Kırım’a Seyahat

Oğuzhan YETİŞTİ*

Seyahatnameler, bilindiği üzere seyyahlar (gezginler) tarafından gezilip görülen yerlerin ayrıntılı bir şekilde anlatıldığı eserlerdir. Seyyahlar, gezdikleri coğrafyaları, ülkeleri ve şehirleri çeşitli yönleriyle kaleme aldıkları bu eserlerde anlatırlar. Okuyucuya bir yerin sosyal yaşamı, ekonomisi, mimarisi, sanatı, edebiyatı ve dahası pek çok konuda çeşitli bilgileri verirler.

Biz bu yazımızda aslen Kazan Türkü olan Fatih Kerimî tarafından kaleme alınmış “Kırım’a Seyahat” adlı eser üzerinde durmaya çalışacağız. Bilhassa yazımızda eser içerisinde dikkatimizi çeken bazı hususları dile getirmeye ve paylaşmaya gayret edeceğiz.

Eser, İsmail Gaspıralı’nın çıkarmış olduğu “Tercüman” gazetesinin 20. kuruluş yıl dönümü vesilesiyle Kırım’ın Bahçesaray şehrinde gerçekleştirilecek olan dua meclisine katılmak için yola koyulan Kerimî ve arkadaşı Hamidcan Efendi’nin seyahatini konu edinmektedir. Seyahati boyunca geçtiği güzergâhlardaki şehirleri çeşitli yönleriyle anlatırken, mutlaka Müslüman nüfusun durumuna ne yapıp ettiklerine dair izlenimlerini de paylaşmaktadır.

Eserin günümüz Türkçesine çevirisi Hayri Ataş tarafından gerçekleştirilmiştir. Eserin ilk baskısı 2004 yılında IQ Kültür Sanat Yayıncılık’tan çıkmıştır. Yazımıza konu olan eserin ikinci baskısı esas alınacaktır. İkinci baskısı ise 2017 yılında Post Yayınları arasından çıkmıştır.[1]

Eser’e geçmeden önce Fatih Kerimî’nin kısa bir biyografisini vermenin faydalı olacağı kanaatindeyiz. Kerimî, Tataristan’ın Bügülme kazasına bağlı bulunan Minlibay köyünde 30 Mart 1870 tarihinde dünyaya gelmiştir. Bir molla ailesine mensup olan Kerimî’nin babası Gılman Kerimî’dir. 11 yaşına kadar onun medresesinde ilk eğitimini almıştır. Buradaki eğitiminden sonra Çistay Medresesine ve iki yıl süreyle de Rus mektebine gitmiştir.

Bir dönem İstanbul’a da gelen Kerimî burada da eğitim görmüştür. İstanbul’da Mülkiye Mektebine giden Kerimî burada Türk edebiyatını daha yakında tanıma fırsatına erişir. 1896 yılında eğitimini tamamladıktan sonra 1896-1998 yılları arasında Kırım’ın Yalta şehrinde öğretmenlik mesleğini icra eder.

Orenburg şehrine yerleşmesi ile beraber bir matbaa kurarak çeşitli kitapları basmaya başlar. Fakat onun asıl isteği bir gazete çıkarmaktır. “Vakit” gazetesini Remiyev kardeşlerin sermayesi ile 21 Şubat 1906 yılı itibariyle çıkartır.

Döneminde çeşitli suçlamalara maruz kalan Kerimî, hakkında hiçbir soruşturma gerçekleştirilmeksizin 27 Eylül 1937 tarihinde askeri mahkeme tarafından idama mahkum edilir.

Kerimî, Tatar edebiyatı içerisinde yazar, gazeteci, seyyah ve bir aydın insan olarak önemli bir konumda yer almaktadır. Dilimize “Kırım’a Seyahat” adlı eseri dışında “İstanbul Mektupları” ve “Avrupa Seyahatnamesi” adlı eserleri de kazandırılmıştır.

Eserin ilk bölümünde Kerimî, seyahatine başladığı Orenburg şehrinden bahsederken burada yaşayan Müslüman nüfusun durumuna da değinmektedir. Onun gözlemlerine göre Müslümanların çoğunluğu ticaretle meşgul olmalarına rağmen ilim, sanat ve fikir konularında eksik olduklarına dikkatleri çekmiştir:

Kazan Tatarları ticarete hevesli, mal bulmağa ihlaslı, gayretli ve çalışkan halktır. Lâkin yetişmemiş bir yerleri yine var: İlim ve fikirleri yok. Ne kadar çalışsalar da ilim ve fikirli halklar ile bir safta duramıyorlar, günden gün geriye kalıp yavaş yavaş maddî ve manevî zafiyete uğramaktadırlar.” (s.33).

Kerimî, eserin ilerleyen sayfalarında da eğitimsizlik ve cehalet gibi hususlara bilhassa eğilmeye çalışmıştır. Entelektüel Müslümanların az oluşu ve bunların bilhassa ilme karşı ilgisiz oluşlarına serzenişlerde bulunmuştur. Batının her bakımdan bilimde, sanatta diğer dallarda ileriye doğru gidişine rağmen Müslüman toplumunun geriye doğru gidişi söz konusudur.

Müslüman nüfus o dönemde kendisini yetiştirmemekte ve dahası kitap, gazete gibi yayınları okumamaktadırlar. Kuran-ı Kerim’in ilk emrinin “Oku!” olmasına rağmen okuyup yazmayan ve dahası düşünmeyen bir toplum oluşumuz karşısında Müslüman dünyasında bir aydınlanmadan söz etmek mümkün olmayacaktır. Kerimî’nin kendi seyahati sırasında Müslümanlara dair yaptığı tespitler hiç kuşkusuz günümüz Müslüman toplumları için de geçerlidir.

Kerimî, seyahati boyunca yolda tanıştığı kişiler ile de çeşitli konular üzerine sohbet etmektedir. Eserin “Bir Rus Kızı İle Sohbet” bölümünde Rus kızının İslam dini ve Kuran-ı Kerim hakkındaki düşünceleri çarpıcıdır. Rus kızının buna dair düşüncelerinden dikkatimizi çeken bir parçayı aktarıyoruz:

 “İslam dininde olan halklar, maarif ve medeniyetten mahrum olarak günden güne gerileyip tükenmektedir. Bilmem Müslümanlar kendi dinlerini anlamıyorlar mı, yahut tutmuyorlar mı veyahut İslam dininin şu güzel görünen faydaları yaşayışla uygulanması mümkün değil midir?” (s.39).

Bu düşüncelere katılmamak mümkün müdür? Günümüz toplumu içinde aslında bu düşünceleri irdelemek gereklidir. Kerimî, Rus kızının bu düşüncesine karşı dönemin mollalarını, din adamlarını eleştirmektedir. Onlar tarafından yönlendirilen bir toplumun bir maarif ve medeniyete ulaşması söz konusu olamayacaktır.

Kerimî, ilim ve cehalet mevzusunda eseri içerisinde güzel tespitlerde bulunmaktadır. İnsanların ilim öğrenmeye karşı her zaman hazır olmaları gerekirken cehalete karşı da daima bir savaş halinde olmaları gerekmektedir:

İnsanı insan eden ilim olduğu gibi insanlıktan çıkarıp rezil ve maskara eden şey de yalnız cehalettir. İlim ve maarife her vakit diz çöküp izzet ve hürmet etmeli. Ve cehalete karşı da kahr ü lanetler okuyarak daima onunla muharebede bulunmalıdır.” (s.80-81).

Eserinin ilerleyen sayfalarında Kerimî, matbuat faaliyetlerine ve dahası yeni şeylere o dönemde karşı olan mollaları, din adamlarını eleştirmektedir. O dönemde bu tip kimseler adeta halkın üzerine karanlık bir perde gibi çökmüştür. Bu karanlığı ışığıyla aydınlatan Gaspıralı’nın “Tercüman” gazetesidir. “Tercüman” gazetesi bir ışık gibi doğarak milleti cehalete karşı aydınlatmıştır. Kerimî ise eserinde düşüncelerini şöyle ifade etmiştir:

O halde “Tercüman” gazetesini sahibi niçin tesis etti? Hiç şüphesiz cehalet karanlığında kalarak günden güne helak olmaya yüz tutan milletini maarif nuru ile aydınlatmak ve çürümeye başlayan azalarını medeniyet ışığı ile ihya etmek için.” (s.96).

Gaspıralı İsmail Bey’in “Tercüman” gazetesi, Türk Dünyasının birçok yerinden okuyucuya ulaşan bir yayın olarak büyük bir başarıyı yakalamıştır. Bilhassa milletin cehaletten kurtulup maarife olan ihtiyacını karşılamıştır. “Dilde, fikirde, işte birlik” sloganıyla “birlik” fikrini vurgulamıştır. “Tercüman” kuşkusuz o dönemde Türk Dünyasına çok büyük bir hizmeti gerçekleştirmiştir.

Kerimî arkadaşı Hamidcan Efendi ile birlikte 4 Mayıs 1903 tarihinde Bahçesaray’a Gaspıralı’nın dua meclisi için hanesine varırlar. Eserden öğrendiğimiz bilgiye göre dua meclisi gerçekleştirildiği sırada çeşitli ülke ve şehirlerden gelen tebrik mesajları ve mektuplar okunurken Türkiye’den herhangi bir mesajın, mektubun gelmemiş olması dikkat çekicidir.

Şeriata, mollalara ve din adamlarına inanan ve yaşamını onlara göre düzenleyen halka karşı Kerimî, gelecekte birçok şeyin mesuliyetinin onlardan kaynaklanacağını ifade ederek şu tespitlerde bulunmaktadır:

Her nerede olursa olsun bugünkü günde İslam ehli hayat ve yaşayışını akıl ve fikir kuvvetiyle tanzim edebilecek derecede malumat edinerek, aydınlanma ve ilerleme kaydedemediklerinden, din ile ilgisi olsun olmasın her bir işlerinde şeriatı rehber tutmak istiyorlar ve kendilerince şu din ve şeriatın reisi zannettikleri imamlara müracaat edip bütün hayat ve yaşayışlarını onların ağzından çıkan sözlere göre yürütüyorlar. Binaenaleyh bugün de İslam ehlinin ilerleme ve gerilemesine yahut gelecekte hayat ve memâtına en başlıca sebep olan adamlar, şu ahalinin içerisinde bulunup da onların ruhlarına hâkim olan imamlar ve mollalardır.” (s.132).

Kerimî’nin daha o dönemde Müslümanlara karşı söylediği bu sözler günümüz Müslüman toplumu için de kuşkusuz geçerlidir. İslam dinini kullanan molla tipli kişiler Müslüman halkı, kandırmakta ve kullanmaktadırlar. Günümüzdeki olaylar, yaşananlar aslında Kerimî’nin de ifade ettiği gibi insanların körü körüne şeriatın isteklerine, taleplerine kendilerini kaptırmalarıdır. Bunun sonucunda İslamın özünü kavramak ve ona göre hareket etmek mümkün olmayacaktır.

Kerimî, seyahatnamesinin sonuna doğru Rusların meşhur şairi Puşkin’in Kırım’ın doğal güzelliğine karşı kaleme aldığı bir şiirini eklemiştir. Kırımın doğal güzelliklerine karşılık, bu güzel vatanı terk eden Tatar milletine karşı Kerimî, bir serzenişi dile getirmektedir:

Kırım’da tabiatın güzelliğine dair çok şeyler yazmak mümkündür. Hem Ruslar yazıyor da. Lâkin Kırım’ın asıl yerli halkı olan Tatarlar şu güzel vatanlarını terk ile ikide bir Türkiye’ye hicret etmekten başka çok şey düşünmüyorlar. Çok yazık!” (s.144).

Kerimî ve arkadaşı Hamidcan Efendi’nin, 1903 yılının 16 Mayıs günü saat on ikide Orenburg şehrine varması ile seyahati sona ermiştir. Kerimî’nin kaleme aldığı seyahatnamesinin bize göre iki açıdan önemi vardır:

Seyahatinin başında da maksadını belirttiği gibi Kerimî, Gaspıralı İsmail Bey’in Bahçesaray’da çıkarttığı “Tercüman” gazetesinin 20. kuruluş yılına ulaşması vesilesiyle dua meclisine katılıp ona teşekkür ve tebriklerini bildirmek istemektedir. Bu bakımdan eserde anlatılanlar çok önemli ve kıymetlidir. Gaspıralı’nın “Tercüman”ı bir gazete olmaktan öte o dönemde Rusya Müslümanlarını cehalete karşı eğiten ve onlar için adeta bir okul misyonunu üstelenen bir yayın olmuştur.

Eserin diğer açıdan önemi ise Kerimî’nin, seyahati boyunca geçtiği şehirlerdeki Müslüman nüfusun durumuna dair bize aktardığı izlenimleridir. Müslümanların eğitimsiz oluşları ve bunun sonucunda cahil kalmaları ile beraber cehaletin yarattığı etkiler üzerinde durmuştur. Eseri içerisinde verdiği çarpıcı örnekler, gözlemler ve kendince çözüm önerileri sunmaya çalışması dikkat çekicidir.

Eserin dikkatimi çeken güzel taraflarından birisi de eser içerisinde anlatılanların görsel açıdan fotoğraflar ile desteklenmiş olmasıdır. Eserin sonuna “Fatih Kerimî Albümü” gibi bir bölümün eklenmiş olması çok isabetli bir tercihtir. Bu albümde Kerimî’nin şahsına ve ailesine ait fotoğrafları görmek mümkündür.

Gaspıralı İsmail Bey’in çocukların eğitimine ne kadar çok önem verdiği bilinmektedir. Bu sebeple bu kitabın gelirinin bir kısmının “Kırım’da Çocuk Okutma Kampanyası” na ayrılmış olması çok manidar ve hayırlı bir iş olmuştur. Bu vesileyle eseri dilimize kazandıran Hayri Ataş’a ve Post yayınlarına teşekkür eder, nice kıymetli eserleri kültür dünyamıza kazandırmasını temenni ederim.

Fatih Kerimi (Yayına Hazırlayan: Hayri ATAŞ)

Post Yayın, İstanbul, 2017, 190 Sayfa, ISBN: 975-605-994-9-39-2


* Trakya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Disiplinlerarası Balkan Çalışmaları Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Öğrencisi, Edirne, E-mail: oguzhanyetis@gmail.com

[1]Eserin tam künye bilgisi şu şekildedir: Fatih Kerimî, Kırım’a Seyahat, Haz. Hayri Ataş, Post Yayın, 2.Baskı, İstanbul 2017, 190 s.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR