Şerif Aydemir – Mendilim Sende Kalsın

İnsanoğlu doğar, yaşar ve ölür. Bu süreçte her toplumun kendine özgü, geçmişten günümüze taşıdığı örf, âdet, gelenek ve göreneklerin yanı sıra, atalarımızın yüzlerce yıl harmanladığı bilgilerin ve tecrübelerin ürünü olan atasözleri ve deyimler de bu zamana kadar süregelmiş ve yerini almıştır.

Şerif Aydemir, “Mendilim Sende Kalsın” adlı hikâye kitabında, Türk örf, âdet ve geleneklerinin damıtılmış halleri olan atasözleri ve deyimlerin mahalli ağızlarda nasıl kullanıldığını bizlere işin erbabı gibi yansıtmaktadır. Kitap, adını aldığı “Mendilim Sende Kalsın” ile “Sekiz Sütuna Bir Zarf”, ”Kırçıl Palto”, “İki Saçak Güvercini”, “Bizim Pencereler Yele Karşıdır” hikâyelerinden oluşmaktadır.

Elazığ, Ağın nüfusuna kayıtlı olan Şerif Aydemir, 1950 yılında Kemaliye’de doğmuştur. Lise öğrenimini Malatya’da tamamlamış ve Adalet Yüksek Okulu’nu bitirmiştir. “Ruhuma Saplanan Şehir (Hikâye-2005)”, “Yazık Olmuş Yârsız Ömrü Geçene (Deneme, Hatıra, 2009)” ve son olarak da “Mendilim Sende Kalsın (Hikâye, 2010)” eserleri, okuyuculara sunulmuştur.

“Mendilim Sende Kalsın” kitabının hikâyelerinden bahse girecek olursak; “Sekiz Sütuna Bir Zarf” hikâyesi, evrak kayıt sisteminde çalışan dört kişiden birisini ağırlıklı olarak kaleme alıyor. Tabii bu arada bir kişiyi ağırlıklı olarak anlatırken diğer iş arkadaşları ve çalıştıkları ortam hakkında da bizleri habersiz bırakmıyor. Çalışma ortamını, Şerif Aydemir bizlere şu misalle anlatmaktadır: “Hani, belediye otobüslerinde kalabalıktan ayak değiştiremediğiniz olur, ayakta dikilen yolculardan kimileri planyaya vurulmamış vücutlarını bir yerlere sığdıramazlar, dirsekleri süngü gibi dolanır ortalıkta… İşte onun gibi bir türlü sığmıyoruz odamıza.” Lâkin bu durumdan birisi bile şikâyetçi değil! Aksine derin bir şükran hissi içerisindeler. Birbirlerinden gizli saklıları yoktur. Hangi partiye oy verdikleri, hangi takımı destekledikleri, hangi türkünün içlerini kararttığı, yedikleri içtikleri, oturup kalktıkları, giyinip kuşandıkları, kiraları, veresiyeleri, kendi evlerinin balkonunda bulunan çiçeğin cinsine kadar hepsini bilirler. Ama bu onlar için normal bir durumdur. Çünkü çalışanların zor sığdığı bir odada ne konuşulursa bir diğeri duyar, ne yeniliyorsa görünür haldedir, dolayısıyla birbirlerinden gizli saklıları olmaması da normaldir. ”Sekiz Sütuna Bir Zarf” hikâyesi, benzetmeleri, üslubu, konuyu ele alışı ve işleyiş şekli tamamen kendine özgü; okuyucuları apayrı bir dünyaya götürüyor ve bize oradaki insanlardan biri olduğumuzu hissettiriyor.

“Kırçıl Palto” hikâyesinde ise insanın ayağını yorganına göre uzatmamasının nelere yol açacağını, açtığını işliyor. Borç ile bir palto satın alınıyor. Borçla bu paltoyu satın alanın eşi, madem bunu alacak kadar kredisi var, evlerinde eskiyen bir sobanın yerine yenisinin alınmasını istiyor. O ise sürekli borç aldığı için ödemekten korkmayacağını düşünüyor. Sonradan bu borçlar, çorap söküğü gibi art arda gelir ve bunun, üzerindeki Kırçıl Palto’dan kaynaklandığını düşünerek günün birinde onu götürüp Kumkapı’da denize atmakla kurtulacağını sanır. Bize bu hikâyede, ne olursa olsun, kişinin kazandığından çok, üstelik gereksiz yere harcama yapması, zamanı geldiğinde büyük bir çaresizlik içerisinde kalacağını anlatmaktadır. Bu durumun zillet ve keder getireceğini de ayrıca hatırlatmaktadır. Bu yüzdendir ki, ne olursa olsun, ayağımızı yorganımıza göre uzatmakta fayda vardır.

Şerif Aydemir, kitabında bulundurduğu bir diğer hikâyesi olan “İki Saçak Güvercini”nde ise Anadolu’nun üzerine yoklukların, kıtlıkların, hastalıkların kara bulut gibi çöktüğü bir zamanda, avuçlarda barındırılan birkaç umut kırpıntısı saklanışından bahsediyor. Umutların bir bir tükendiği, içinde bulundukları çemberin gittikçe daraldığı bir anda, bir umutla hayata tutunmaya çalışarak büyük bir savaşta yenilgiye uğrayan Hamdi Dayı’nın mücadelesini kaleme alıyor. Bu hayatta herkes zor zamanlar geçirir, lâkin önemli olan, bu zor zamanlarda mücadele etmek ve asla savaşmayı bırakmamaktır. Umutla mücadele arasında güçlü bir bağ vardır. Umudunu kaybetmeyen insanlar, her daim mücadele ederler. Hamdi Dayı da bunlardan birisidir. İşte bu hikâyede umudun nasıl ayakta tutulacağından bahsediliyor. Çünkü umut, insanın ayakta durmasını sağlayan tek duygudur. Bu hikâyenin kahramanlarından biri olan Hamdi Dayı oldukça adaletli birisidir. Adalet kavramını, bizlere şu misalle anlatır: “Adalet nedir? Ağaca su vermek gibidir. Zulüm nedir? Dikene su vermek gibidir. Hangisine su verirsek o gelir elimize…“  Buradan çıkartılması istenilen ders ise; bir yerde adalet varsa huzur vardır, mutluluk vardır. Adaletin olmadığı yerde ise büyük bir kaos vardır. Acı da olsa, gerçekten ve doğrudan yana olmamız gerektiğini söylemektedir. Bu hikâyeyi okumaya başladığımda ne kadar Cengiz Aytmatov’un “Toprak Ana” kitabına teşbih etmiş olsam da çok farklı bir konuyu ele aldığını fark ettim. Hikâyeyi okuduktan sonra, çok sevdiğim bir alıntıyı da buraya eklemek istedim: “Vatan kurtulmuştu ya, bayrak dalgalanıyordu ya, ezan susmamıştı ya, daha ne isteyeceklerdi?”

Esere ismini de veren “Mendilim Sende Kalsın” hikâyesi, bizleri “Mendilim iri dallı, ucunda lira bağlı, her kime gönül versem, yâr başım sana bağlı…” (Elazığ Türküsü) türküsü ile karşılıyor. Türküler toplumun aynasıdır. İnsanların duygularını yansıtan en önemli araçtır. Şairin de dizelerinde dediği gibi; ”İnsansız yaşayabildim, türküsüz hiçbir zaman…”(Nazım Hikmet)

Türküler, bizi biz yapan değerlerimizi barındırır içerisinde, bazen de içimizde gizlediğimiz sevdamızı… Bir türkü dinleyip de kendisinden geçmeyen, sevdalara düşmeyen ve ölüp ölüp dirilmeyen yoktur. Türkülerimiz, uzun bir yolculuğun en güzel taşıtıdır. İstediğimiz menzile ulaştırır bizleri. Bazen hüzünler diyarına, bazen özlemler, gurbetler ve acılar diyarına… Şerif Aydemir bizleri bu hikâyesinde, içerisinde derin bir sevda barındıran sevdalar diyarına ulaştırıyor. Herkesin iç içe yaşadığı bir köyde yaşanılan acı tatlı gerçekler, sevdanın anlatılabileceği en güzel tarifi ve bir insanın başına gelecek olanların en duru anlatımı var bu hikâyede. “Mendilim Sende Kalsın” hikâyesi içinizi titretecek bir sevdayı yazmayıp yaşatıyor. Şerif Aydemir’in “Mendilim Sende Kalsın” eseri okutmuyor, bilhassa o kişilerden birisi sizmişsiniz gibi, yaşatıyor. Hikâyeyi okuyup bitirdikten sonra iki insanın birbirini sevmesindeki mucize karşısında ayağa kaldırıp alkışlatıyor. Kitabı okurken bazen bir çığlık atarsınız sayfalar arasında, bazen bir nida sesi duyarsınız bir çağlayan karşısında, bazen ”ah” edercesine ünlersiniz, bazen de dayanamayıp akan gözyaşlarınızı silmeye koşarsınız. Ayrıca atasözleri ve deyimlerle bezeli, duru Türkçesiyle bir söz şenliği sunuyor okuyuculara. 172 sayfalık bir kitapta ne mi var? Ummadığınız kadar bir özgeçmiş, hiç dinmek bilmeyen ahlar; ayrı dünyalar, ayrı hayatlar, ayrı mutluluklar, ayrı yaşanmışlıklar ve hikâyenin içinde mucizevî hikâyeler var…

Bu güzel ve gizemli kitabı kaleme alan Şerif Aydemir hocama ve beni kitap ile buluşturan Oğuzhan Saygılı hocama teşekkür ediyorum…

Şerif AYDEMİR, Ötüken Neşriyat, ISBN: 9789754378375

Yazar: Zeynep ALTUNOK

0 0 oy
İçeriği Değerlendir