Kupa Kızını As

“...ve ölüm, her diriden öcünü mutlaka bir gün alır.”

                                               Yusuf Has Hacip

 

Okan BALKAN

Bazı kitaplar, filmler, şiirler, hatta fotoğraflar insanın ruhunda derin izler bırakır; unutulmazları arasına girer. Örneğin Ruh Adam[1] romanı, benim için öyledir. Postmodern romanın ilk örneklerinden olan bu eserin adını duyduğum zaman hemen aklıma Yüzbaşı Şeref’in şerefli sonu, Ayşe öğretmenin çilekeşliği, Selim Pusat’ın buhranları ve daha niceleri gelir. Artık şahısları ve hikâyeleri ile zihin dünyamda yer edinen bir yerli roman daha var: Kupa Kızını As.

Kitabın isminden ve kapağındaki kalplerden konunun, mazisi Çin’e dayanan iskambille, hâliyle kumarla ilgili olduğunu düşünebilirsiniz. Hâlbuki kumarla haşır neşir olan bir karakter bulunmuyor eserde. Öte yandan yazar, “Mualla’dan Önce (M.Ö.)” ve “Mualla’dan Sonra (M.S.)” olarak iki bölümde sunduğu romanında karakterleri Fransa’dan ülkemize geçen iskambil kartlarındaki karakterlerle ilişkilendirmiş. Tabiî olaya daha hâkim olmak için kartlardaki şekil ve temsilleri bilmek gerekiyor. 14. yüzyıl Fransası’nda dört sosyal sınıfı temsilen kupa, maça, karo ve sinek kart grupları bulunur. En asil sınıfı ve asilleri temsil eden kart “kupa”dır ve simgesi kalptir. Başkahramanımız Aslı Mualla da hâliyle kupa kızı, yani en değerli şahıstır.

Annesi kendisini dünyaya getirirken ölmüş, babası ömür boyu bunun ızdırabını yaşayıp yasını tutarken kızına da şefkatle yaklaşmıştır. Zorunlu 1989 göçüyle Şarköy’e gelip burada yaşarken ilk duygusal deneyimini kuzeni Fikret’le yaşar. Fikret orta sınıftan olduğu için “karo” (eşkenar dörtgen) olarak aktarılır yazar tarafından. Yani aslında kupa -Aslı Mualla- kadar değerli değildir. Bu arada belirtelim: Yazar Aslı Mualla’yı o kadar başarılı betimlemiştir ki mavi gözleri, sırma saçları ve gülümsediğinde beliren gamzeleriyle okuyucunun görmeden âşık olabileceği güzelliktedir âdeta. Ayrıca solucan delikleri üzerine fizik doktorası yapacak zekâya sahip olması da cabası. Böyle olunca da erkeklerin peşinden koştuğu Aslı Mualla’nın sıradaki maşuku üniversiteden tanıştığı Nejat olur, fakat Nejat tam bir umutsuz vakadır. Çünkü iskambilde en değersiz kart olan “sinek”le (yonca yaprağı), yani Fransız sistemindeki köylüyle temsil olunmuştur. Aslı Mualla’ya “kupa kızı” namını veren de odur. Hatta kendisinin de “sinek ikili” olduğunun bilincindedir. O yüzden çok ileri gidemez.

Babasının telkinleri ve net tavrı nedeniyle Fikret de bağrına taş basınca evli ve iki çocuk babası ve kupa kızının hocası Kenan, duygularını kamçılayamaz ve asistanı olan bu mavi gözlü, sarışın kıza meftun olur. Öte yandan Kenan da “maça” (mızrak ucu), yani orduyu temsil eder. Zaten yazar Kenan’ın askerlikten istifa edip akademiye atıldığını aktarır söz arasında. Maça as Kenan ile kupa kızı Aslı Mualla’nın gayrimeşru ilişkisi olaya bir karakterin daha dâhil olmasına sebep olur ister istemez: Karo kızı, yani Kenan’ın eşi Zuhal. Tahmin edildiği gibi yuvasını kurtarmak için çırpınan kadındır kendisi. Ancak kocası amansız bir aşkın pençesindedir.

Ben, özellikle Kenan ile Aslı Mualla arasındaki sohbetleri çok beğendim. İzafiyet teorisinden Cemal Süreya’ya, küstüm çiçeğinden Nesrin Sipahi’ye ve hatta resim sanatına kadar çok farklı konulardaki görüşleri oldukça dikkat çekiciydi gerçekten. “Göçler” üzerine konuşurken Aslı Mualla, neden bu kadar göç ettiğimiz sorusuna “Medeniyetle barışık değil gibiyiz. Medeniyet biriktirmeyi esas alır. Saklamayı, korumayı bilmiyoruz. İstemiyoruz da! O yüzden arkamızda bıraktıklarımız ilgilendirmiyor bizi... Oysa geride bıraktıklarımız arasında ölülerimiz de var.” (s.65) diye cevap verince şöyle bir dalıp gittim. Zaten iyi kitap insanı düşündüren kitaptır, diye düşünüyorum. Kitabın sonlarında kupa kızının aforizmaları da yer alıyor. Kusursuz zekânın ürünü olan bu cümlelerin okuyucunun dikkatini celbedeceğini düşünüyorum. İşte bunlardan bir örnek: “Çok öğretimli, az eğitimli yaşıyoruz. Sokaklardaki kaosun başka bir sebebi yok.” (s.197)

Son olarak yazar Şenol Turan’a değinmek istiyorum. Şaşıracaksınız belki ama kendisi şu an Erzurum’un Oltu ilçesinin kaymakamı. Galatasaray Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okurken Fransızca ve Osmanlı Türkçesini; Florida Üniversitesi’nde ise İngilizceyi öğrenmiş olup Paris ve Strasbourg’da incelemelerde bulunan bir heyetin de başkanlığını yapmış. ÇEKO ve endüstri ilişkileri üzerine de yüksek lisansı bulunan yazarın eşi de edebiyat öğretmeniymiş. Eserindeki bu kadar çeşitli alanlara ait nitelikli görüşlerinin kaynağını Turan’ın biyografisinden çıkarabiliyoruz. Sözlerime son verirken böylesine başarılı ve insanı en derin yerinden yakalayabilen bir roman ortaya çıkaran bu idealist mülki amirimizi saygıyla selamlıyorum.

[1] Hüseyin Nihal Atsız, Ruh Adam, 272 Sayfa, Ötüken Neşriyat, 1972

Şenol Turan

Ötüken Neşriyat, 202 Sayfa, 2018, ISBN: 9786051556543

 

*[Bu yazı, Kitap Şuuru intisabıdır. Editör: Ömer KARABAYIR]

kitapsuuru@gmail.com www.kitapsuuru.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR