Kapitalizm ve Özgürlük

Ümit ÇALIŞKAN*  

Milton Friedman, 1912’de New York’ta Yahudi göçmeni bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 1932 yılında Rutgers Üniversitesi’nin Matematik bölümünden mezun oldu. Yüksek lisansını Chicago Üniversitesi’nde, doktorasını Columbia Üniversitesi’nde tamamladı. 1946 yılında takip eden otuz yıl boyunca ders vereceği Chicago Üniversitesi İktisat kürsüsünde ders vermeye başladı. “Chicago Okulu” olarak anılan ekolün en önemli temsilcilerindendir. 1976’da Nobel İktisat ödülünü alan Friedman, ömrü boyunca “serbest piyasa”,  “para teorisi” gibi teorilerin en yılmaz savunucusu olmuştur. Friedman, 1968’de Başkan Nixon’a, 1981-1989 yılları arası da Başkan Reagan’a ekonomik danışmanlık yapmıştır. Milton Friedman, 2006 yılında, 94 yaşındayken San Francisco’da hayata veda etti.

Eser, Friedman’ın bir konferansta yaptığı konuşmaların derlemesiyle oluşmuştur. Friedman’a göre özgür insan için devletin amacı olamaz. Yalnızca çeşitli şekillerde vatandaşların hizmet ettikleri bir hedef birliğinden başka bir ulusal amaç olamaz. Devletin işlevi ise; vatandaşların özgürlüğünü hem düşmanlardan hem de tekil olarak insanlardan korumaktır, adalet ve düzenin sürekliliğini sağlamak, özel anlaşmaları uygulayarak rekabetçi piyasanın işlerliğini güçlendirmektir. Friedman, düşüncesini temellendirmek insanların özgürlüğüne devletin müdahale etmesinin yanlışlığını ortaya koymak için “insanlık tarihindeki keşif ve buluşların devlet desteği olmadan özgür insanlar tarafından yapıldığını” göstermeye çalışmıştır.

Eserde “liberalizm” kavramının kullanımının ABD’de zamanla değişime uğradığı da ifade edilmiştir. Bunun nedeni ise ekonomik ve siyasi alanda yaşanan krizlerdir. Yazara göre ekonomide reel bir değişim ancak gerçek ya da hissedilir bir kriz olduğunda buna karşı alınacak önlemler ile mümkün olabilir.

Eserin 1.bölümünde Friedman’ın en çok üzerinde durduğu konuların başında gelen ekonomik özgürlük, hem tek başına hem de bütün özgürlükler içerisinde son derece önemlidir. Friedman kapitalizmin siyasi özgürlük ve demokrasi için ön koşul olduğunu, kapitalist kurumları gelişen ülkelerde demokrasinin de ilerlediğini örnekleriyle göstermektedir. Buradan hareketle ekonomik özgürlükle siyasi özgürlük arasındaki ilişki karmaşıktır ve asla tek-taraflı değildir. Burada Friedman’ın en önemli tespitlerinden biri de “kapitalizm ve özel mülkiyetin varlığı” devletin merkezi gücüne karşı bir denetim mekanizması oluşturmakta ve vatandaşların elinde bir güç olarak bulunmaktadır. Friedman klasik iktisat teorisinin söylediği “piyasada kimse birbirinin siyasi, dini görüşünü veya rengini dikkate almadan alışveriş-ticaret yapar.” sözünü de tekrarlayarak klasik iktisat teorisi ile kapitalizmin ayrılmaz ikili olduğunu vurgulamaktadır.

Eserin 2. bölümünde özgür bir toplumda devletin piyasaya bakışının nasıl olması gerektiğini, neleri yapması ve yapmaması gerektiğini açıklamaktadır. Tam kamusal mallara itiraz etmemekte bunlara vergi yoluyla ortak oluruz ancak yarı-kamusal malları devletin üretmesinin gereksiz ve yanlış olduğunu çünkü bunların faydasının hem bireye hem topluma olduğu için tek tek bireylerin kendilerinin bunu karşılaması gerektiğini söylemektedir. Bu noktada ilginç bulduğum öneriler de var, mesela kolayca tüketileceğini düşündüğü ulusal parkları özel işletmelerin açabileceğini bu alanda devletin olmasının gereksiz olduğunu ifade ediyor. Kendisinin de öncüsü olduğu kapitalist-liberallerin devletin müdahalesini isteyip-istememelerinde devletin güçlü ve zayıf olmasının etkili olduğunu ifade eder.

Eserin 3. bölümünde paranın ortaya çıkışını, finans hareketlerini, ortak bir para ve mal kullanımın dünya ticareti açısından zorluklarına değinmektedir.

Eserin 4. bölümünde yine önemli çözüm önerileri yer almaktadır. Paranın kontrolüne ve merkez bankası aracılığı ile ödemeler dengesi açığına hükümet müdahalesi olmaksızın piyasada serbestçe dalgalan kur sistemi çözüm olarak sunulmaktadır. Bu kuru da yine belirleyenlerin olması gerektiğini ancak bunların istikrarlı güçler olmasını gerektiğini dile getirmektedir. Yine bu bölümde “Altın ve dövizde serbest piyasa için gerekli politika önlemleri” de sıralanmıştır. Friedman’a göre ana hatlarını çizdiği ve önerileri dile getirdiği bu sistem ile ödemeler dengesi açığı kökünden çözülecektir. Amerikan yöneticilerine de bu noktada bir çağrısı var, diğer devletleri beklemeden atılması gereken adımları biz atalım ve bu alanda belirleyici olalım demektedir. Başka devletlere ekonomik bağışlarda bulunmayı “ilkesizlik ve sosyalizm” olarak nitelendirmektedir.

Eserin belirtmeden geçemeyeceğim en önemli ve kendisini bu alanda temel kılan noktalarından birisi de sorunlara ayrı ayrı çözüm önerilerini sunmasıdır.

Eserin 5. bölümünde devletin piyasayı düzenlemek adına yaptığı “mali politikalara” değinmektedir. Burada en başta “merkezi bütçeyi” bir zarar kaynağı olarak gördüğünü ifade etmektedir. (s.125) En önemli itirazı ise Keynezyen politikayı savunanlaradır. Kamu harcamalarının Keynezyen politikayı savunanların söylediği gibi gelirde büyük bir artış meydana getirmediğini çok az bir miktarda artış olduğunu bunun da kamu harcamaları tarafından emilerek geliştirici bir etkisinin olmadığını ifade eder.

Eserin 6. bölümünde eğitimin dışsal etkisi, toplumun ve demokrasinin gelişimindeki yerine temas edilmiştir. Ayrıca eğitim-öğretim ayrımına değinilmiştir. Friedman, eserini yazdığı yıllarda devletin eğitim-öğretim kurumlarını finanse etmemesini eğer devlet eğitime destek olmak istiyorsa özel okullara gidecek öğrencilere belli şartlar dâhilinde “maddi destek” vermesini öğütlemektedir. Bu örneği görünce aklıma son zamanlarda ülkemizde başlatılan “özel okullara teşvik uygulaması” geldi. Kapitalist ekonomiyi biz de son sürat takip ediyoruz diye düşünmeden edemedim. Friedman’ın eğitim konusundaki önerileri ise devletin eğer okulu olacaksa buralarda eğitim ücreti alınması gerektiği ve fonların federal hükümet yerine eyaletlerden karşılanmasıdır. Bunu daha önce(İkinci Dünya Savaşı sonrası) uyguladık şimdi de uygulayabiliriz demektedir.

Eserin 7. bölümünde kapitalizmin toplumdaki ayrımcılıkları gidermede önemli olduğuna değinilmektedir. Amerika’nın o dönemde “işe almada ırk, renk ya da dine bağlı nedenlerle yapılacak herhangi bir ‘ayrımcılığı’ önlemek amacıyla bazı eyaletlerde Adil İstihdam Uygulama Komisyonları(FEPC) kurulmuştur.” gibi bir uygulamaya gittiğini de Friedman’dan öğreniyoruz.

Eserin 8. bölümünde tekellerin yarattığı sorunlara temas edilmiştir. Günümüzde de devam eden bir algı Friedman tarafından çok güzel bir şekilde tespit edilmiştir; sendikaların hiçbir etkisi olmadan ücretler artsa bile bu sendikalar sayesinde olmuş gibi bir algı oluşturulur. Klasik iktisat teorisinin tespitlerinden biri yinelenmektedir; ücretler yükselirse çalışanlar azalır. Tekelleşmenin önüne geçmek için devletin takip etmesi gereken politikaları da dile getirmiştir.

Eserin 9. bölümünde çalışma ruhsatı uygulaması ve bunun sakıncaları ifade edilmeye çalışılmıştır. Friedman’a göre ruhsatlar bir angaryadır, kısıtlamadır. Ruhsatlandırma konusunda daha esnek davranılması öğütlendikten sonra uygulanması gereken devlet politikaları açıklanmıştır.

Eserin 10. bölümünde gelir dağılımının daha adil olması için devletin uygulamalarına değinilmiş ve bunların istenilenin tam aksi bir etki yarattığı görülmüştür. Friedman bu noktada devletin vergilendirme politikalarındaki yanlışlığa daha doğrusu artan oranlı verginin haksız olduğunu ifade eder ve der ki: “… oysa kapitalizm statüyü ortadan kaldırır ve toplumsal hareketliliği getirir.” (s.250)

Eserin 11. bölümünde Friedman sosyal refah önlemlerinin devletin sırtında bir “yük” olduğunu aslında devletin bu uygulamaları ile toplumun yoksul kesimlerine yardım etmek isterken daha da fazla yüklendiğini söylemektedir. Yine kapitalistlerin klişe haline gelen tespitlerinden birini burada da dile getirir: “Düşük ücret düzeyleri gerçekten de yoksulluk işaretidir yine de asgari ücret lehinde oy kullananlara ne kadar az görünse de, çoğu kişi işsiz kalmaktansa o düşük ücrete razı olacaktır.” (s. 263)

Eserin 12. bölümünde yoksulluğun hafifletilmesi noktasında devletin politikalarının ne kadar etkili olduğu ve devletin müdahalesi olmadan piyasanın bu konuda ne gibi bir tesiri olacağına değinilmiştir. Friedman burada benimde katıldığım bir öneriyi dile getirir; yardım sadece “yoksul” olan gruba yapılmalıdır, belirli meslek veya yap gruplarına değil. ,

Liberalizmin özü “bireyin onuruna ve kendi anlayışına uygun olarak, başka bireylerin de aynı şeyleri yapabilme özgürlüğüne karışmamak koşuluyla, tüm kapasite ve fırsatlarını değerlendirmekte özgür olduğuna inanmaktır.” olarak ifade edilmiştir. Aslında bu açıklama ile insanların eşitliğine de eşitsizliğine de temas edilmektedir. 

Genel olarak düşünceler tarihindeki değişimin nedenine de değinilerek bunun, felsefi ya da teorik alanlardaki değişimden değil deneyimlerin sonucunda oluştuğu belirtilmiştir. Eserde yazarın sıraladığı önlemler ve yapılması gerekenler listesinden ABD’de yapılmayan tek önerinin “zorunlu askerlik” uygulaması olduğunu da öğreniyoruz.

Friedman’ın düşüncelerini tek cümlede özetleyecek olursam, piyasa gönüllü işbirliği ile işler ve kapitalist toplum özgürlüğün temel ve en önemli koşuludur.

Yazarın önsözde de belirttiği üzere kendisinin diğer eseri Tercih Özgürlüğü, Kapitalizm ve Özgürlük’ün yerine geçmekten çok onu tamamlar niteliktedir.

* Kırıkkale Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Öğrencisi, umitcaliskan71@gmail.com

Milton Friedman

Çeviren: Nilgün Himmetoğlu, Doğan Erberk

Eksi Kitaplar, Ankara, 2017, 301 Sayfa, ISBN: 978- 605- 9305- 08- 2

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR