ETKİNLİKLER:

Kayıp Tarihin İzinde Fatih’ten Shakspeare’e Doğu Batı

Uğur İNCE

Yazar 1981, Kastamonu doğumludur. İngiliz Dili Eğitimi üzerine olan lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ’de üniversite ikincisi olarak yüksek şerefle bitirdi. 2004’te dünyanın en prestijli burslarından biri olarak kabul edilen Fulbright bursuyla Amerika’ya gitti. 2006’da İngiliz edebiyatı master derecesini aldı ve Illinois State Üniversitesi’nde doktoraya başladı, İngiliz edebiyatı ve İslam üzerine dersler verdi. 2012’de “Batı Edebiyatı’nda İslam Algısı ve Türkler” konulu doktora teziyle mezun oldu. Shakspeare ve Daniel Defoe’da Türk imgesi hakkında uluslararası akademik dergilerde makaleleri bulunan yazar Amerika’da pek çok konferansta bildiriler sundu, oturum başkanlığı yaptı. Genç akademisyen, doktora araştırmasıyla 2010’da Washington’daki dünyaca ünlü kütüphaneler ve müzeler kompleksi olan Smithsonian Enstitüsü’ne özel araştırmacı olarak kabul edildi. 2012-2014 yılları arasında New York Üniversitesi, Geneseo’da Dünya Edebiyatı ve İslam, Doğu-Batı ilişkileri, ve Osmanlılar ve Batı gibi konularda dersler verdi. Amerika’da on yıl yaşadıktan sonra 2014’te Türkiye’ye kesin dönüş yapan Akman halen Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi’nde araştırmalarına devam etmektedir, tarihi roman türünde kaleme aldığı eserleri vardır. 

Kayıp Tarihin İzinde Fatih’ten Shakspeare’e Doğu Batı adlı kitabı 2017 yılında Kopernik  Kitap tarafından yayına hazırlanmıştır. Kitap  akademik olarak araştırmadan oluşmasına rağmen klasik tarih kitapları gibi okuyucuyu sıkan bir üsluptan çok uzaktır.  Okuyucu kitabın büyüsüne kapılıp bir solukta bitireceğinden eminim.  Kitabın önsözünde  emekli bir NASA astronotunun sözleri hatırlatıyor yazar;  “El Hakim milyonlarca kitaplık kütüphanesinden bize  tek bir kitap kaldı.  Ve biz onunla aya çıktık!” açıklaması tüm kitapların ve doğmaların dini terimlerden ortaya çıktığını gösteriyor.   Dünyanın  son günü batı: Fatih ve batı başlığı altında batılı devletlerin İstanbul’un Fethinden sonra  bu olaya bakış açıları hakkında ve o dönem fetih ve Türklere batının bakış açısını irdeliyor. Yazarın dış ülkelerde eğitimini devam ederken yaptığı araştırmalardan yararlanıyor. 1453’te  Agarathos  Manastırındaki  bir rahibin şu sözleri her şeyi açıklamaya yetiyor “yeryüzünde bundan daha kötü bir şey olmadı olmayacak,” diye yazıyordu. O dönem batılının karanlığı fethin acısını unutmamış olacak ki  fetihten iki asır sonra  bile İngiliz Edebiyatının en önemli temsilcisi Shakspeare“ Konstantinool’e gidip koca Türk’ün sakalından sürüye süreye” çıkarmaktan bahsedecekti. (s.18).  Yazara göre Batı-Doğu ayrımı 29 Mayıs 1453’te İstanbul'un fethinden sonra   Doğuyu ötekileştirerek  Doğu- Batı çatışmasının  ortaya çıktığından bahsediyor. Edward Said’in yazdığı Oryantalizm kitabına dayandırıyor bu düşüncesini belki de bu yüzden kitabın başında kitabını bu isme ithaf ediyor. Hatta İstanbul'un fethinden sonra Bizans'ın düşüşü  kavramını batılıların 18. yüzyıldan sonra  fethin büyüklüğünü küçümsemek için ortaya çıkarıldığından söz ediyor ve son dönemlerde Fatih'in Hristiyan olarak öldüğünü iddia eden ilim adamlarına o dönemin papası 5. Nikolos'un hakaretlerinden söz ediyor.  Hatta İstanbul'un şeytanın merkezi olduğunu o dönem batılı kaynakların hiç gerçekleşmemiş olayların olduğunu İstanbul sokaklarında kan gölleri olduğundan söz edilmiştir.  Batılı tarihçilerin İstanbul fethinde kapıların açık unutulduğu yalanlarının Türk'ün zaferini lekelemek için atılan iftiralar hakkında açıklamalar yapıyor.

Fatih ve Bellini adlı bölümde  Fatih Sultan Mehmet portresinin gizemleri hakkında bilgiler veriyor . Portresinin  etrafını süsleyen kemerler ve sütunlarının Rönesans  tablolarında sadece dini (Meryem Ana, İsa) tablolarında kullandıkları tablolardan esinlenerek Bellini tarafından resmedildiğinden söyle bahsediyor “  o dönemde dahi Fatih, batı ve Katolik dünyasının gözünde öyle mühim bir adam ki, adamlar Meryem Ana'yı nasıl çiziyorsa onu da öyle çizmişlerdi. Hafife almayın bu işi, zira Bellini, Venedik'in en büyük adamı  dönemin Venedik Dükü Mocenigo’yu resmettiği portrelerde "bu yapmamıştır” diyerek dönemin en büyüğü, erişilmez olduğunu gösteriyor.(s.71). O dönemin Osmanlıdaki  en büyük nakkaşı olan Nakkaş Sinan Bey yaptığı  “Gül Koklayan Fatih” portresi  Doğunun minyatür tekniği ve Batının perspektif usulünün kusursuz bir sentezi olarak kabul edilir. Buradan anlaşılacağı gibi Bellini'nin ve Nakkaş Sinan Bey'in birbirinden etkilendikleri  açıktır.

Amerika'nın keşfinde Müslümanların rolü neydi?  Kolomb’un  Amerika'yı keşfederken kullandığı gemilerin  kaptanlarının  Pinzon Kardeşlerin soyunun Fas Sultanı 3. Ebu Zayan Muhammed’e kadar dayandığı iddialar ve Kolomb’un yanındaki  haritacıların Afrikalı Müslüman  oldukları  kullandıkları haritaların El Memun’un çizdiği haritaları kullandıkları hakkında akademik kaynaklar hakkında bilgiler veriyor.

Gelelim yazarın Shakspeare'in eserlerinde Türkleri  nasıl resmettiğini açıkladığı  Shakspeare ve Türkler bölümüne: şu övüp övüp bitiremediğimiz Shakespear'in bizim hakkımızdaki düşüncelerine. Yazar Shakspeare oyunlarında “Türk”, “Osmanlı”, “Sultan”  otuz dört kere referans olarak gösterildiği  hiçbiri de olumlu değer yargısı içermediğinden söz ediyor. Shakspeare’in eserlerinde örneklerle bu tezini güçlendiriyor. Sayfa yüz kırk beşte Shakspeare’in yazarın ifadeyle “ Türklere çok özür dilerim ama bunu başka türlü ifade etmemin imkanı yok – “sünnetli köpek”  Müslümanlara  “yalancı” “barbar” “uğursuz” ve “şehvet düşmanı” diyor.   Verdiği örneklerden en hafif olarak gösterilebilecek örneği Kral 5. Henry Fransız kralının kızının Catherine'e şöyle laf eder diyerek ilk örneğini veriyor okurlarına:

"eğer benim olursan Kate

sen ve ben

Aziz Denis ve Aziz George Yortuları arasında bir yerde

Yarı İngiliz yarı Fransız bir oğlan peydahlarız.

O da Konstantinepol'e gider ve Türk'ü sakalından yakalar. "(s.145-146)

Türk'ü sakalından yakalamak ve İstanbul'dan çıkarmak. Belki de bizim içimizdeki İngiliz ve  Shakspeare hayranlarına sormak lazım onlar Türklük ve Müslümanlığa en hafif tabirle hakaret ederken bizler niye bunları yere göğe sığdıramıyoruz.

Dante’nin baş yapıtı İlahi Komedya kitabının yazılmadan önce kaleme alınan miraçnamelere çok benzemesi rastlantı mı yoksa o eserlere Dante'nin erişebilmesi mümkün müydü? Sorularına cevap arıyor yazar ve yazılan bu eserin  rastlantı olmadığını eserler arasındaki benzerlikler,  ayeti kerimeler ile  kanıtlayıp okuruna sunuyor Beyazıt Akman, Dante ve İslam başlığı altında.  Yazar ilk önce miraç hadisesiyle, İlahi Komedya'yı karşılaştırarak başlıyor. Eserin kahramanı olan Dante ve Milas arasında geçen konuşmalar  ve  Hz. Muhammed ve Cebrail (a.s) geçtiğini görüyorsunuz. Hristiyanlık anlayışında olmayan bir çok öğeyi Dante'nin eserinde görüyorsunuz. İbn-i Arabi ve İbn-i Abbas yazdığı miraçnamelere nasıl ulaştığının cevabını ise o dönem Arapçadan Latinceye aktarıldığını ve  Endülüs İslam medeniyetindeki kütüphanelerin Avrupalıların eline geçtiğini unutmamamız gerekiyor.  Kitapta İtalya’da bulunan Türk halılarının sırrı neydi? Neden yemek masalarının üstlerine konurdu? Bu halılar zenginlik nişanesi olarak görüldüğünden o dönemin ünlü ressamlarının tablolarında kullanıldıklarını öğreniyoruz. Kitap son bölümünde Marko Polo , Moğollar, şövalyeler ve bir Türk beyi Osman Gazi hakkında bilgiler içeriyor.

Yazar ayrıca bölüm sonlarında anlattığı konular hakkında iz sürenler adıyla kullanabileceğiniz kaynakları yerli ve yabancı kaynakları  tek tek açıklıyor. Ayrıca yazarın bu eseri kaleme almasının yazdığı romanlarla ilgili araştırma yaptığı sırada Avrupa ve Amerika kütüphanelerinde elde ettiği bilgileri edebi kurgu olmadan anlatımı dersek yanılmayız kuşkusuz (bakınız yazarın edebi eserleri). Kitaptaki önemli bir ayrıntıysa kitabın sonuna konan görseller. Kitabın içersinde anlatılan Fatih madalyonları, Türk halısıyla poz veren karı koca tablosu ve diğer fotoğraflar.

Beyazıt AKMAN

Kopernik Kitap, 1. Baskı, Kasım 2017, 271 Sayfa,  ISBN 978-975-2439-25-2

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR