İdeoloji Olarak Teknik ve Bilim

Jurgen Habermas

İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 2016, 126 s., ISBN No: 978-975-363-173-1

Kadir Kaan GÜLER[1]

Radikal demokrasi, anayasal yurtseverlik ve iletişimsel akıl kavramlarının fikir babası olan Habermas kendisini, rasyonalizm geleneğinin izinde, ‘aydınlanmacı’ bir düşünür olarak tanımlar. Alman sosyolog bu yönleriyle aslında, çağdaş sosyolojinin diyalog ve uyum filozofudur. (Timur 2008, 18) Bireylerin kendi aralarında en iyi uyumu ve iletişimi yakaladığı ve doğrudan demokrasinin içinde yer aldığı bir sistemi arzulayan Habermas tam da bu nedenlerden dolayı modernizmin tümden eleştirilmesini, ona karşı bir post-modern tasavvuru reddeder. Ona göre postmodernizm ile birlikte modernizmi güzel yönleri muhafaza edilmeli, eksik yönleri ise daha da geliştirilmelidir. ‘’Aydınlanma’nın mirasını, bir Robespierre katılığı ve kararlılığıyla savunan Habermas[…] ‘modernliğe elveda deyiciler’i ‘banyo suyu ile birlikte bebeği de’ (Zeka 1994, 27) attıkları gerekçesiyle eleştirmektedir.

Habermas, bu görüşlerinin izlerini yansıttığı makalelerini “İdeoloji Olarak Teknik ve Bilim” adlı kitabında toplamıştır. Hayli ağdalı bir dile sahip olan makalelerini felsefi altyapısı ve Habermas’ın diline aşina olmayanların anlaması zor gözükmektedir. Beş makaleden oluşan kitap, birbirinden kopuk olmayan bütünlükçü bir amacı olan kitap olarak göze çarpmaktadır. Kitaba başlamak isteyenlerin yahut anlamakta zorlananların işini kolaylaştırmak için her bir makaleyi ayrı ayrı değerlendirmekte fayda bulunmaktadır.

Habermas’ın kitap içerisindeki ilk makalesi “Çalışma ve Etkileşim” üst başlığını taşımaktadır ve Hegel’in Jena’dayken çalıştığı “Tin Felsefesi” üzerine odaklanmaktadır. Ona göre Hegel, “Tin”in[2] (Geist) oluşumunu üç temel olguya dayandırmaktadır: dil, iş aleti ve aile ilişkileri. Hegel, Habermas’a göre benliğin oluşumunu Tin’in oluşumuyla özdeşleştirmektedir. Habermas buradan yola çıkarak kitaptaki ilk makalesinde, insanlığın, doğanın insan üzerinde kurduğu tahakkümde sıyrılarak, doğa üzerinde kendisinin kurduğu tahakkümü açıklamaktadır. Buna göre insanlık erken çağlarda boyun eğdiği doğayı, “dil”i icat ederek boyun eğdirmeye başlamıştır. Dil, ses çıkarmadan farklı olarak, ruhsal olanın (korkunun, heyecanın ve zevkin) ifadesi değil, düşünsel olanın ifadesidir. İnsanlık doğanın bir parçasıyken, dili keşfederek, doğaya ad koyarak onu “şey”leştirmede ve nesneleştirmede ilk adımı atmıştır. Ardından çalışma aletlerini icat etmiş böylelikle doğayı tam manasıyla nesneleştirmiş ve kendi kullanımının önünü açmıştır. Ardından törel ilişkiler geliştirmiş bu tahakkümü hukuksal zemine oturtmuştur. Fakat insanlık çalışma ilişkilerini geliştirirken kendini de makine formatına almış ve bir nevi kendisini de nesneleştirmiştir:

Makinede insan, bizzat bu biçimsel uğraşını yüceltir ve onu tamamen kendisi için çalıştırır. Ama, onun doğaya karşı yaptığı bu hile kendisinden öcünü alır; eline geçen, doğayı ne kadar boyunduruk altına alırsa, o kadar daha az kendisi olmasıdır. (Habermas 2016, 25)

Burada Habermas’ın iki düşünürü yorumladığı görülmektedir: Platon ve Marx. Platon “Kratylos” adlı eserinde ad koymanın kökenlerine inmeye çalışmaktadır. Bir nevi ilk etimolojik çalışmalardan birini yapmıştır. Platon da, nesnelere ad konulmasını, yani dilin icadına dikkat çekmektedir. İlginçtir ki dilin yapısını aletlerin yapısına benzetmektedir. Platon’a göre ikisi de bir araçtır. Daha da ötesi Platon ad koymayı, kanunlarla benzeşmektedir. Bu açıdan Habermas’ın görüşleriyle örtüşme mevcuttur. (Eflatun 1997) Habermas’ın çalışma ilişkileri dediği kavram ise daha çok Marx’ın üretim araçları kuramıyla benzeşmektedir. Habermas üretim araçları kuramı yerine daha soyut ve açıklayıcı olduğuna inandığı “çalışma ilişkileri” kavramını savunmaktadır.

Kitaba başlığını veren ikinci makalesinde Habermas, insanlığın refahına çalışması gereken “teknik ve bilim”in nasıl da ideolojiye dönüşerek insanlığın özünden koptuğunu açıklamaya çalışmaktadır. Burada da iki isimle hesaplaşmaktadır; Marcuse ve Weber. Aslında Marcuse, Weber’in rasyonalleşme ve bürokratikleşme kuramlarını eleştirmektedir. Bu noktada Habermas da Marcuse’a katılmaktadır: Marcuse, Weber’in rasyonalleşme diye adlandırdığı süreci iktidarın tahakkümü olarak yorumlamaktadır. Ona göre iktidar teknik ve bilim yoluyla hem doğayı hem de insanlığı tahakküm altına almaktadır. Bu nedenle doğadaki her şeyin bir ruhu olduğu inancına dayanan mistik düşünceye geri dönmeyi teklif eder. Fakat Habermas hem Weber’in hem de Marcuse’un açıklamalarını doyurucu bulmaz. Bilimsel teknik ve ilerlemenin (üretici güç ve ideoloji olarak) çifte işlevi tezini ileri sürer ve kapitalizm öncesi-sonrası toplumları kıyaslayarak çalışma ilişkileri bağlamında teknik ve bilimin nasıl ideolojileştiğini anlatmaya çalışır. Aslında Habermas, yukarıda da ifade edildiği üzere Marx’ın “üretim araçları” tezini soyutsal olarak açıklamaya çalışmıştır. Ek olarak ise Marx’ın sınıf kuramının artık geçerliliğini yitirdiğini makalede ifade etmiştir. Kısacası Habermas, bilim ve tekniğin üretim gücü haline gelmesini siyasetin de bilimselleşmesini sağladığını ve teknokratların iktidara hakim olduğunu anlatmıştır. Böylelikle demokrasinin geldiği noktayı gözler önüne sermektedir.

Habermas göreceli olarak kısa olan üçüncü makalesinde, bir önceki makalesinin bir nevi sonucunu yazmıştır. Politikanın bilimselleşmesiyle “devlet siparişiyle yapılan bilimsel araştırmalar” doğmuştur. Bu hakiki demokrasinin değil bürokratların hakim olduğu, halkı dışlayan bir sistem yaratmıştır. Muhtemeldir ki bu düşüncelerden hareketle “radikal demokrasi” fikrini savunmaya geçmiştir.

Son olarak “Bilim ve İlgi” makalesinde, bilimin tarihsel kökenlerine inmiştir. Burada da Husserl’in ortaya koymuş olduğu tezleri eleştirmiştir. Husserl, bugünkü bilim anlayışının, “kadim bilim anlayışı”ndan koptuğunu bu nedenle de pozitivistleştiğini söylemektedir. Oysa Habermas’a göre bunun tam tersi söz konusudur. Yani bilim “kadim” bilimsel yorumlamalardan kopmadığı için bu haldedir. Ardından Habermas kendi bilim sınıflandırmasını ortaya koyar, ona göre bilim üçe ayrılmaktadır; amprik/deneysel bilim, yoruma dayalı bilim ve edimsel bilim. Habermas, Ampirik ve yoruma dayalı bilimlerin amaçları farklı olsa da aynı yöntemleri kullandıklarından dem vurur. Örneğin tarihselci anlayış pozitivist bir anlayışa bu yüzden bürünmüştür. Böylelikle tarih karşısında insanlar nesne olmaktan ibaret hale gelmektedir. Buradan yola çıkarak insanın bu maddi bağlara tutsakmış gibi algılanmasına karşı çıkmaktadır.

Sonuç olarak bakıldığında post-modern bir düşünür olan Habermas, çağdaşı olduğu toplumu, siyaseti ve bilimi farklı şekilde analiz etmek için öneriler sunmaktadır. Pozitivist bir bilim anlayışının eleştirisini sunar ve insanın önce doğayı sonra kendisini nasıl da nesneleştirdiğini açıklar. Bu konular üzerine düşünenlerin muhakkak sabırla ve inatla okumaları gereken bir eser.

Sözü Geçen Çalışmalar

Eflatun. Kratylos. Çeviren Suat Y. Baydur. İstanbul: MEB Yayınları, 1997.

Habermas, Jurgen. İdeoloji Olarak Teknik ve Bilim. Çeviren Mustafa Tüzel. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2016.

Timur, Taner. Habermas'ı Okumak . İstanbul: Yordam Yayınları, 2008.

 

[1] Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Yönetimi Tezli Yüksek Lisans. kadir_kaan18@hotmail.com

[2] Hegel’in burada bahsettiği Tin kavramı özbilince işaret etmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR