı belirtelim” sözleri ile dile getirmiştir.

Yazar, Orhan Veli’nin Fransızcadan Şiir Çevirileri ya da “Kendi Şiirini Yazmak” başlıklı yazısında evvela şiirin anlamını “şiir sözcükle kurulan bir yapıdır, biçimdir, sestir, ritimdir, söyleyiştir, kısacası kendi içinde bir dildir, dahası bir üst dildir.” sözleriyle açıklayarak giriş yapmıştır. Ardından edebiyatımızdaki önemli şiir çevirilerinden bahsetmiştir. Ayrıca Orhan Veli’nin şiir çeviri çalışmalarından ve Fransızca ile olan etkileşiminden söz etmiştir. Orhan Veli’nin kendi ismiyle Fransızcadan otuz beş şiir çevirdiğini belirterek aynı şekilde başka dillerden hikaye ve roman çevirileri yaptığını da söylemiştir. Yazar, Orhan Veli’nin çevirilerinde izlediği yöntemin başarısını, kendi şiir estetiği ile tam manasıyla bir uyum içerisinde olmasına dayandırmıştır. Ek olarak Orhan Veli’nin çeviride kendini bulduğunu dile getirerek çeviriye ilgisini vurgulamıştır. Sonuç olarak Orhan Veli’nin yapmış olduğu çevirilerin, aynı zamanda kendi şiirlerini yazmasına ve kendisini bu bağlamda geliştirmesine sebep olduğunu belirtmiştir.

Yazar, diğer bir başlık “Metinlerarasılığın Kıyısında Bir Şair: Ahmet Muhip Dıranas” yazısı altında Cumhuriyet dönemi Türk şairlerinden Ahmet Muhip Dıranas’tan bahsetmiştir. Dıranas’ın Batı şiirinden, özellikle de Fransız şiirinden etkilenmiş olduğunu belirtmiştir. Ayrıca Dıranas’ın şiirlerinde bulunan şiir estetiği ve metinlerarasılığı kavramlarından bahseden yazar, Ahmet Muhip Dıranas’ın şiir de en çok etkilenmiş olduğu şairin Baudelaire olduğunu belirtmiştir. Dıranas’ın bazı şiirlerinden örnekler vererek bu şiirlerdeki metinlerarasılık kavramının çeşitli yönlerini tartışmıştır. Bunların yanı sıra Dıranas’ın bazı şiirlerinde bu etkilenmenin yeterince anlaşılır olmadığını ve bazı şiirlerinde kendine has metinler oluşturmuş olduğunu dile getirmiştir.

Kemal Özmen, İlhan Berk’teki Fransız Şiiri başlığı altında, İlhan Berk için “her kitabında bir başka İlhan Berk var” sözlerini kullanmıştır. Bu doğrultuda İlhan Berk’in şiiri, devamlı bir yenilenme içerisinde düşündüğünü belirtmiştir. İlhan Berk’in sürekli olarak şiire dair araştırmalar içerisinde olduğundan bahsetmiştir ve Berk’in “ben şiiri arayarak buldum” cümlesiyle bu durumu açıklamıştır. Ayrıca İlhan Berk’in Fransız şiirinden etkilenmiş olduğunu da belirtmiştir. Ancak Fransız şiiriyle tam olarak ne zaman tanıştığını bilmediğini, 1940’lı yılların başları olduğunu tahmin ettiğini söylemiştir. İlhan Berk Batı/Fransız şiiriyle karşılaştıktan sonra yeni bir poetika oluşturmuştur. Kitapta, İlhan Berk’in poetikasını oluştururken nasıl bir yol izlediği tartışılmıştır. Yazar, İlhan Berk’in Apollinare, Mallarme ve Rimbaud’dan etkilenmiş olduğunu düşünmüştür. Dolayısıyla poetikasını oluştururken bu etkileşimden yararlandığını da belirtmiştir. Diğer taraftan İlhan Berk’in Fransa’dan dönmesinin ardından Osmanlı şiirinin kaynaklarından da faydalandığını söylemiştir. Sonuç olarak yazar, İlhan Berk’in birçok isimden etkilenmiş olmasına rağmen şiirlerinde özgünlüğünü korumuş olduğunu söylemiştir.

Tüm bu bahsedilenlerin sonucunda yazar Kemal Özmen, Modern Türk Şiirinde Fransız Etkileri adlı kitabında, Türk toplumunun özellikle edebiyat alanında yenileşme ve Batılılaşma sürecinin Tanzimat’ın ilanıyla başladığından söz etmiştir. Bu doğrultuda, Tevfik Fikret, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Cahit Sıtkı Tarancı, Orhan Veli, Oktay Rifat, Ahmet Muhip Dıranas, Ahmet Hamdi Tanpınar ve İlhan Berk gibi Fransız edebiyatından etkilenmiş olan frankofon Türk şairlerinin ışığında Türk şiirinin Fransız şiiriyle sentezini ustaca kaleme almıştır. Bahsedilen şairlerin, şiir estetiklerine odaklanarak onların bakış açılarından ve Batı şiiriyle etkileşim süreçlerinden bahsetmiştir. Ek olarak modern Türk şiirinin giriş ve gelişme sürecini ve aşamalarını kapsamlı bir şekilde incelemiş olmakla beraber, bu süreçteki değişimleri ve çeşitli bağlamları yer yer eleştirel ve tartışmacı bir üslupla okura aktarmıştır. Son olarak, kitapta Tanzimat’ın ilanıyla başlamış olan Batı ilgisiyle, Türk edebiyatının ve bilhassa Türk şiirinin Fransız edebiyatından etkilenişini yazarın başarılı analizleri doğrultusunda öğrenmiş olduğumuzu belirtebiliriz.

Kemal ÖZMEN

Sel Yayıncılık, 390 Sayfa, 2016, ISBN: 9789755708331

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR