Konforlu Yalnızlık

Ömer KARABAYIR*

“Hikâye” ve “öykü” kelimeleri eş anlamlı olsalar da, ikisi arasında genelde “öykü” kelimesini kullanmayı tercih ederim. Bunun sebebi; “hikâye”nin dilimizde, olumsuz anlamıyla da yer edinmiş olması ya da “öykü”nün bana, “öykünmek” fiilini çağrıştırması olabilir. Yine de ikinci ihtimâl daha yakın görünüyor. Çünkü bazı öyküler vardır, bize benzeyen taraflarımızı ya da kimi zaman doğrudan bizi yansıtır. Tıpkı Füsun Menşure’nin, “Konforlu Yalnızlık” adlı öykü kitabı gibi… “Konforlu Yalnızlık”ın her satırında “biz”i buluruz. Hem bireysel hem de toplumsal anlamda “biz”den bahsediyorum…

Geçtiğimiz yıl Post Yayın Dağıtım’dan çıkan ve 20 kısa öyküden oluşan “Konforlu Yalnızlık” adlı kitabı aradan bir yıl geçtikten sonra okuyabilmiş olmanın üzüntüsünü yaşadım. Aslında birçok defa karşıma çıksa da bir türlü istifade edememiştim. Kitabı okumaya başladığımda ise elimden düşüremedim. Yine de fena olmamış diyorum; zira öykülerin ne hakkında olduğunu bilmeden kitabı elime aldığım gün, Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne denk geliyordu. Kitabı okuyanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır. “Kadın” temalı öyküler kitabın tamamını oluşturmadığı hâlde, kitapta önemli sayılacak derecede yer kaplıyor. Her gün meydana gelmesinden bıkıp usandığımız kadın cinayetleri, kadına yönelik her türlü şiddet, toplumda kadının bastırılması gibi meseleleri 129 emekçi kadının öldürüldüğü günün yıl dönümünde okumuş olmak, işte bu yüzden önemliydi. Cehalet, kötülük, vahşet dünya durdukça var olacak; ancak akıl ve bilinç olmazsa bu sıfatları taşıyanlarla asla mücadele edilemez. Bu nedenle, oluşturmaya çalıştığı farkındalık için yazar Füsun Menşure’yi ayrıca kutlamak gerekir diye düşünüyorum.

Kitabın içeriğine değinmek gerekirse; öykülerin bir kısmı birinci, bir kısmı da üçüncü ağızdan anlatılmıştır. Her iki tarzda da öykülerde akıcılığın ve üslûbun gayet başarılı olduğu söylenebilir. Anlatımın akıcı olmasının yanında tasvirin de etkili olması kitap ile kısa sürede iç içe geçmeyi mümkün kılıyor. Öte yandan, öykülerde kişileştirme sanatının da çok iyi uygulandığını belirtmek gerekir. Yazarın, öykülerde güncel konulara ağırlık vermesi ise okuyucuda hem ilgiyi arttıran hem de merak unsurunu sürekli olarak ayakta tutan önemli etkenlerdendir.

Öykülerin geneli içimizi acıtsa da, gerçek dünyada her gün yaşanan olayların yansıtılmasının bilinçlenme ve yaşananlardan ders çıkarma noktasında önemli olduğunu düşünüyorum. Öykülemenin bana göre en önemli özelliklerinden biri zaten budur: Hatırda kalmayacak ya da unutulmuş olayların okuyucunun gözünde ve beyninde canlandırılarak, onlara yeniden hayat verilmesi…

“Konforlu Yalnızlık”, içinde çok çeşitli konularda öyküleri barındırıyor. Füsun Menşure okuyucuyu, kitap sevgisini gösteren, ama aynı zamanda emeğe saygının öğütlendiği bir öykü ile karşılıyor. “Kitap Hırsızı” adlı öyküde, yazarların emeğinin suiistimal edilmemesi gerektiği mesajını veriyor okuyucuya. Böylece, günümüzün çok önemli problemlerinden olan korsan yayın okuyucularına da bir nasihat gönderiyor âdeta. Bir kedinin dilinden aktarılan “Beyaz Kürk” öyküsünde, mutluluğu ve huzuru her zaman farklı yerlerde aramamak gerektiğine, bazen hissedemesek de aslında yanı başımızda olduğuna dikkat çekiyor. “Cennet” öyküsü ile iş dünyasındaki karmaşaya da ince bir dokunuş yaparak hayattaki önceliklerimizi tekrar gözden geçirmemizi sağlıyor. “Bir Sen” başlıklı öyküde, “Birsen” ve onun gibi binlerce çocuğun çilesine şâhit olup vicdan muhasebesi yaptırmayı amaçlıyor katı yüreklilere…

Öykülerde, savaşların acı çığlıkları ve özellikle çocuklar üzerinde bıraktığı etkiler gözler önüne seriliyor. Toplum olarak bir türlü sıyrılmaya yanaşmadığımız önyargılarımız yüzümüze vuruluyor, utanıyoruz. Yine, pençesinden kurtulamadığımız töre cinayetleri, toplumda kadının bastırılması ve kadına şiddet vakaları ile boğazımız düğümleniyor. Ülkedeki liyakatsizliğe veryansın ediliyor, birden sinir küpüne dönüyoruz. Yazar, vatan sevgisini o kadar içten anlatıyor ki, yüreğimiz coşkuyla doluyor. Kısacası, hayatın gerçeklerini sunan bu öykülerde her an her duyguyu yaşamamız ve farklı ruh hâllerine bürünmemiz mümkün kılınıyor.

Toplumdaki yozlaşmanın, önü alınamayacak şekilde ilerlediği; toleransın, anlayışın neredeyse yok olduğu; her gün onlarca kadının vahşete maruz kaldığı; çocukların daha büyümeden hayatın acımasız sonuçlarıyla karşı karşıya kaldığı günümüzde, bu tarz öyküler kaleme almak oldukça çetin bir iş olsa gerek. Çok mu karamsar düşünüyorum, bilmiyorum, ama bunlar maalesef gerçekler… Artık kafamızı kumdan çıkarmanın, gözlerimizdeki perdeyi kaldırmanın zamanının geldiğine inanıyorum. Füsun Menşure’nin öyküleri, müthiş tespitler ve cümlelerin ardında gizli ince mesajlarla okuyucuyu düşünceden düşünceye itiyor. Yaşamın hep iyi taraflarını görerek, sıkıntıları görmezden gelerek bir yere varılamayacağı aşikâr. O hâlde, durum tespiti yapıp toplumu daha iyiye götürmek için mümkün olduğunca elden geleni yapmak gerekir. Öyle ya belki hepimizin sevindirebileceği bir “Saliha Teyze”si, feyizlenebileceği bir “Muzaffer Amca”sı vardır. Ya da “Sura çocuk” gibi yardım eline muhtaç, savaş mağduru onlarcası… Belki bir kez daha felâketlerin kıyısına varmayalım diye, “pis kokululara” prim vermeyip, yanlışların karşısında dimdik durarak ihanetlere yol açmayız. Velhâsıl, “Konforlu Yalnızlık”ın, unutulan değerlerimizi, sorumluluklarımızı hatırlamak ve bu doğrultuda gerekli adımları atabilmek için çok faydalı ve istifade edilmesi gereken bir rehber olduğuna inanıyorum.

* Bilgisayar Programcılığı Önlisans / İstatistik Lisans Mezunu, İÜ AUZEF Tarih Lisans Öğrencisi, omerkarabayir@windowslive.com

Füsun Menşure

İstanbul, Post Yayın Dağıtım, 1. Baskı, Mart 2017, 167 Sayfa

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR