Maariften Eğitime

Berat ÖZTEN

Eğitim sisteminde yaşanan sıkıntılar, çözümsüz pek çok çözüm önerisi ülkemizde artık kahvehanelerde bile konuşulan, sıkça ülke gündemimizi meşgul eden bir konu haline geldi. Bir öğretmen olarak eğitim hayatımdan iş yaşamıma en çok düşündüğüm, bazı gözlemlerde bulunup az biraz araştırma yaptığımda karşıma çıkan birtakım basmakalıp ifadeler dışında sorunumuzun “temel”i konusunda pek tatmin edici cevaplar bulamadım. Konuyla ilgili gerek eğitimci gerekse farklı alanlarda yetkin olan pek çok farklı düşünür, yazar birçok şeyler söylese de konunun tamamına külli bir yaklaşımda bulunamamışlardır. Mustafa Gündüz’ün kendi deyimiyle “…akademik hayatımın on yıllık birikimi…”[1] olarak ortaya çıkmış bu eser Türk eğitim düşüncesinde yaşanan dönüşümü irdelerken aynı zamanda Türk eğitiminin “temel” sorunlarına dair kapsamlı bir bakış açısı sunuyor. Kitap önsöz ve dört alt başlık ile bu alt başlıklarda yer alan yazarın çeşitli dönemlerde konuyla ilgili yayımladığı toplam yirmi dört makalesinden oluşuyor.

Kitabın önsözü “mâarif” ve “eğitim” kavramlarının açıklanması, bu açıklamayla birlikte bu kavramların anlam dünyaları ile bu anlam dünyalarını oluşturan medeniyetlerin düşünce yapısı hakkında kısa bir fikir vererek başlıyor. Daha sonrasında Türk eğitim sisteminin içinde bulunduğu durum tartışılıyor. Bu tartışmada sorunlarımızın nedenlerinin neler olabileceği kısaca açıklanıyor. Devamında bu çalışmanın neden yapıldığı şu cümlelerle izah edilmiş: “Elinizdeki çalışma ‘bizimde bir hikâyemiz var ve bu hikâyeyi anlatabilir miyiz bilmem ama en azından farkındayız.’ iddiasının mütevazı ve naçiz bir ifadesidir.”[2] Akabinde kitabın nasıl teşekkül ettiği, kitabın içinde yer alan makaleler hakkında bilgi verilmektedir.

 “Eğitim ve Modernleşme Üzerine” adını taşıyan ilk başlığın altında yer alan üç makale ciddi şekilde incelenip, tekrar tekrar okunması gereken makaleler. Bu makalelerde yazar “bizim” olanın karşısında neyin yer aldığını anlatmaya çalışmış. İncelenen konular arasında modernitenin doğuşu, modern eğitim, Batı merkezli düşünceyle bu düşünceleri oluşturan nedenler ve bu düşüncenin sonuçlarıyla ortaya çıkan insan tasavvuru ve en son olarak eğitimin milliliğinin sınırları yer almaktadır. Üç makalede de yapılan vurgular aslında eğitim sistemimizin temellerinin sorgulanması veya başka bir gözle yeniden tetkik edilmesi olarak görülebilir.

 “Tanzimat ve II. Abdülhamid Dönemi” başlıklı kısımda yer alan on iki makale adından anlaşılacağı üzere Osmanlı’nın arayış yıllarının ilk dönemlerinden itibaren yeniden şekillendirmeye çalıştığımız eğitim anlayışımızı gösteren makaleleri içeriyor. Bunun yanında bu mirasın günümüze nasıl aksettiği diğer bahsedilen önemli konular arasında yer alıyor. Bu kısımda yer alan makaleleri kıymetli kılan en önemli yanı eğitimle ilgili çok farklı boyutları irdeliyor olmasıdır. Örneğin; eğitim sisteminin finansmanı, eğitimde disiplin ve cezalandırma, yurtdışına öğrenci gönderilmesi, engellilerin eğitimi gibi. Bunun yanı sıra eğitim tarihimizde adı çok fazla anılmayan ancak yaptıkları veya düşünceleriyle eğitim tarihimizde önemli birer sima olan Küçük Said Paşa, Ahmet Cevdet Paşa, Sadık Rıfat Paşa gibi şahsiyetlerin eğitim düşüncemize katkıları ayrı makalelerde incelenmektedir.

Bu başlık altında yer alan “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Engelli Eğitimi” isimli makale hakkında görüşlerimi ayrı bir paragrafta açıklamayı uygun gördüm. Hem branşım hem de üniversite yıllarında farklı disiplinler ışığında Osmanlı döneminde özellikle zihin engeline yönelik bakış açısı, varsa eğitim uygulamaları nelerdir gibi konulara dair bir araştırma yapılması/yapmak hayalimdi. Alanyazında bu tarz bir araştırmaya rastlamayınca bu makale de haliyle beni heyecanlardı. Şayet yeni bir eğitim anlayışı geliştireceksek bunun köklü tarihimiz ve asırlardan beri oluşturduğumuz medeniyetimizle mümkün olacağı kanaatindeyim. Hele özel eğitim gibi hemen bütün kaynakları Avrupa ve Amerika olan bir alanda eğer bizim daha önce yaptığımız başarılı uygulamalar olursa bu durum bir yerde “Biz yapamayız.” anlayışımızın çok zor bir konuda kırılması anlamına gelir. Makalede de bu konuları okuyacağım zannederken makalenin genelinde işitme ve görme yetersizliği olan bireylerin eğitimi daha ağırlıklı olarak işlenmiş. Bunun yanı sıra makalede geçen “Osmanlı Taşrasında Dilsiz ve Âmâ Mektepleri” başlıkta yer alan bilgiler sadece İstanbul’da değil Osmanlı’nın farklı bölgelerinde yer alan bu mekteplerin incelenmesi ve yeni bilgiler içermesi bakımından çok faydalı. Makalede özellikle zihin engelli bireylerin eğitimi ve bu eğitim tarihçesiyle ilgili bilgiler çok sınırlı, sadece bir paragrafın bir cümlesine sığacak kadar.[3] Makalede dikkatimi çeken diğer bir hususta akıl hastalığı ve zihinsel engellilik kavramlarının aynı anlamda kullanılması oldu. “… zihinsel ve ruhi engelliler…”[4] şeklinde yapılan bir kullanım haliyle kafa karıştırıyor. Zihinsel engel diye tıp ve eğitimin belirli tanımları varken ruhi engelin ne olduğu hususu büyük bir soru işareti oluşturuyor. “Rüya Kılıç’ın hazırladığı, Tarih Vakfı Yurt Yayınları’ndan Mart 2014’te yayımlanan Deliler ve Doktorları, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e adlı bu kitap…… Zikredilen eser, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e zihinsel engelliler hakkında en mütekâmil eserlerden biri olarak kabul edilebilir. Esere Osmanlı modernleşmesini deliler ve doktorlar üzerinden okuma denemesi olarak da bakmak mümkündür.”[5] Yazar burada kitabın içeriğini kısaca anlatıp, o dönem deliliğin bir çeşidi zihin engelidir gibi kısa bir açıklamada bulunsa kitabın adında geçen delilerle yazarın bahsettiği zihinsel engellilerin aynı mı farklı mı olduğunu anlasak iyi olurdu diye düşünüyorum. İsmi geçen kitabın da okunup bu konuyla ilgili bir şey söylemek herhalde daha doğru olacaktır. Son olarak 1997’de çıkarılan Özel Eğitim Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 2006’da çıkarılan Özel Eğitin Hizmetleri Yönetmeliği’nde geçen özel eğitim gerektiren birey ve zihinsel yetersizliği olan birey tanımlarını yaparak bahsedilen kavramlarda geçen bireylerin “deli” olup olmadıklarını okuyucunun takdirine bırakıyorum.

Zihinsel yetersizliği olan birey: Zihinsel işlevler bakımından ortalamanın iki standart sapma altında farklılık gösteren, buna bağlı olarak kavramsal, sosyal ve pratik uyum becerilerinde eksiklikleri ya da sınırlılıkları olan, bu özellikleri 18 yaşından önceki gelişim döneminde ortaya çıkan ve özel eğitim ile destek eğitim hizmetlerine ihtiyaç duyan birey[6]

Özel eğitim gerektiren birey: Çeşitli nedenlerle, bireysel özellikleri ve eğitim yeterlilikleri açısından akranlarından beklenilen düzeyden anlamlı farklılık gösteren birey[7]

Kitabın üçüncü bölümü “II. Meşrutiyet Dönemi” başlığını taşıyor. Bu bölümde yer alan beş makale Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’e önemli izler bırakan II. Meşrutiyet’in ve II. Meşrutiyet denilince aklımıza ilk gelen kurum olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin eğitim görüşleri inceleniyor. Bu bölümde özellikle Ahmet Hikmet Müftüoğlu ve Said Halim Paşa hakkında yazılan makaleler ilgi çekici. Bunun yanı sıra dönem içerisinde kurulan çeşitli öğrenci cemiyetleri dönem hakkında farklı ipuçları sunuyor. “Mihrab Mecmuası” üzerinden dönemin aydınlarının eğitim ile ilgili görüşleri ve bu görüşlerin nasıl etkiler oluşturduğu diğer ilgi çekici makalenin konusunu oluşturuyor.

Kitabın dördüncü ve son başlığı “Cumhuriyet Dönemi” adını taşıyor. Özellikle Erken Cumhuriyet döneminde eğitim ve eğitim düşüncesinin tartışıldığı bu son bölümde;  Cumhuriyet’in yeni ideal tipleri ve bu ideal tipleri oluşturmada eğitimin yeri, yeni değerler ve yeni ideal tipler, yakın bir dönemde çokça tartışılan “Milli Güvenlik Dersi” ile ilgili bu dersin tarihi kökleri, neden uygulamaya konduğu ve bu bağlamda eğitim-militarizm bağlantısı, kitabın Osmanlı modernleşmesini incelerken sıklıkla vurguladığı “ahlak” eğitiminin nasıl olması ile ilişkili II. Maârif Kongresi ve kararlarının konuya ilişkin yönleri incelenen belli başlı konular arasında yer alıyor. Bence bu başlıkta okunması gereken, konusu itibariyle de çok ilgi çekici olan “Pozitivizmden Radikal Sekülerizme Erken Cumhuriyet’te Eğitim” başlıklı makaledir. Bu makale bir yerde kitapta anlatılmak istenen Tanzimat’tan itibaren düşünce dünyamızın nasıl şekillendiği ve bu şekillenmenin Erken Cumhuriyet’e yansımasının özeti olabilir. Bu yeni düşünce dünyamızın eğitim sistemimizi oluşturmadaki yeri tartışılabilir.

Kitap eğitim düşüncemizin oluşumu ve dönüşümü hakkında farklı bir bakış açısı oluşturmamıza katkı sağlıyor. Bunun yanı sıra kitapta yer alan kaynakça okuyucunun konuyla ilgili daha detaylı okuma yapması yönünde güzel bir kılavuz işlevi görecektir. Eğitimle ilgili çalışmalar yapan, bilhassa öğretmen ve öğretmen adaylarının tartışması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Ayrıca modernleşme serencamımızın bir de eğitim zaviyesinden nasıl olduğunu merak edenler için kaçırılmayacak bir başvuru kaynağı olduğunu söyleyebilirim.

 

[1] Maariften Eğitime-Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Eğitim Düşüncesinde Dönüşüm-, GÜNDÜZ, Mustafa, Doğubatı Yayınları, Şubat 2016,syf:19(Bundan sonraki alıntılar kitabın bu nüshası esas alınarak yapılacaktır.)

[2] A.g.e syf:17

[3] A.g.e syf:284

[4] A.g.e Syf:300

[5] A.g.e syf:300

[6] http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2006/05/20060531-2.htm Erişim tarihi: 19/01/19

[7]https://orgm.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2012_10/10111011_ozel_egitim_kanun_hukmunda_kararname.pdf Erişim tarihi:19/01/19

Mustafa GÜNDÜZ

Doğubatı Yayınları, 1.Basım, Şubat 2016, 626 Sayfa, ISBN:978-605-9328-02-9

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR