Jön Türklük ve Kemalizm Kıskacında İttihadçılık

                                                                                                                              Ümit ÇALIŞKAN*  

Eser, bir hukukçu olan İsmail Küççükkılınç tarafından kaleme alınmıştır. Eserde Osmanlı’nın son devrinde rol oynayan aktörlere ve yaşanan olaylara ilişkin bütüncül ve sistematik bir inceleme yapılmıştır. Küçükkılınç, kendisini İslâmcı olarak ifade ediyor, ancak özellikle İttihadçılık konusunda kendi cenahına da eleştirileri var. Çünkü İslâmcı ve muhafazakâr kesimden farklı bir pencereden bakıyor İttihat ve Terakki’ye. Kendisinin de bir zaman İttihatçıları “kâfir, mason uşağı, koca devleti tarumar eden güruh” olarak gördüğünü, ancak daha sonra okuma ve araştırmalarıyla bunun hiç de böyle olmadığını ve bu noktadan hareketle de eseri kaleme aldığını belirtmektedir. Özellikle Abdülhamit’in tahttan indirilmesi meselesinden dolayı İttihat ve Terakki’ye ilişkin eleştirilere şu cevabı vermektedir: “… hocalarımızın, büyüklerimizin çoğu da Mehmed Akif, Elmalılı Hamdi Yazır, Hüseyin Kazım Kadri, Said Halim Paşa, Fatih Hoca gibi İslamcıların birer İttihadçı olduğunu ve Abdülhamid’in tahttan indirilmesini istediklerini bilmezdi.”(s.10)  Osmanlı’nın dağılma devrinde yaşanan tesiri hâlen hissedilen bazı olaylar, İttihat Terakki’ye ilişkin eleştirilerin odak noktasını oluşturan konular, İttihadçılığın Jön Türklük ve Kemalizm’den ayrılan yönleri literatüre, Türk fikir ve siyasi hayatına etki edecek şekilde ele alınmış ve izah edilmiştir. Yazarımız bu noktada çok farklı veya kimsenin incelemediği eserleri incelediğini iddia etmemektedir, ancak incelediği kaynakları tenkide tâbi tutarak önemli tezler ileri sürmektedir.

Jön Türkler, bürokrasi ve diplomat merkezli Abdülhamid muhalifliğinden doğan ve istibdat rejiminden dolayı yurtdışına kaçan Paris, Cenevre, Mısır üzerinden basın yayın faaliyeti ile fikirlerini dile getiren bir aydın hareketidir. İttihadçılığın Jön Türklükten ayrılan en önemli yanlarından biri bir bölgesel hareket olarak yani Makedonya-Rumeli merkezli doğmuş olmasıdır. Bir diğer husus ise Meşrutiyeti kurtuluş olarak görmesinin nedeni Makedonya’daki gayrimüslim unsuru temsil hakkı ile bir arada tutma düşüncesidir. Eserde dile getirilen bir diğer nokta ise Jön Türklerin üst düzey bürokrat ve aydınlardan oluşurken İttihadçıların sivil ve askerlerden oluştuğudur. İfade etmeden geçemeyeceğim bir husus ise Jön Türkler genelde fikir hareketi olarak kalmışken İttihadçılar bir aksiyon ve tavır hareketi olmuştur.

İttihadçı Komitacılığı ile alakalı çok değerli bir tespit ise şu satırlardadır: “ İttihadçı Komitacılığı, burada çaresizliğin icbar ettiği bir meşru müdafaa yöntemi olarak tezahür ve tebarüz etmektedir.” (s. 53) Bu noktada İttihadçılar Meşrutiyetin ilanı için hem kendi silâh ve sınıf arkadaşlarına hem de ayrılıkçı komitacılara silâh doğrultmakta, mücadele vermektedir. Küçükkılınç, Meşrutiyet’in ilanı “23 Temmuz İnkılâbı” için o günün şartlarında Makedonya için tek çare olduğunu kabul etmemiz gerektiğini söylemektedir, çünkü bu, o zamana kadar denenmemiş, denenmesine fırsat verilmemiş bekâ meselesini halledecek yegâne çare olarak görülmüştür.

Balkan Savaşları öncesinde Balkanlar’da yalnızca Müslüman-gayrimüslim çatışması yoktur, aynı zamanda gayrimüslim unsurların kendi arasında, özellikle Rum ve Bulgarlar arasında bir çatışma vardır. Bu noktada hayli ilgi çekici anekdotlar eserde mevcuttur. Özellikle Osmanlı askerlerine birbirleri hakkında bilgi vermeleri, birbirlerini ihbar etmeleri her okuyucunun ilgisini celbedecek cinstendir. Yusuf Akçura’nın “Osmanlı’nın Dağılma Devri” eserinde hayli üzerinde durduğu bir konu olan Balkan uluslarının milliyetçi hareketlerindeki din adamlarının payı ve rolüne eserde de temas edilmektedir.

Küçükkılınç’ın üzerinde durduğu ve defaatle söz ettiği, benim de önemli gördüğüm konulardan biri de İttihadçı kadroların Harbiye’yi dereceyle bitiren, zeki, çalışkan ve lider yapılı oluşlarıdır. Yani kullanılmaya pek de müsait kişilikler değillerdir.

İttihat ve Terakki’ye özellikle Meşrutiyet’in ilânı noktasında muhafazakâr çevreden dile getirilen eleştirilere şu satırlar cevap niteliğindedir: “1908 Meclis Albümüne bakıldığında sadece ulema kisvesi olan sarığı takan 70 civarında mebus olduğu görülecektir. Ulema sınıfına mensup mebusların çoğu hem de 3 dönem ardı ardına mebus seçilmişlerdir.” (s. 85) Yine Abdülhamid’in hâlli olayından hareketle yöneltilen eleştirilere şu satırlar ile seslenilmektedir: “Sırf Abdülhamid’in hal’inde katkıları var diye sadece Osmanlı değil, Türk tarihinin de en mühim bir hareketi ve cemiyetini hiçbir ciddî ve ilmî vesika ve tahlile istinat etmeden karalamak, yok farz etmek olsa olsa indî, şahsi ve hissî bir tavırdır.” (s. 130) Gerçekten İttihat ve Terakki’yi karalayan, tahkir edenlere baktığınızda ya dedesinin intikamını almaya çalışmakta ya bir makam-mevki peşinde ya da Cumhuriyet’in ilk yıllarında Ankara’ya yaranma niyetinde olanlar olduğunu göreceğiz.

Çoğu kimsenin bilmediği ya da bilse bile çarpıttığı bir hususa da etraflıca değinilmektedir; Balkan harbi esnasında İttihadçı bir hükümet işbaşında değildir, aksine İttihadçı muhalifi-düşmanı Gazi Ahmet Muhtar Paşa, daha sonra da Kamil Paşa hükümette görev yapmıştır ve yazarımız burada şunu dile getiriyor: “… Manastır’da dağa çıkan Arnavut subayların ve İstanbul’daki Halaskar Zabitan grubunun baskılarıyla İttihadçı hükûmetin devrilmesi talihsizlik olmuştur. İttihadçı kabine işbaşında kalsa netice daha farklı olabilirdi.” (s. 140)

İktisadî bağımsızlık bir devlet için olmazsa olmazdır. İttihad ve Terakki bunu savaş şartlarında gerçekleştirmeye çalışmıştır, Maliye Nazırı Cavid Bey’in kapitülasyonları kaldırması ve Kara Kemal’in esnafları teşkilatlandırıp birliği sağlamaya çalışması bu noktada değinilmesi gereken en önemli hususlardır. Eserde İktisadî bağımsızlık için Kara Kemal’in çalışmalarına temas edilmiştir.

Kemalizm ile İttihadçılığın birbirinden ayrılan yönlerine temas edilen bölümde ise Enver Paşa’yı küçültmek, Mustafa Kemal’i yüceltmek için abartılan hatta hiç olmayan bazı olayların veya anılarda dile getirilenlerin neden gerçeklikle bağdaşmadığı her yönüyle izah edilmektedir. İttihadçılar hakkında atılan iftiralar ve karalamalarda ilginç bir ismin olduğunu ilk kez eseri okurken öğrendim: Kazım Karabekir. Yazarımız, Karabekir’in İttihadçı olmadığını ispatlamak için İttihadçıları Ankara’ya kötülediğini hatta gammazladığını ifade etmektedir. Yalnızca Karabekir değil, bize yıllardır allanıp pullanıp pazarlanan isimlerin hayrete düşürecek derecede iki yüzlülük ve acziyetleri eserde çok açık bir şekilde anlatılmaktadır.

Küçükkılınç, Mustafa Kemal’in Millî Mücadele’nin lideri olmasıyla ilgili ise İttihadçı liderlerin Ermeni Tehciri ve savaş suçlusu olmaları hasebiyle görünür olamayacakları ve geçmişte muhalif de olsa harbe giriş sebebiyle suçlanamayacak, yani savaş suçlusu ilân edilemeyecek ve İttihadçı kadroların üzerinde mecburen ittifak ettiği bir isim olduğunu belirtmektedir. Mustafa Kemal ile ilgili Küçükkılınç, yaşanan olaylar karşısındaki tavrını değerlendirmek suretiyle şu tespiti yapmaktadır: Mustafa Kemal, kimi nerede nasıl kullanacağını çok iyi bilmektedir, dahi bir taktisyen ve stratejisttir. 

Yakın siyâsî tarihimizde faili meçhul kalmış ya da fail ve failler bilinse de üstü kapatılmış pek çok siyâsî cinayet vardır. Bunların en bilinenlerinden biri olan, I. Meclis’te II. Grubun lideri konumunda olan Ali Şükrü Bey cinayetidir. Ali Şükrü Bey açıkça dile getirmemiş olsa da mensubu bulunduğu cemiyet ve teşekküllerin kahir ekseriyetinin İttihadçı oluşu, Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na mensup Trabzonluların kendisine yönelik hakaretlere varan iddiaları, İttihadçı olduğu intibaını oluşturmaktadır. Ali Şükrü Bey’in öldürülmesine sebep olan husus kanaatimce yalnızca İttihadçı oluşu değil, Türk Siyâsî Tarihi derslerinde hocamızın da defaatle dile getirdiği gibi Meclisteki sert çıkışlarının da etkisi olduğunu düşünmekteyim.  

Genelde I. Meclis’in demokratik oluşundan bahsedilir, ancak zannımca yalnızca oluşum bakımından demokratiktir, yoksa işleyiş pek de öyle değildir. Eserde buna güzel bir örnek vardır, o da, gizlice oluşturulan ve kanun tekliflerin önce bu komitede görüşülüp daha sonra I. Gruba dayatılıp mecliste kabul edilmesi suretiyle meclisi el altından yöneten: “Selamet-i Umumite Komitesi”dir. Bu komitenin fiili lideri ise İstiklâl Mahkemesi üyesi de olan Kel Ali’dir.

Sonuç olarak eserin amacı, İttihadçılığın ne Jön Türklüğün devamı veya uzantısı olduğunu ne de Kemalizm’in İttihadçılığın devamı olduğunu her yönüyle izah etmektir ve bunda da oldukça başarılı olunmuştur. Kemalizm’den ayrılan yönlerine birkaç noktasıyla temas edecek olursak İttihadçılık yönetim bakımından çoğulcu bir yapıya sahipken Kemalizm, uygulamasında da görüldüğü üzere tekçidir. İttihadçılık, Jön Türklük ve Kemalizm arasında kalmaktan kurtarılmalı, objektif değerlendirmeler ve bu gibi eserlerin sayısının artması suretiyle doğru bir şekilde öğrenilmelidir. 

İttihat ve Terakki’yi tek cümle ile ifade edecek olursak, üzerinde yaşadığımız vatan topraklarını onların azmine, fedakârlığına ve çabasına borçluyuz. İttihad ve Terakki’yi anlamak geçmişi, bugünü ve yarını daha iyi anlamak için de elzem ve şarttır.

* Kırıkkale Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Öğrencisi, umitcaliskan71@gmail.com

İsmail KÜÇÜKKILINÇ

Historia Yayınevi, İstanbul, 2018, 432 Sayfa, ISBN: 978- 975- 6587- 40- 9

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR