ETKİNLİKLER:

Dönüş

Abdullah MOLLAOĞLU*

BİR DÖNÜŞ’ÜN UZUN HİKÂYESİ

Edebi eser gücünü niteliğinden alır. Bu anlamda Cengiz Dağcı da güçlü bir edebiyatçıdır. Sahip olduğu o edebi güç sayesindedir ki Dağcı’nın eserleri yazıldığı ve yayımlandığı yılların geçip gitmesine rağmen ayakta kalmayı bilmiş ve etkinliğini sürdürmüştür. Bu anlamda Cengiz Dağcı günümüzde de okunan ve incelenen bir yazardır.

Bir Kırım sürgünü olan Cengiz Dağcı’nın eserlerinin ana izleği Kırım davasıdır. Doğup büyüdüğü topraklardan uzaklaşmak zorunda kalan Dağcı memleketinde yaşanan insan hakları ihlallerini olduğu kadar bu ihlallerden etkilenen insanların yurttan uzaktaki hikâyelerini de anlatmıştır. Cengiz Dağcı’nın bu eserleri sayesindedir ki Kırım davası, üstüne kapatılan bilinmezlik örtüsünün altından sıyrılabilmiş ve gerek Türkiye’de gerekse ilgili ülkelerde bilinen bir mesele olarak gün yüzüne çıkabilmiştir. Bu haliyle Cengiz Dağcı tek başına belki de onlarca sivil toplum kuruluşunun yapabileceği işi tek başına kotarmıştır. İşte edebiyatın gücü derken kastedilen de budur. Kırım’ın Cengiz Dağcı’sı yaşamış ve bu sayede Kırım davası da yaşamış, Kırım faciasından haberdar olunmuştur. Belki bir Doğu Türkistan’ın, bir Karabağ’ın ve bir Bosna’nın da Cengiz Dağcı’sı olsa idi bugün durum bu meselelerde daha değişik bir şekil alabilirdi.

Dağcı’nın “Dönüş” adlı eseri de Kırım konulu eserlerden birisidir. Bir romandan ziyade tür olarak uzun hikâye kategorisine sokulabilecek olan bu eserin yazarın kaleminden çıkmış olan diğer romanlara göre biraz zayıf kaldığı ise öncelikle ifade edilmelidir. Ancak bu haliyle bile eser kendine has bir derinliğe sahiptir ve okuyucuyu etkileme gücünü içinde barındırmaktadır.

Eser ilk olarak 1968 yılında yayımlanır[1]. Cengiz Dağcı’nın o yıllardaki yayıncısı Yaşar Nabi Nayır’dır ve İngiltere’de sürgün hayatı yaşayan Dağcı romanlarını İstanbul’a posta ile göndermektedir. Kitap metinleri yayımlanmadan önce Ziya Osman Saba tarafından son okumaya tabi tutulmaktadır. Cengiz Dağcı Kırım Türkçesi’nden İstanbul Türkçesi’ne yapılan bu aktarımı “Kitaplarım ütülenmiş olarak çıktı.” şeklinde yorumlayıp Saba’ya olan minnetini ifade etmiştir. Yani o güzel eserler Cengiz Dağcı, Yaşar Nabi Nayır ve Ziya Osman Saba gibi Türk edebiyatının üç seçkin isminin ortak mesaisi sayesinde okuyucu ile buluşabilmiştir. Dönüş sonraki senelerde de yayımlanmaya devam etmiştir ve son baskısını da içinde bulunduğumuz yıl yapmıştır[2]. İki farklı yayınevinin baskılarındaki sayfa sayısı farklılığı ise Varlık Yayınları’nın baskısının küçük boy olmasından ve harflerinin de karınca duası kategorisinde bulunmasındandır.

Dönüş adlı bu uzun hikâyede Kırım’ın Gurzuf adlı kasabasında doğan Niyazi’nin anasız babasız geçen bir çocukluk sonrası okumak için Petersburg’a gönderilmesi ve sonrasında zaman zaman döndüğü memleketinde içinde kopan fırtınalar eşliğinde yaşadığı tereddütler ve sonrasında şahit olduğu hüzün dolu hadiseler anlatılmaktadır.

Bununla birlikte eserde o dönem okumuş veya düzenli bir eğitim görmemekle birlikte memleket meselelerine duyarsız kalmayan insanların zihin dünyaları da gözler önüne serilmektedir. Bu çerçevede milliyetçilik ve milliyetçiler de üzerinde durulan hususlardan biridir ve milliyetçilere dair keskin bir eleştiri de kendisine metinde yer bulur. 1968 tarihli ilk baskıda aynen şu ifadeler eserin baş karakteri Niyazi’nin ağzından aktarılmaktadır:

“(…) bu konuşmalarımız esnasında, milliyetçilik duygularımı zerre kadar incitmeksizin, bizim milliyetçilerden yavaş yavaş uzaklaştığımın farkına vardığımı burada kaydetmek isterdim. Bizim milliyetçilerimizin de esasında yurdun refaha ulaşmasını (…) istediklerine inanıyorum. Fakat nasıl? Onlar yalnız iman ve duyguyla hareket eden insanlardır ve aralarında duygularının önüne geçip bu soruyu kendi kendilerine soranlar pek azdır sanırım. Zaten halkımızın gerçek refah ve saadetini düşünenler de pek sayılıdır aralarında. Çünkü milliyetçilikleri gerçeklere, düşünceye değil de, imana bağlıdır ve milliyetçilik sahasına çıkış noktaları da her zaman ya Türk ordularının Viyana’ya, ya da Gazi Bora Han’ın Moskova’ya girişidir. Daha beteriyse hassas ruhlu ve şöhret harisi olmalarıdır. Oysa imanın da, hassasiyetin de milliyetçilikte yalnız yardımcı unsurlar olduğunu bilmezler. Ağır şartlar altında insanın ruhu yavaş yavaş yıpranmağa, sonunda ise çökerip yıkılmağa nasıl mahkumsa sadece iman ve duyguya dayanan bir milliyetçilik de yavaş yavaş yıpranmağa onu saran yeni şartlara teslim olmağa mahkumdur. İman! İman! İman! İnsanlığın inkişafından kopuk, devrin gerçeklerine ilgisiz bu iman ne kadar güclü olursa milletin umutsuz ve çıkımsız bir duruma sürüklenmesi de o derece güclü bir ihtimal olur. Hele bizim halkımız gibi esaret altında yaşayan bir halk! Oysa aslında esaretin bir halkın varlığı için en büyük tehlikeyi teşkil etmediğini, en büyük tehlikenin halkımızın devrin hayat şartlarına, insanlığın ilerleyişine ayak uyduramamasında olduğunu ya bilmiyorlar, ya da duygularının esiri oldukları için görmüyorlardır[3].”

Bu yenir yutulur cinsten olmayan eleştiriler milliyetçiliğe hiç de uzak olmayan bir yazarın kaleminden çıkmıştır ve aslına bakılırsa bu eleştirilerin çarpıcılığı Cengiz Dağcı’nın kaleminden çıkmış olmasından ziyade 1968 yılında dile getirilmesindedir. Çünkü objektif bir bakış açısı esas alınırsa milliyetçilerle ilgili bu keskin eleştirinin aradan geçen 50 (yazıyla: elli) yıla rağmen geçerliliğini büyük oranda koruduğu teslim edilecektir.

Dönüş’ün yazarı da kahramanı da Kırım’a geri dönebildiler… Ancak yazarının dönüşü bir tabutun içinde olabildi ve Kırım hâlâ işgal altındaydı. Kitabın kahramanının dönüşünün ise yazarınınkinden pek farkı yoktu. Ancak bunun ayrıntısının kitabın okunması suretiyle öğrenilmesi sanırım en iyisi.

* Serbest Yazar

[1] DAĞCI, Cengiz; Dönüş, Varlık Yayınları, İstanbul, 1968, 96 s.

[2] DAĞCI, Cengiz; Dönüş, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2018, 109 s.

[3] DAĞCI (1968) s.74-75

Cengiz DAĞCI

Ötüken Neşriyat, 7. Baskı, İstanbul, 2018, 109 Sayfa, ISBN:978-975-437-19-87

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR