Eski Tanrıların Ölümü

Yalçın KARAASLAN

3 Mayıs 2018 Türkçüler Günü’nde satışa sunulmuş, 19 Mayıs’ta ise imzâya çıkan bir kitap düşünün… İşte bu kitap, o kitap!

Zamânı bilinmeyen yılların aylara hüküm sürdüğü haftalar içre bir günde, şeytanı karısı Ayfer olan İlyas Bey’in yıllar sonra adını alacak bir mahallede başlıyor Kenan’ın hayâtı… Daha doğrusu, bitiyor: İlyas Mahallesi’nde. Metin Savaş'ın Balıkesir'i taçlandırdığı gibi, Enes Şengönül de Malatya'ya başrôl vermiş. Bu dikkatimden kaçar değil. Artık İstanbul'un Filinta'sından, Ankara'nın Behzat'ından sıra gelmeyen listeye Malatya'nın Kenan'ını iftihârla ekleriz!

Başlık altlarına gerek Kur’an’dan gerek dünyâ kesitlerinden hikâyelerin özüne bayraktarlık yapacak deyişler bırakmış yazar. Artık okuyucu havadan nem mi kapar, tarihten gam mı kapar, onun sorunu.

Çocukluk arkadaşı ve kendine en yakın olarak gördüğü Bekir’e büyük bir sırrını anlatan; Bekir’in de bu sırrı, korkudan hem de hiç sevmediği kişilere söylemesine tanık olan Kenan’ın hayâtı; Bekir’i artık konuşmaktan, yürümekten men edecek şekilde cezalandırdıktan sonra, Malatya’dan İstanbul’a gitmekle yeni bir soluğa kavuşacaktı…

Bu kadarlık girişten sonra kitabımızı tanıyalım. Üç bölümden oluşan ve 14 ayrı başlık taşıyan eser, yeniçeri misâli bir ileri iki geri giderek, bugünün yanlışlarının dünden kalan yaraların mikroplarından türediğini, yâhud; bugünün doğrularının dünün doğruları karşısında bir hiç olduğunu aktarıyor. Belki bana öyle geldi. Belirtmekte fayda var, ben bu kitaptan nem kapan değil, gamlanan taraftayım. İnsan nisyânıyla mâlûldür ya hani, hatırladıkça içi cız edenler beri gelsin! Vaktim olsa bir günde okurdum. Olmamasına rağmen sürükleyiciliği bakımından üç gün içinde bitirdim.

Enes Şengönül, sosyâl medya hesabından kitabıyla alâkalı birkaç soru sormuş ki, her yazardan görebileceğimiz jestler değildir. Bu bakımdan yazarın samimiliğini daha net gördük ve mutlu olduk. İşte o sorulardan birkaçı;

  1. Eski Tanrıların dönüşü mümkün mü? (Katılımcılar bu soruya %69’luk bir oranla evet cevâbı vermişler. Hayır diyenlerin rakamı ise: %31. Yorumsuz! Sanırım, ruhlarında Tanrılık hissetmiyorlar.)
  2. Emperyalizme karşı olan bir savaşta, içimizdeki pis kanı akıtmak uğruna Farisiler’in çekiç, Türklerin örs olmasında bir sakınca var mı? Bu soruya da %45 var, %55 yok cevâbı verilmiş. Bu anketin yapıldığı sıralarda ben henüz kitabı okumaya başlamamıştım. Şimdi, kitabın içinden kendi cevâbımı vereyim;

Sibirya’nın dayanılmaz soğuklarından kurtulmak için yapılan toyun ardından alınan karâra göre, Karabey ve doksan dokuz çerisi göç yerini bulmak üzere yola koyulmuşlardı. –Buradaki doksan dokuz unsur ayrıca başka bir paragrafta incelenebilir.- Yola çıkmadan evvel Şamanların başı, Karabey’i başlarına gelecek tehlikelere, rüyâ kızlarına, kan emici yarasalara, dilsiz cücelere ve birbirini boğazlayan devlere karşı uyarmışsa da, yola devâm ettikçe, sayıları azalmıştı. Kimisi kaçmış, kimisi ölmüş, kimisi düşmanlara sığınmıştı. En sonunda demir maskeli, ellerinde sivri ve uzun mızraklı adamlar tarafından baskına uğradıklarında, kalan son dört çeri uçmağa varmıştı. Geriye, esir olarak sâdece Karabey kalmıştı. Karabey, o adamların kendisini bırakmalarına rağmen, ülkesine dönmedi. Orada kaldı. Onların yurttaşı, onların işçisi oldu. Yıllar sonra birden, onların kölesi olduğunu anladı. İstediklerini yaptığı müddetçe Karabey’i sevmişlerdi. Ama çok, daha çok istemeye başlamışlardı. Artık yapmayacak olduğunu duyduklarında, onu hemen öldürdüler.

Yâni, ne demek istiyorum: Karabey, oraya gelirken bir fert idi, bir şuurla gelmişti. Vatanı vardı, budunu ve uyruğu vardı. Oraya bir coğrafya ile, bir nabız ile gelmişti. Fakat savaş istemediği ve zorluk çekmeyeceğini düşündüren rahatlıkla yurduna dönmedi, eşini, çocuklarını aklına düşürmedi. Karabey, soylu gelmişti, soysuz gitti. Çünkü şuurunu, emelini, nabzını unuttu. Bu yüzden benim bu soruya cevâbım;

Emperyalizme karşı olmak için dahi olsa, savaşta veyâ barışta meseleyi çekiç-örse indirgemek yerine, kan şuurundan ve âidiyetten vazgeçmemek hedef alınmalıdır. Malcolm X, kendisine sâdece Afro deseydi, belki unutulur giderdi, fakat o bir Afro-Amerikan’dı. Nihâl Atsız, Komünist olsaydı göklere çıkarılırdı, fakat o bir Turancı idi. Târih, onların ikisini de, milliyetleri ve demir gibi sert olan karakterleri ile kaydetmiştir. Bu yüzden;

Evet, Emperyalizm yok olsun, dal-budak salmasın. Evet, Türk çekiç yâhud örs olsun. Fakat ne olursa olsun, Türk, önce Türk olsun!

       3. Karabey’in savaştığı bunca düşman varken (cüceler, rüyâ kızları, vampirler, devler, gelişmiş medeniyetler…), kurtuluşu nerede aramak gerek? Yazar, -sâdece kitabı okuyanlar cevap versin- diyerek de işi garantiye almış, çünkü sorunun iki cevap şıkkı var. Şöyle;

  • Şamanın haritasında (%64)
  • Veli Ferit’in heybesinde (%36). Bana sorarsanız, Şamanın haritasında yer alan bütün sınırlara Veli Ferit’in heybesine ‘nazar boncuğu’ takarak gidelim…

Son hikâye olan “Vazgeçince Biter”, bana arketip çağrışımlar yapmakla birlikte, politik simsarların ülkeyi de “şirket” olarak gördüğünü hatırlattı.

Sayfa sayısı olarak 164, içerik olarak sınırsız duygu yoğunluğuna sâhip bir kitapla karşı karşıyayız. Enes Şengönül’e bizi bu esere muhatap kıldığı için teşekkür eder; Peon Yayınları’na da kitabın mutlakâ çıkacağını umduğumuz ikinci baskısında –ki ve –de eklerinin yakasına yapışmamasını ricâ etmekle birlikte, zorlu çalışmalarında kolaylıklar dileriz.

Son söz olarak;

Şehit Enver Paşamızın torunu Arzu Eroğan Hanım Sultan ablamızın arka kapak yazısına haddimiz olmayarak bir ekleme de biz yapalım: “Eski tanrılarımızı kaybettik, fakat gökyüzü hâlâ bizimdir.”

Enes ŞENGÖNÜL

Peon Yayınları, 1. Basım, 164 Sayfa, 2018, ISBN: 9786059605106

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR