John Steinbeck – Fareler ve İnsanlar

Birey ve toplum arasındaki münasebet ve girift ilişkiler ağı, insanlık tarihinin en önemli meselelerinden biri sayılabilir. Bu mesele ister felsefi bir kavrayışla ister sosyolojik bir anlayışla ele alınsın, insan madde âleminin sınırları içerisinde olduğu müddetçe meseleyi kavrayışında rölatiflikten sıyrılamayacaktır. Bu sıyrılamayış, modernizmin kalkınma saplantısı ve onun ürettiği sekülerizm, pozitivizm, ampirizmle beraber hükmünü yitirmiş; insanların sıyrılmaya dair çabaları da “tarihteki insan”a ait bir haslet olarak muhtelif kadim öğretilerde kalmıştır ki bu kısım çok su götürür, o yüzden geçelim…

Bireye içkin olan hemen her şeyin toplumda da tezahürünü görmek mümkündür. John Steinbeck’in  “Fareler ve İnsanlar” romanı da bu durumun edebiyat-siyaset arasındaki benzer bir örneği olarak okunabilir. Steinbeck, toplumsal bir mevzuyu bireyler arasındaki ve bireylerin iç dünyasındaki yansımalarıyla okura sunarken alt metinde de siyasi ve ideolojik birçok mesajı dikkatli ve uyanık okurlara hissettiriyor. Zaten böyle de olması gerekir. Bireyin hissettiği, zihin imbiğinde eriterek zuhur ettirdiği her şey var olduğu toplumun siyasi şartlarından münezzeh değildir. Tabii bu tür kitaplar Türkiye’de ilkokul çocuklarına okutulduğu için eserin bu yönü genelde es geçiliyor.

Aynı zamanda bir çiftçi olan yazar Steinbeck, bu eserde kapitalizmin ve sanayileşmenin kendi çağında yarattığı sorunlara dair birçok eleştiriyi bireyler üzerinden ve bireylerin birbirleriyle ilişkileri çevresinde anlatmaya çalışmıştır. Bunda da başarılı olduğunu söylemek mümkündür. Ancak Batı’da yapılan kapitalizm olumsuzlaması genelde bir sosyalizm anaforundan yapılır. Bunu yapanların da işçi sınıfından kişiler olması, ortaya konan ideolojik tavrın içinde bulunduğu şartlar karşısında bir reaksiyon olması sığlık göstergesidir. Reaksiyoner olan her tavra karşıyız çünkü aksiyonerlikten tarafız. Bunu bir slogan olarak ifade etmiyorum. İnsanın varoluş ve yaradılış amacı olan hakikati bulmanın düşünsel çabanın ürünü olacağına inandığım için bunun da maddi âlemin şartlarından arınarak daha verimli olacağı kanaatindeyim. Hayatına dair çok ayrıntılı bilgiye sahip olmamakla beraber Nobel ödüllü yazarı bu hususta kınıyorum. Bu kısmın da uzun uzun açıklamaya muhtaç birçok yönü var, uzatmadan geçelim…

Martin Heidegger der ki: “Yalnızca insanlar ölür, diğerleri telef olur.” Bu eserde de farelerin ve insanların hikâyesi anlatılmaktadır. Telef olanların ve ölenlerin hikâyesi… Okuyucular, romanın muhtelif yerlerinde bazı karakterlerin ölmesine muhtemelen üzülmüştür. Hâlbuki telef olanlara üzülmek gerekir. Ve düşünmek gerekir, ölmeye namzet miyiz? Telef olmak yolunda kat ettiğimiz yolun farkında mıyız?

Toplumsal gettoların şahısları kalabalıklar içinde hapsettiği yalnızlıklar, yalnızların ittifakını oluşturmaz çoğu zaman. Zaten böyle bir ittifakın varlığı, yalnızlığın hükmünü yırtacaktır. Enteresandır ki insanlar böyle bir ittifaka yaklaşmaz. Romanda, zencinin odasında Curley’nin karısıyla Candy ve zenci arasındaki diyalog bu enteresan durumu okurun dikkatine sunmaktadır. Yalnızlığın girdabında debelenen bu insanlar birbirleriyle yalnızlıklarını paylaşmak yerine zihinlerindeki toplum tasavvurlarından çekinerek Curley’nin karısını odadan defederek bir beladan kurtulma derdindedir. Zencinin ve Candy’nin bana verdiği mesajlar George ve Lennie’den daha fazladır. Çiftlikte Curley’nin karısının maruz kaldığı muamele bir diğer düşünülmesi gereken hususlardandır. Lennie, yazar tarafından her ne kadar ölmeye layık görülse de -ve okuyucuyu da bu minvalde düşünmeye teşvik etse de- telef olup olmadığı hususunda tereddütlerim var. Lennie hakkında söylenmiş olanlar haricinde fazlaca bir söyleyeceğim olmadığı için bir şey söylememeyi tercih ediyorum. George’un Lennie’yi vurduktan sonra üzülmesinin sebebi de benim yaşadığım tereddüdü yaşamasından olsa gerek. Zarfa değil mazrufa bakanlar buna önem verir.

John Steinbeck, Remzi Kitabevi, 26. Baskı, Aralık 2011, ISBN 978-975-14-1238-6.

Yazar: Muhammet Sağlam

5 1 oy
İçeriği Değerlendir