Elveda Gülsarı

Fatih OĞHAN

Elveda Gülsarı, Beyaz Diş’den sonra edebiyat dünyasında dört ayaklı bir varlığın yüreğinizde yer bulduğu duygusunu size yansıttığı bir eser. Tanabay ve Gülsarı’nın hikâyesini anlatıyor Cengiz Aytmatov bu eserinde. Tanabay bir iş için hayvan kışlağı olan merkeze uğradığında Genç Mühendis hayvan barınağına gitmesi gerektiğini hayvan kışlağında Tanabay’ın eskiden bindiği bir atın ona verileceğini söylediklerinde atı teslim almak için hayvan kışlağına gider gördüğü manzaraya şaşırır binilmez hale gelmiş eski dostudur orada duran. Gülsarı’nın hali yüreğine dokunur onu orada bırakıp gitmeye gönlü razı gelmez. Gülsarı’yı yanına alarak evine doğru yol alır.  Hasta, yorgun ve yaşlı at yürümekte zorluk çekmekte dinlene dinlene zar zor ilerlemektedir. İşte bir dinlenme anında Tanabay’ın aklına gençliği cepheden cepheye savaştığı, Japonya’nın teslim olmasından sonra da yurduna döndüğü, evine tekrar geldiği ve eski mesleği demirci ustalığına başladığı yıllar aklına gelir. Bir gün Kolhozda şef olan arkadaşı Çora’nın yanına gelmesi ve artık demirci ustalığını bırakmasını dağlarda at çobanlığını yapmasını önerdiği, at çobanlığı yapacak kimsenin kalmadığı savaştan dönen gençlerin bu işi beğenmediğini ihtiyarların artık bu işi yapacak gücü olmadığını söylemesi ile düştüğü kararsızlığı ve üstüne kendisinin en iyi aday olduğu  hem bu sayede diğer gençlere de örnek olabileceğini söylemesi ile ikna oluşu gelir aklına. Tanabay kararını verir ve dağlara at çobanlığı için sürüsünü teslim almak için Aksakalın yanına gider sonra. Teslim alacağı atların halini gördüğünde ise pek şaşırır atların durumu iç açıcı değildir. Aksakal’a sitem eder bana bu atları mı teslim edeceksin diye. Aksakal ikna olması için sürünün içinden bir tayı işaret eder yorga atına methiler dizer hayatında böyle bir at göremeyeceğini söyler Tanabay’a.

Tanabay at çobanlığına başlar atı Gülsarı da yıllar geçtikçe serpilir bölgenin en gösterişli alımlı atı olur. Bir Mayıs günü köyde yapılan şenliklerde at yarışında birinci olur ikinci günde Kökpar denilen at üstünde oynanan oyunda da en çevik at olması Gülsarı’nın adını dillere destan eder. Kış gitmiş vakit geçmiş kolhozda da büyük değişiklikler olmuştur artık. Kolhoz Başkanı değişmiştir başta.

At çiftliğinde Başkana yardım eden İbrahim, at çiftliği başkanı ve yanındakilerle Tanabay’ın yanına gelirler bir gün. Hoş sohbetten sonra ağızlarındaki baklayı çıkarır gelenler, niyetlerini getirdikleri kağıt ile Tanabay’a duyururlar. Kolhoz Başkanı için Gülsarı kolhoza istenmektedir. Tanabay olmaz dese de kolhozun dediği olacağı için fazla üsteleyemez istemeye istemeye de olsa atını her şeyin sahibi olan kolhoza teslim eder. İşler istendiği gibi olmuyordu bazen, Gülsarı Tanabay’dan ayrılamıyordu at çiftliğine gittiği günden sonra fırsatını her bulduğunda Tanabay’ın yanına kaçıyordu at çiftliğindekilerin canına tak etmişti bu durum. Her defasında Tanabay’ın yanından atı getirmek canlarına tak etmişti. Gülsarı’nın ayağına demirler bağlamalarına rağmen yine kaçmıştı Gülsarı. Tanabay’ın yanına fırsat bulduğunda kaçıp gelen Gülsarı için ayaklarını iğdiş etmekte yara bere içinde bırakmakta buldular çareyi. Tanabay at çiftliğinde Gülsarı’nın halini gördüğünde dünyası başına yıkıldı. Ve soğudu her şeyden hayattan, kolhozdan, inandıklarından.

Kolhozda da değişim başlamış bir şeyler ters gider olmuştu insanlar hallerinden memnun değildi edilen vaatler sözde kalmıştı. Bir zamanlar ateşli savunucu olduğu kolhoz düzgün işlemiyordu. İnsanların sorularından kaçmak için insanlardan uzaklaşmaya başladı Tanabay. Sonbahara doğru Kolhozdan bir görevli Tanabay’ın yanına geldi ve Çora’nın onu köye çağırdığını Çora ile İlçe Merkezindeki toplantıya gidecekleri haberini getirmişti. Tanabay sabah olduğunda köye varmış Çora ile buluşma imkânı bulmuştu. Çora dün nasıl demircilikten at çobanlığı işine geçmesini önermişse bugün de koyun çobanlığına işine geçmesini istiyordu ondan,  kararında acele etmemesi gerektiğini de belirtiyordu. Çora bu arada Gülsarı’nın artık kendisinde olduğunu Kolhoz Başkanı Gülsarı ile anlaşamadığından artık Çora’nın binmesini gerektiğini söylemişti.  Ertesi gün kamyona binerek İlçe Merkezinde yapılacak toplantıya gittiler. Toplantı salonuna geldiklerinde Çora ve Kolhoz başkanı Tanabay’ı kenara çekip konuşmacı listesine ismini yazdıklarını ve konuşmada Tanabay’ın bundan sonra koyun çobanı olarak kolhoza hizmet etmek istediğini söylemesi gerektiği ayrıca boyundan büyük vaatler ile bu sene çokça kuzuyu sürüye katacağına her koyundan 3 kilo yün çıkaracağı sözlerini de  halkın önünde vermesini istediler. Tembihledikleri dışında başkaca bir şey de söylememesi gerektiğini de ısrarla hatırlattılar. Tanabay toplantıda söylediklerine kendi de inanmasa da söylemek zorunda kaldı ve olmayacak sözler için insanlara vaatlerde bulundu.  İlçe Merkezine gelmişken ailesin için almak istediklerini bile alamadan gerisin geri köye döndüler.

Ve koyun çobanlığı dönemi başladı Tanabay’ın. Teslim aldığı koyunların hali perişandı bu koyunlarla mı sözünü tutacaktı Tanabay, yine de var gücüyle çalışıp sözünü tutacak mahcup olmayacaktı çalıştı imkansızlık yokluklar içinde çalıştı kışın zorlu şartlarında bile hiç durmadı ailecek çalıştı kuzulama dönemi geldiğinde sürüsüne kuzulama yerine bin cefayla götürdü.  Götürdüğünde de beklemediği durumlarla karşılaştı harabe halindeki kuzulama merkezi görünce daha çok çalışması gerektiğini anladı Tanabay. Barınağın her yeri göçmüş geçen senelerde burada kalan koyunların pisliği her tarafı kaplamış, sağda solda dikenli bitkiler kök vermişti. Burayı toparlamak altı ayını alırdı Tanabay’ın. O yüzden belli bir bölümü kullanılır hale getirmeye çalıştı Tanabay. Kolhoza daha fazla kızıyordu kendisine boyundan büyük sözler verdirmişler ve elde de imkânsızlıktan başka bir şey yoktu. Köye gitmek kolhozdakilere durumu anlatmak istese başta eşi ve çalışanlar Tanabay’ı ikna ettiler eldeki imkânlar bu kadardı,  olsa vermezler miydi diye birde gitse de değişen bir şey olmayacağını söyleyip ikna ettiler. Kuzular dünyaya geldikçe daha başka sorunlar çıkmış havada iyiden iyiye bozmaya başlamıştı. Koyunların kuzuların halini gördükçe Tanabay’ın yüreği yanıyordu her tarafı buz kestiği bir gece kuzuları donmaktan kurtarmak için barınaktan daha iyi durumda olan yaşadığı çadıra doldurabildiği kadar kuzuyu doldurdu. Zor günlerdi zor mevsimdi hiç durmadan çalışıyor nefes dahi almaya vakit bulamıyordu. Tanabay zor saatlerinden birinde yine eskiye daldı kolhoz için devrim için yaptıkları, gençliğini verdiği fikirlerin niye bu hale geldiğini sorguladı. Bu fikirler uğruna Ağabeyi Kulıbay’ı feda etmişti. Sermaye düşmanı Komünist sistemde kardeşi de çalışıp kazanmasına rağmen zenginler içinde sayılıyor zengin olmakta devrim düşmanı olmakla eş görülüyordu Sovyetlerde. Ağabeyi Sibirya’ya sürgüne gönderildiğinde de itiraz dahi etmemişti aksine desteklemişti gönderilişini.  Bir gün Gülsarı’nın sırtında ilçe merkezinden kolhozu denetlemesi için gönderilen müfettiş ile kolhozun parti örgütçüsü ve Çora çıka geldiler. Müfettiş gelir gelmez ölü koyunların kenarda yığılı halini görünce Çora’ya burada ne olduğunu koyunların neden ölü olduğunu sorunca Tanabay içinde birikmiş isyanı dışarı vurup ağzına geleni müfettişe saymış müfettişte Tanabay’ın nasıl komünist olduğunu verdiği sözleri niçin tutmadığı sormuştu. Tanabay artık aklını kaçırmış Sovyetlerin baskısına inat yıllardır devrim için kolhoz için varını yoğunu ortaya koyduğu her şeyin boş olduğunu, yerinin hapishaneler olduğunu, halk düşmanı olduğunu söyleyip kenarda duran tırmığı eline alıp müfettişi kovalamaya başlamıştı. Yanındakiler müfettişi alarak oradan uzaklaşmışlardı ve olaydan üç gün sonra parti ilçe komitesi bu olay için toplandı. Toplantıda Tanabay hakkında kararlar alındı. Karar Tanabay’ın aleyhine neticelendi komünizm için yaptıkları göz önüne alınıp parti üyeliğinden çıkarıldı.

Ve sonra Çora’nın ölüm haberi onun son vasiyetini yerine getirmesi ile hikaye sona doğru yaklaşıyor. Gülsarı ile olan yorucu yolculuğunda artık Gülsarı ihtiyarlığı ve yaralı hali ile fazla dayanamıyor o da eski dostunu bu dünyada bırakıp göçüyordu.

Elveda Gülsarı’da, Sovyetlerin baskıcı ve karanlık bir dönemini gözler önüne seren yazar Kolhozlardaki durumu, halkın elinde ne var ne yoksa Sovyetlere verdiği yokluktan başka bir şeyin onlara kalmadığını usta kalemi ile bizlere aktarıyor. Akıcı dili ve bol duygu yoğunluğu ile okuyacağınız bir eser. Türk Dünyasının önemli kalemlerinden biri olan Cengiz Aytmatov’u bu vesile ile saygı ve minnetle anıyorum.

Cengiz Aytmatov

Çeviri: Remzi Özdek

Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2016, 226 Sayfa, ISBN:975-437-109-1

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR