Oğuzhan Saygılı – Kitaplarla Söyleşi 1

Kitap okumak, şüphesiz ki Türk toplumunun genelinde eksik bulunan bir alışkanlık olarak ifade edilir. Fakat öyle değerli insanlarla tanışıyorsunuz ki kitap okumak eylemi bu insanlarla özdeşleşmiş bulunuyor. Sadece kitap okumak değil, okunan kitapların değerlendirmesini yapmak, çıkarımlarını diğer insanlara aktarabilmek ve onları da kitap okumaya teşvik etmek değerli Oğuzhan Saygılı hocamın ustalıkla ve aşkla yerine getirdiği bir görev. Türk milletinin okuyan, düşünen ve tahlil (analiz) yapan nesillerin elinde yükseleceğini kavrayıp, bu amaç doğrultusunda çaba sarf eden, özellikle genç dimağların bilgi ile donatılması için birçok farklı platformda kitap okumayı teşvik amaçlı kampanyalar yürüterek sadece yerel değil aynı zamanda Türkiye genelinde de insanlara ulaşan Oğuzhan Saygılı Bey ile haftalık olarak düzenlenen “Kitap Hediye Ediyoruz” etkinliği dahilinde tanışma fırsatı yakaladım. O günden beri çalışmalarını takip ettiğim, ufak da olsa destek olmaya çalıştığım Oğuzhan Saygılı’nın ilk eseri olan “Kitaplarla Söyleşi – 1” adlı kitabını sizlere tanıtmaya çalışacağım.

 “Kitaplarla Söyleşi – 1” isimli eser, Oğuzhan Saygılı’nın 2009-2010 yılları arasında kaleme aldığı, muhtelif yerel gazete ve dergilerde yayımlanan 41 farklı kitap tanıtımından (yazar burada tanıtım, tahlil, özet veya eleştiri olduğuna okuyucunun karar vermesini arzuluyor) oluşmaktadır. Kitap, Prof. Dr. İskender Öksüz’ün tanıtımını yaptığı Sunuş bölümü ve yazarın Önsöz bölümü haricinde içerik olarak 4 bölümden meydana gelmektedir.

Kitabın ilk bölümü olan “Başarı Hikayeleri” kitabın en uzun olduğu kadar en çok hayat hikayesiyle okuyucuya birçok ufuk açan bölümdür. Yazar bu bölümde, yerli ve yabancı biyografi, otobiyografi ve ülkemizde son zamanlarda yaygınlaşan nehir söyleşisi türlerinde birçok farklı kitabı ve bu kitapların başkahramanlarını okuyucuya tanıtmaktadır. Türk gençliğinin kendisine doğru rol model seçebilmesi için Halil İnalcık, Kemal Karpat gibi ilme adanmış ömürlerin; Nuri Demirağ, Sakıp Sabancı, Bekir Okan gibi emeklerini üretimle buluşturarak ülke ekonomisine katkı sağlayan iş adamlarının; Edison ve Graham Bell gibi uykusuz gecelerini birçok buluşla gündüze kavuşturan ve bilim literatürüne adını altın harflerle yazdırmış mucitlerin, Orhan Koloğlu gibi aydınların ve Bakiye Duran gibi Ultra Maraton alanında uluslararası arenada bayrağımızı gururla zirveye taşımız sporcuların hayat hikayeleri anlatılmıştır. Yazarın da eserinde ifade ettiği şekliyle “Bizden adam olmaz!” (s.19)tezini savunan bazı aydınımsılara gereken cevap fazlasıyla verilmiştir. Engelli bedenlerine rağmen hayata sımsıkı sarılan, birçok başarıya imza atan Altınok Kardeşler (Kerim-Selim Altınok), Christy Brown, Helen Keller gibi isimlerin ders çıkarılacak hayat hikayelerini okuyucuya aktaran yazar, bir iş için mazeret üretmeyi alışkanlık haline getiren insanlara başarmamak için bahane üretmenin ne kadar mantıksız olduğunu yüzümüze vuruyor ve engellilik kavramını anlamını yeniden düşündürmeye sevk ediyor. Yine TEMA Vakfı’nın kurucusu olan, kamuoyunda Toprak Dede tabiriyle bilinen Hayrettin Karaca’nın Türkiye’nin ağaçlandırılması amacıyla yaptığı çalışmalar anlatılmıştır. Hayrettin Karaca’nın eserde de yazılan Türk halkına ve gençlere yapmış olduğu iki önemli vasiyeti burada da ifade etmek istiyorum: ”Meşeye sahip çıkın.” ve “Okumak ibadettir, okumamak vatana ihanettir; daha iyi yarınlar için bilgili yurttaşlara ihtiyaç vardır.” (s.64)

 “Batının Gözüyle Türkler” adlı ikinci bölümde Batı dünyasının genelde oryantalizm özelde ise Osmanlı ve Türkler üzerindeki çalışmalarına kaynak teşkil eden bazı eserler gözlemci ve tarafsız bir bakış açısıyla okuyucuya aktarılmış ve millet olarak bilimsel ve teknolojik konularda neden geri kaldığımız sorusu sorgulanmıştır. Özellikle 19. ve 20.yüzyıllardaki ülkemizi ziyaret eden Avrupalı seyyahların gözlemleri oldukça şaşırtıcıdır. İngiliz gazeteci ve yazar Maurice Baring’in “Türkler Arasında” isimli eserin tanıtımının yapıldığı yazıda, II. Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte yaygınlık kazanan hürriyet, eşitlik ve adalet kavramlarının içinin boş kaldığını oldukça nüktedan bir fıkrayla ifade edilir. Baring, Balkan Savaşları’nın başlamasıyla savaş muhabiri olarak da görev yapar. Kendi isteğiyle 143 gün süren Plevne Müdafaasında görev alan ve Gazi Osman Paşa’nın kahramanlıklarıyla beraber ordudaki eksiklikleri de anlatan İngiliz subayı Yüzbaşı Von Herbert’in “İngiliz Subayının Anıları” kitabının tanıtımı da oldukça başarılı bir yazıdır.Bu bölümde özellikle dikkat çeken noktayı da ifade etmek istiyorum. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Avusturyalı bir sefir olan De Busbecq, Türkiye’deki gözlemlerini aktarmakta ve Türk askerî sistemiyle Avusturya askerî sistemini kıyaslamaktadır. Türk milleti hakkında haksız ithamlarda ve çirkin iftiralarda bulunmasına rağmen iki orduyu kıyaslarken kullandığı tezler oldukça doğru bir açıdan ele alınmıştır. Özellikle Avusturya ordusu için kullandığı sıfatlar(disiplinsizlik, başıboşluk, tembellik vb.) ne yazıktır ki kitabın ilerleyen sayfalarında Balkan Savaşları sırasında ağır bir yenilgi almamızın sebeplerini oluşturacaktır. Yine bu bölümde Osmanlı Devleti’nin belki de en sıkıntılı döneminde tahta geçen, İlber Ortaylı’nın deyimiyle “İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı” olan 19.yüzyılın son çeyreğinde yıkılmakta olan Devlet-i Âli Osman’ı ayakta tutabilmek için birçok yenilik yapan, dehasıyla yürüttüğü denge siyasetiyle birçok sorunu en az kayıpla halleden, özellikle eğitim alanında yaptığı faaliyetlerle bilinen Ulu Hakan II. Abdülhamid Han’ın, Avrupalı karikatüristler tarafından nasıl görüldüğü okuyucuya aktarılmıştır. Bu aktarım esnasında ifrat ve tefrite düşmeden, II. Abdülhamid Han döneminde yaşanan gelişmeler ispat endişesi taşımadan doğru ve yanlışlarla ifade edilmiştir. Her ne kadar Gök Sultan II. Abdülhamid Han için Kızıl Sultan bühtanında bulunanların bu karikatüristler olmadığını öğrensek de, bu tabiri ilk olarak kullanan kişinin Fransız tarihçi Albert Vandal olduğunun not düşülmemesini bir eksiklik olarak görüyorum.

Kitabın üçüncü bölümü ise “Osmanlı Çökerken” başlığını taşımaktadır. Bu bölümde 1877-1878 yılları arasında yapılan Osmanlı-Rus Savaşı(93 Harbi), II. Meşrutiyet ile birlikte ortaya çıkan meselelere karşı devrin aydın ve gazetecileri tarafından tartışılan çözümler, İngiltere’nin Osmanlı toprakları üzerinde yürüttü faaliyetler, II. Abdülhamid Han hakkında farklı görüşlerdeki kişiler ile yapılan söyleşiler, Balkan Savaşları, Trablusgarp Savaşı, Ermeni Tehciri’ne giden süreç, bu tehcirin haklılığı ve Sarıkamış Harekâtı’na dair pek çok konu başlığından bilgi ve değerlendirmeler, özellikle günlük ve anılardan yararlanılarak okuyucuya aktarılmış, 19.yüzyılın sonu ve 20.yüzyılın başları arasındaki zaman diliminde, Osmanlı coğrafyası üzerindeki durumun perspektifi kazandırılmaya çalışılmıştır. Ermeni tehciri konusunda yurtdışındaki insaflı bir avuç akademisyenin dışında kendi ülkemizde dahi bu konuda gerekli düzeydeki bilincin oluşturulmadığı acı bir şekilde ifade edilmektedir. Bu konuda eski Türk Tarih Kurumu başkanlarından Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun resmî evraka dayanarak rakamlarla desteklediği ve dönemin gazetecilerine cevap niteliğinde yazdığı yazıların bir derlemesinden oluşan “Tarih Gelecektir” adlı eser mevzubahis konu hakkında ayrıntılı bilgi edinmek isteyenlerin gönül rahatlığıyla başvurabileceği bir kaynaktır. Tarihi konularda kolayca hüküm verip, Türk tarihi içerisinde yer edinmiş şahsiyetlere karşı oldukça acımasız ve haksız sıfat yükleyenlere karşı ise rahmetli Durmuş Hocaoğlu’nun kitaptan alıntıladığım şu sözlerini salık vermek istiyorum:”…Bugün artık hayatta olmayan ve kendilerini herhangi bir surette müdafaa etme imkân ve iktidarından mahrum olan ölülerdir. Bu hususta dikkat etmek ve bugün ölüleri insafsızca yargılayan bizlerin de yarın birer ölü olarak yarının insafsız hâkimlerinin karşısına çıkabileceğini unutmamak gerekir.”(s.188)

Kitabın son parçası olan “Dost Acı Söyler” bölümünde ise bir Tatar aydını olan ve ismi pek bilinmeyen Fatih Kerimî’nin 3 farklı kitabı tanıtılmıştır. Fatih Kerimî aydın olmasının yanında Tatar edebiyatının zirve isimlerinden biridir ve seyahatnâme türünde yazdığı eserler ile içler acısı ahvalimizi bir dost edasıyla yüzümüze vurmaktadır. Seyahat için gezdiği Rusya ve Avrupa beldeleri ile Müslüman memleketlerdeki maarif, ticaret ve teknik alanlarını tarafsız ama hüzünlü bir gözlemci nazarıyla kıyaslar. Medreselerin asıl hedefinden şaştığını, pozitif ilimlerin hiçbir şekilde öğretilmediğini ve öncelikli olarak Arapça-Farsça öğretiminin yanlış olduğunu haklı tespitlerle sunar. Burada Fatih Kerîmi desteklemeyeceğim tek durum ise Cemaleddin Afgani ile aralarında kurulan dostluktan kaynaklanan ve İslam’ın özü ile bağdaşmayan bir takım fikirleridir. Fatih Kerimî aynı zamanda Balkan Savaşları sırasında gerek cephede gerekse de cephe gerisinde gözlemlerde bulunarak yenilginin neden bu kadar fazla tahribata yol açtığını sorgular. İstanbul’a gelirken hayalindeki halk ile karşılaştığı manzara arasındaki şiddet-i tehâlüfü milletini seven her insan için oldukça acı vericidir. Batı dünyasının meşgalesinin ilim ve fen olduğunu buna karşın ilk emri “Oku!” olan yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’e iman etmiş olan birçok insanın vakitlerinin çoğunu kahvehanelerde geçirip hovardalık yapmasının, tambellik ve ataletin toplumsal  ülfet hâline gelmesinin ne kadar büyük bir çelişki olduğunu düşündürür.

Değerlendirme

Edebiyat ilminde genellikle aynı türdeki seçki kitapların derlemesinden oluşan kitaplara antoloji ismi verildiğini biliyordum, fakat bu kitapların tek tek tanıtımlarının, özetlerinin ve kitaplarla ilgili değerlendirmelerin bir araya getirilip derlenmesiyle elde edilen esere de antoloji denilebiliyorsa “Kitaplarla Söyleşi – 1“ isimli eser şüphesiz ki bu kategorinin ülkemizdeki en önemli kitaplar arasında yerini çoktan almıştır. Rahmetli Erol Güngör’ün çevirisini yaptığı “Dünyayı Değiştiren Kitaplar“ adlı eseri okuduğumda da yalnızca bir kitabı okumadığımın farkına varmış, dünya tarihine yön veren, bilim dünyasından sanat dünyasına, ülke sınırlarını yap-boz eden fikir akımlarının öncülerine dair pek çok mâlûmat edinmiştim. İşte dilimin döndüğü, kalemimin yazdığı müddetçe tanıtmaya ve değerlendirmeye çalıştığım, yukarıda mezkûr bulunan bu kitabı okuyarak 41 farklı kitabı tanımak, bilgi denen hazineye 41 farklı dünyadan element eklemek kelimelerle ifade edilmesi güç bir durum. Oldukça sade ve anlaşılır bir dille kitapla kitabı henüz okumamış kişi arasında gözle görülemeyen bir bağ kuran ve kitap okuma aşkını daha ilk sayfalarda okuyucuya aşılayan ve özellikle ne okuyacağı hakkında kararsız kalanlara bu kitabı okumayı şiddetle tavsiye ediyorum. Bu tarz eserlerin Türk edebiyatında yaygınlaşmasını arzuluyor ve değerli Oğuzhan Saygılı hocama çalışmalarında başarı, kaleminde kuvvet, kelâmında tesir diliyor, bu güzel eseri benimle buluşturduğu için oldukça müteşekkir olduğumu ifade ederek değerlendirmemi nihayete erdiriyorum.

Oğuzhan SAYGILI, İlgi Kültür Sanat Yayınları, 1.Baskı, İstanbul, 2017, 272 Sayfa, ISBN:978-605-4977-75-8

Yazar: Muhammed DURAN

0 0 oy
İçeriği Değerlendir