İlyas Hanna Seyahatnamesi - Bir Osmanlı Tebaasının Güney Amerika Yolculuğu (1668-1683)

Zafer SARAÇ*

Dünya Ortaçağ'dan çıktıktan sonra hızla kabuk değiştirmeye başlamış,en önemli değişimlerden birisi de seyahat dünyasında yaşanmıştır. Okyanusları aşan dev gemiler sayesinde yeni ticaret yolları üzerinden eskiden hayali dahi güç olan seyahatler kolaylıkla yapılmaya başlamıştır. Yeni keşfedilen kıtalar hakkındaki yarı efsane yarı gerçek söylevler dinleyenlerin dimağlarına kıymık gibi saplanırken, meraklarının yangınını söndürmeye çalışan maceraperestler kıtalararası seyahatin ilk müdavimleri olmuştur. İlerleyen zamanlarda Hristiyan din adamları da idealist hedeflerle seyahat edenlerin kervanına katılmıştır. 17. yüzyılda Yeni Dünya'da (Amerika) Hristiyanlık hızla yayılmasına karşın halen bu dinin etkisi altına girmemiş bölgeleri gözüne kestirmiş misyonerler işbaşındadır.  Yine 17. yüzyılda kıta Avrupası'nda mezhep savaşlarının yarattığı kaotik ortam Hristiyanlık adına nahoş olsa da, farklı mezheplere karşı otoritesini korumak isteyen Katolik Roma Kilisesi yeni kıtadaki dini etkinlik açısından münasip ortamı değerlendirmek adına temsilcilerini Amerika'ya yönlendirmiştir. Bu yazımızda ele alacağımız eser de böyle bir ortamda rotasını Amerika'ya çeviren, Osmanlı tebaasına mensup Katolik din adamı İlyas Hanna'nın seyahat notlarından neşet etmiştir.

İlyas Hanna'nın hayatı hakkında detaylı bilgi mevcut değildir. Edinilen bilgilere göre seyyah İlyas Hanna'nın ailesi Yemen'den Irak'a göçmüştür. Keldani inancına sahip ve Musullu olduğu birçok kez kendi beyanatıyla sabit olmakla beraber, birden fazla dili konuşabildiği1 iyi bir dini eğitim aldığı malumdur. Seyahatnamenin hikayesi, ilgili notların 20. yüzyılın başında Rahip Anton Rabbath tarafından Halep'te bir Süryani kilisesinde bulunmasıyla başlamıştır. Papaz İlyas'ın yazmış olduğu seyahat notları farklı dillere (İngilizce- Almanca) çevrilmekle beraber, Türkçeye Bekir Keskin'in girişimleri neticesinde 2010 yılında çevrilmiştir.

İlyas Hanna meşhur seyahatini  17. yüzyılın sonunda 1668-1683 yılları arasında yapmıştır. Hanna seyahatine bugünkü Bağdat'tan başlamış, Akdeniz üzerinden Avrupa'ya geçmiş, Roma'yı ziyaret edip Papa'dan icazet almıştır. Belirli bir süre Avrupa içerisinde seyahat ettikten sonra, İspanya'nın Kadiz Limanı'ndan Amerika'ya seyahat etmiş, çoğunluğu Güney Amerika'nın batı sahilleri (And Dağları) olmak üzere Yeni Dünya'da ziyaretlerini sürdürmüş, son olarak Kuzey Amerika kıtasında Meksika'yı ziyaret ettikten sonra geliş istikameti üzerinde memleketine dönmüştür.

İlyas Hanna'nın seyahatnamesini diğerlerinden ayıran bazı özellikler mevcuttur. Öncelikle İlyas Hanna'nın Doğulu olması başlı başına bir farklılıktır. Haçlı Seferleri sonrası Batı ile Doğu tanışmış olup, önce nadiren hacı olmak için Doğu'ya yönelen Batılılar, artık çeşitli amaçların tahakkukunu sağlamak amacıyla ziyaretlerini sıklaştırmışlardır. Bu ziyaretlerin içinde azımsanmayacak bir bölümünü Doğu'yu keşfe çıkan seyyahlar yapmıştır. Ama Hanna'nın seyahatinde olduğu gibi Batıya doğru seyahatler nadirdir. Bu nedenle Hanna'nın izlenimleri Batı hakkında bir Doğulunun bakış açısını yansıttığından kıymetlidir.

İlyas Hanna çok uzun bir mesafe üzerinde hareket ettiğinden birçok sosyal, kültürel ve dini yapı ile birebir temas kurmuştur. Onun  bu uzun seferi ayrıntılı bir şekilde incelendiğinde 17. yüzyıl dünyasının birçok kültürel yapısını kıyaslamak mümkündür. Fakat böyle bir konsept görülmesine rağmen seyyahın dikkatine takılan kültürel malzeme oranı beklenilen yoğunluğa sahip değildir. Çünkü Hanna Hristiyan bir din adamı olması hasebiyle dünya görüşü ve olaylara bakış açısı hep dini kimliğinin gölgesinde kalmıştır. En nihayetinde hazırlanan bu seyahat notları Papa'ya sunulacak bir faaliyet raporudur. Hanna bir Osmanlı tebaası olup, yetiştiği büyüdüğü kültür ortamı düşünüldüğünde, Amerika kıtasının çok farklı bir görünüm sunacağı açıktır. Fakat ne hikmet ise Hanna'nın yazdıklarından, her zamankinden farklı durum ve ortamlarla karşılaşmış birinde görülen kültürel şoka rastlanmaz. Çünkü Hanna Amerika kıtasında dahi Hristiyanların oluşturduğu izole ortamları daha çok ilgi çekici bulmuştur.

Eser dikkatle incelendiği zaman 58 kısa bölümden oluştuğu dikkatten kaçmaz. Bölümlerin her biri farklı konu ve bölgeye ait tespitleri içermektedir. Bölümlerin kısa bir şekilde kaleme alındığından hareketle Hanna'nın fazlasıyla özet geçtiği görülecektir. Gezilen bölgelerin sadece tasviri bile sayfalarca malumatı içerebileceği düşünülürse; Hanna'nın detaya girmeden sadece dikkatini fazlasıyla çeken, yadırgadığı ve kendisini çok etkileyen olayları kısaca değerlendirdiği fark edilecektir. Her şeye rağmen bu kısa anlatıların içerdiği bilgi kırıntılarının anlattıkları irdelenmeye değer bir yapıdadır.

Hanna'nın dilimize kazandırılmış eserinde çevirmenin rolü bariz ve etkin olarak fark edilmektedir. Öncelikle çevirinin sade bir dille ve açık bir ifade tarzıyla kaleme alındığı, kolay anlaşılabilir olduğu açıktır. Seyahatnameler çoğu zaman açıklamaya ve notlandırmaya muhtaçtırlar. Özellikle günümüzden çok önceki bir zaman diliminde seyahat yapılmış ise tarihi coğrafya ve isimlendirme açısından bilinmezler daha da artar. Bu yüzden şayet çevirmen iyi bir rehberlik edemezse; okur fazladan kitap veya harita karıştırmak zorunda kalabilir. Çevirmen Bekir Keskin ise mezkur seyahatnamede yapmış olduğu açıklamalar ve notlandırmalarla eseri daha net bir konuma getirmiştir. Öncelikle seyahatnamenin ana metninden önce  yapılan 10 sayfalık izahat kısmı eser hakkında oluşabilecek soru işaretlerinin önünü almıştır. Yine seyahat notlarında kullanılan ölçü birimleri kitabın sonuna eklenmiş özel bir bölümle açıklanmıştır. Üstelik seyahat notlarına yapılan katkı sadece bu kadarla da kalmamış, birçok seyahatnamede olmayan eserin sonuna eklenen dizin, haritalar ve önceki çevirinin önsözü eserin akademik bir görünüme sahip olmasını sağlamıştır.

Sonuçta Seyahat edebiyatı bir nehir olarak düşünülürse; genelde Batıdan Doğuya aktığı şüphe götürmez. Batıdan Doğuya doğru akan bu nehrin içinde seyreden Batılı seyyahlar nehrin kıyısında gördüklerini yıllarca anlatmışlardır. Öyle ki artık birbirleriyle  kıyaslanarak sağlaması yapılabilen seyahat notları zengin bir edebiyatın meydana gelmesine neden olmuştur. Fakat aynı zenginliği Doğudan Batıya doğru yapılan seyahatlerde görmek mümkün değildir. Zira Doğudan Batıya seyahat bahsi geçen nehir içinde akıntıya kürek çekmek gibi telakki olunabilir. Bu yazımıza konu olan seyahat notlarının sahibi İlyas Hanna ise adeta akıntıya kürek çekmekle kalmayıp uçarken, bir kanadını Hristiyan kimliği diğer kanadını ise çok dil konuşabilen entelektüel kimliği oluşturmuştur. Hanna'nın üst düzey bakış açısını yansıtan anlatısının satır aralarında ise arayanın bulunca mutlu olacağı tarzda bilgiler mevcuttur. Bu nedenlerden dolayı, İlyas Hanna Seyahatnamesi'nin tarihi bir belge hükmünde ilme hizmet edeceği kesindir.

* Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Genel Türk Tarihi ABD, Yüksek Lisans Programı Öğrencisi, zafersarac@hotmail.com

1 İlyas Hanna anadili Arapça ve Keldanice olmak üzere İspanyolca, İtalyanca, Fransızca, Türkçe ve Farsça bilmektedir. İlyas Hanna 1669'da Tolon'a gelen Padişah 4. Mehmet'in elçisi Süleyman Ağa ile 14. Louis arasındaki görüşmelerde tercüman olarak görev yapmıştır.

İlyas Hanna- Çeviren: Bekir Keskin

Kitapyayınevi, 2. Baskı, İstanbul, 2017, 130 Sayfa, ISBN:978-605-105-06-07

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR