İdealist İttihatçı Bir Muallim: Selim Sırrı Tarcan

Ümit ÇALIŞKAN*

Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyet’in ilk dönemi adına bazı önemli isimlerin hatıratlarını derleyip yayınladınız. Bu çalışmalara yoğunlaşıyorsunuz, sizi bu çalışmalara sevk eden amil nedir?

Aslında bu, büyük ölçüde benim inisiyatifim dışında gelişen bir durum. Özellikle Balkan ve Birinci Dünya Harbi’nin 100’üncü yıldönümlerinde artan neşriyat faaliyetlerinin önemli kısmını biyografi ve anı-hatırat çalışmaları oluşturdu. Dolayısıyla hâlihazırdaki furyaya ben de bir yerinden dâhil olmuş bulundum. İlk olarak, Kore’de şehit olan en yüksek rütbeli subayımız Albay Nuri Pamir’in cephe günlüğünü ve mektuplarını kızı Sn. Puna Pamir Hanımefendi ile beraber hazırladık. Ardından yine Kore Harbi vesilesiyle Türk kamuoyunun tanıdığı merhum Tahsin Yazıcı Paşa’nın askerî biyografisini kaleme aldım. Akabinde Halil Kut Paşa ve Selim Sırrı Tarcan gibi değerli şahsiyetlerin anılarını da yayına hazırlamak kısmet olunca anı-hatırat ve biyografi alanında yoğunlaşmış oldum böylelikle. Bununla beraber, anı-hatırat okumayı sevmem de beni bu alana iten bir amil sayılabilir tabii.

Selim Sırrı Tarcan haylaz kişiliğinden Meşrutiyet adına Nazırlara “Hürriyet yemini” ettiren bir kişiliğe dönüşmüş önemli bir şahsiyettir. Sıra dışı bir yaşamı var. Bu çalışmayı hazırlarken sizi de en etkileyen, şaşırtan olay ne oldu acaba?

Çok haklısınız. Selim Sırrı Bey’in gerçekten sıra dışı bir yaşamı var. 83 yıllık ömrüne pek çok önemli şeyi sıkıştırmış, çok velud bir insan. Asker, sporcu, eğitimci, idareci, yazar ve hatip özellikleri ile temayüz ettiğini söyleyebiliriz. Fakat beni asıl etkileyen yönü idealist kişiliğidir. Hangi işi yaparsa yapsın idealist bir ruh ile hareket ediyor, bıkmadan-usanmadan toplum için artı değer üretmeye çalışıyor. Ve yaptığı her işte de bihakkın başarılı olmuş kendisi. Kısacası, bu yönüyle beni etkilediğini söyleyebilirim.

İttihat Terakki cemiyetinden birkaç yıl sonra ayrılmak durumunda kalmıştır. Daha sonra herhangi bir siyasî faaliyette bulunmuş mudur?

Selim Sırrı Bey’in II. Meşrutiyet döneminde İstanbul’daki faaliyetlerinden ötürü fazlaca sivrilmiş olması İttihat ve Terakki Cemiyeti’ndeki bazı kişilerin pek hoşuna gitmiyor ve uyarılıyor. Bu durum kendisini gücendirmiş. Ardından da siyasi faaliyetlerini nihayete erdirip en büyük hayali olan beden terbiyesi üzerine mektep açabilmenin yollarını arıyor. Bu tarihten sonra aktif siyaset yaptığını görmüyoruz yani.

Tarihimizdeki önemli kişiliklerin üzerinde genelde öğretmenlerinin büyük etkisi olduğunu görüyoruz, Selim Sırrı Tarcan örneğinde de olduğu gibi. Sizce bunun sebebi nedir?

Öğretmenlerin genel olarak toplumların ruh ve karakterini biçimlendiren kişiler olduklarını söyleyebiliriz. Bununla beraber, Osmanlıların son yılları ve erken Cumhuriyet döneminde okumuş/münevver insanların ülke adına bir şeyler yapabilmek için samimiyetle çalıştıklarını görmekteyiz. Bir anlamda ağaçları yaşken eğen öğretmenler de kendi üzerine düşen görevi yapmaya çabalamışlardır. Selim Sırrı Bey ise Jimnastik öğretmeni Faik Bey’den oldukça etkilenmiş ve öğrencilerine birer evlat gözüyle bakan, onların her işiyle ilgilenen Faik Bey’i yaşamı boyunca örnek almış bir kişiydi. Dolayısıyla kendisi de hayatı boyunca bu düsturla hareket etmiştir.

Tarcan, Jön Türklere girişi ile alakalı neden net bilgi vermemektedir? Neden olayın birden geliştiği izlenimini yaratmaktadır?

Ben, hatıratının kapsamı dikkate alınırsa, Selim Sırrı Bey’in Jön Türk hareketine intisap etmesi hakkında yeterli bilgi verdiğini düşünüyorum. Bu harekete katılışı esnasında henüz çok genç yaşta olduğunu düşünürsek, aslında o günler için bu durumun bir yeminden öteye geçmediğini de anlamış oluyoruz.

Tarcan, kendi ailesinden yani eşiyle ve çocuklarıyla olan yaşamından neden hiç bahsetmemektedir? Gizli mi kalmasını istemiştir?

Bu konu Selim Sırrı Bey’in tasarrufu olduğu için herhangi bir bilgim yok maalesef. Sanırım burada da hatıratın kapsamı ve sınırları konusunda belirlediği usul öncelikli etken olmuştur. Yoksa bilhassa kızları ile kamuoyu önüne sıkça çıktığını biliyoruz.

Tarcan’ın hatıratını biraz kısa tuttuğunu görüyoruz. Tam olarak ne zaman yazmaya başlamış ve ne zaman bitirmiştir?

Selim Sırrı Bey anıları hakkında pek çok kez mülakat vermiş bir insan. Fakat hatıralarının derli-toplu bir şekilde ilk kez 1946 yılında neşredildiğini görüyoruz. Hatıratın tam olarak hangi tarihler arasında şekillendirildiği konusunda bir bilgimiz bulunmamaktadır.

* Kırıkkale Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Öğrencisi, umitcaliskan71@gmail.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR