Din ve Terör

Muhammet  Şener

Tarihin farklı zaman dilimleri ve bölgelerinde adından söz ettiren terör, insanlığın ve bulunduğu coğrafyanın en büyük sorunlarından biri haline gelmiştir. Özellikle son 100 yıldır farklı boyutlarda adından söz ettirmeye başlamış; çeşitli sosyal ve siyasal sorunların temel nedeni haline gelmiştir. Özellikle dünya siyasetine hükmeden ülkeler sıcak savaşın yerine daha ekonomik bir hal alan terör örgütlerini çeşitli eylemlerde kullanarak terörden faydalanmayı tercih etmektedir. Terör, her ne kadar bölgesel çaplı eylemleri hedef alsa da zamanla bu çap genişleyerek eylemleri uluslararası boyutlara ulaşmaktadır. Ayrıca günümüzde terörün beslendiği, sıcak bir şekilde etkisini gösterdiği coğrafya Ortadoğu ve Orta Güney Asya ülkeleri olarak ön plana çıkmaktadır. Bu coğrafyalarda ortaya çıkan terör örgütlerinin destekçileri sözde büyük devletler, İslam ve terör kelimelerini yan yana getirterek İslam dinini de istismar edilen bir konuma getirmektedir. Hâlbuki İslam dini başta olmak üzere yeryüzünde var olan hiçbir din terörün olumsuz getirilerini desteklememektedir.

Değerlendirmeye konu olan kitabımız doktora unvanını, “Din ve Terör - Din ve Terör İlişkisinin Din Psikolojisi Açısından Değerlendirilmesi -Taliban Örneği” isimli teziyle 2018 yılında alan yazarımız Muhammed Naim Naimi’nin kitap haline getirdiği, “Din ve Terör -Taliban Hareketi Üzerine Bir İnceleme” isimli kitaptır. Kitabımız, 2019 yılının mayıs ayında Karakum Yayınevi tarafından toplamda 232 sayfa olacak şekilde basılmıştır. Kitap, giriş, sonuç ve öneriler adlarını taşıyan üç ana kısımdan oluşmaktadır.

Yazarımız Naimi Afgan kökenli bir aile soyuna mensuptur. İlkokul, ortaokul ve lise tahsilini çeşitli takdir, teşekkür belgeleri alarak, derecelerle bitirmiştir. İki yıl gibi bir süre zarfında ülkesinde öğretmenlik yapmış ve eğitim almak için Türkiye’nin yolunu tutmuştur. 2008 yılında Selçuk Üniversite’si İlahiyat Fakültesini, sonrasında aynı üniversitede Felsefe ve Din Bilimleri anabilim dalında ise yüksek lisans eğitimini ve 2018 yılında da Necmettin Erbakan Üniversitesi’nde Din Psikolojisi Bilim dalında doktorasını tamamlamıştır.

Naimi üç ana bölümün ilkinde din ve terör gibi iki önemli başlık altında bu iki kavramı derinlemesine incelemiş ve iki kavramın birbiri ile olan ilişkisini ortaya koymayı hedeflemiştir. Din başlığı altında din, dindarlık, dogmatizm, fanatizm gibi kavramların çeşitli yazarlar ve önderler tarafından nasıl tanımlandığını aktarmaktadır. Din kavramının ele alınışında birden fazla tanımlamayı değerlendiren yazarımız, sonuç olarak dini; insanın olağanüstü bir varlık ile ilişkisini, tabiat olayları karşısında yaşadığı çaresizliği ve bunalımına bir teselli kaynağı, hayatını anlamlandıran ve düzene koyan kanunlar bütünü, insanların bireysel anlamda yaşadıkları psikolojik ve manevi tecrübeleri olarak sunmaktadır. Daha sonra dindarlık kavramı üzerine kafa yoran ve ne olduğu hakkında biz okuyucuları aydınlatmaya çalışan yazarımız din ve dindarlık kavramları üzerinde konuya ilgi duyan hemen herkesin kendine özgü bir tanım ve anlayış ortaya koyduğu kanısına varmaktadır.

“Dogmatik Dindarlıktan Dini Fanatizme Taliban” isimli alt başlıkta yazarımız, dogmatizm ve fanatizm gibi kavramları açıklamış ve bu kavramların tarih sahnesine çıktıkları zaman dilimine de ışık tutmaya çalışmıştır. Bu bölümde ilk olarak dogmatik kelimesinin tanımına yer verilmiş ve “kabul ettiği fikir, düşünce, ideoloji ve kesinleşmiş doğru ve tek gerçek olarak gören kimse” şeklinde tanımlanmıştır. Daha sonra dogmatizm akımı olarak isimlendirilen ve 16. yüzyıl Fransa’sında ortaya çıkmış olan, “İleri sürülen öğretileri ve ilkeleri, sorgulamaksızın doğru kabul eden, kabul ettiği ilke ve öğretilerden değişmez, katı bir yöntemle başka önermeler üreten ve birtakım dogmaları ya da sorgulanması ve değişmesi kabul görmeyen inançları kabul ederek, insan bilgisinin mutlak hakikate erişebileceğini savunan felsefi görüştür,” şeklinde tanımlamıştır. Fanatizm kavramı ise, “Bir fikre, düşünceye, inanca, olguya, insana sorgulamadan, başka hakikatleri görmezden gelircesine inanmak ve bağlanmaktır,” şeklinde açıklanmıştır. Ayrıca yazarımız, “Eğitimsiz veya eğitim seviyesi düşük ya da sorunlu bir çevrede büyüyen, yanlış yönde eğitilen, kırsal ve etrafta yaşayan, olumlu sosyalleşme süreci geçirememiş ve modern hayata uyum sağlayamayan birey / kitlelerde, fanatik bir akıma bağlanma eğilimi artmaktadır,” şeklinde bir görüş beyan ederek fanatizm gibi bir beyin körlüğü olarak adlandırılabilecek akımın kimlerde veya hangi toplumlarda görülebileceğinin altını çok net bir şekilde çizmektedir. Yazarımız dini fanatizm ve Taliban arasında bir bağlantı kurmak amacıyla örgüt psikolojisini açıklar nitelikte bir değerlendirmeyi de dikkate almaktadır: “Dini fanatizm, dini görüş ve anlayışı aşırı bir şekilde ve bağnazca savunmaktır. Kendi dini anlayışı haricinde diğer mezhepleri ve inanışları yok sayarak en doğru yolun, kendi seçtiği yol olduğunu savunmaktadır.” İşte bu ifade örgütün dini nasıl istismar ettiğinin kanıtı mahiyetinde bir açıklamadır.

Birinci bölümün ikinci ana başlığı olan “Terör” alt başlığında ise terör ve bu kelimeden türeyen terörizm kavramlarını açıklamıştır. Ayrıca bu alt başlıkta teröristlerin ve terör örgütlerinin karakteristik özelliklerini, terörün türlerini (devlet terörü, devlete karşı terör, etnik motifli terör, dini motifli terör, din adına uygulanan terör ve mezhepsel farklılıktan kaynaklanan terör) ve terörün başlıca nedenlerini biz okuyuculara aktarmaktadır. Terör kelimesi “büyük korku, ürküntü, yılgı, bıkkınlık ve bezginlik” anlamlarına gelen Fransızca “terreur” kelimesinden gelmektedir. Terörizm ise 18. yüzyılın sonlarında Fransa’da hâkim olan, ülkeyi büyük korku, bıkkınlık ve dehşet ile yöneten idarenin adından almaktadır. Terörist ise; terör eylemini gerçekleştiren kişi olarak literatürde yerini almaktadır.

Tarihsel bir süreç içinde terör ele aldığında ise bilinen ve konuyla ilgili bilim adamları tarafından da kabul gören ilk eylemin milattan sonra 6-135 yılları arasında Filistin bölgesinde varlığından söz ettirmiş “Zealots” dini-mezhebi terör örgütüdür. Uğruna ölmeyi kutsal kabul ettikleri Kudüs’ü ele geçirmek için Romalılar, Yunanlılar ve Yahudi yönetimlere karşı durmuşlardır.

Bir başka terör örgütü ise 1090’da Hasan Sabbah tarafından İran’ın Kazvin bölgesine yakın Alamut kalesinde kurulan ve 1256’da Cengiz Han’ın oğlu Hülagu tarafından yok edilen Haşhaşiler örgütüdür. Avusturya kralı Ferdinand’a ve eşine yapılan suikast ise 1. Dünya Savaşı’nın fitilini ateşlemiştir. Bu olay büyük sonuçlar doğuran ilk önemli terör eylemi olarak tarihteki yerini almıştır.

20. yüzyılın ikinci yarısından beri Türkiye’nin başı da etnik terörle ve son zamanlarda Hizbullah Terör örgütü gibi dini motifli terör örgütleri ile beladan kurtulamamıştır. PKK, Abdullah Öcalan liderliğinde 27 Kasım 1978 tarihinde 25 kişilik Lice Kongresi ile kuruluş aşamasını tamamlamış ve ilk silahlı eylemini ise 15 Ağustos 1984 günü Eruh ve Şemdinli’de gerçekleştirmiştir.

Yazarımız bu alt başlığın ilerleyen bölümlerinde teröristlerin ve terörün karakteristik özelliklerini derinlemesine analiz etmiş, terörün türleri ve ana nedenleri hakkında okuyucuya çeşitli bilgileri aktarmıştır.

“Taliban Hareketi’nin Dini ve İdeolojik Altyapısı” başlıklı ana bölümde yazarımız, Afganistan tarihine kısa bir giriş yaparak ülkenin günümüze kadarki sosyal ve siyasal yapısı hakkında bizleri bilgilendirmektedir. Aynı başlık altında “Taliban Hareketi’nde Din ve Dini Hayat” isimli alt başlığında Taliban’ın din anlayışından, bu anlayışın getirdiği uygulamalardan ve dini kılık-kıyafet şeklinden bahsetmektedir.

Yazarımız, Taliban Hareketi’nin ideolojik altyapısını ise beş ayrı kategoride değerlendirmektedir: a) Deobend Ekolü, b)İhvan-ı Müslimin, c)Vehhabilik, d)Radikal İslamcı Ekol ve e)Hariciler olarak sıralamaktadır. Taliban Hareketi, özellikle uygulamaları ve din adına yaptığı tatbikatları nedeniyle Hariciler fırkasına daha çok benzetilmektedir. Taliban’ın Hariciler kadar şiddet, baskı ve korku yaratmış olmasının etkisi büyüktür. Bu tavırlarından dolayı Taliban’a günümüzün Haricileri nitelemesi yapılmaktadır. Hâlbuki örgüt, bölgenin şartlarından, değerlerinden yola çıkılarak türetilen nevi şahsına münhasır bir örgüttür. Başka bir ifadeyle dış mihrakların ürettiği, Afganistan’ı ele geçirmek için kullandığı, bu doğrultuda eğitip seferber ettiği, her türlü desteği eksiz verdiği bir örgüttür. Özel olarak Taliban; dini, etnik ve bölgesel değerleri istismar eden dış güçlerin piyonu bir örgüttür.

Son ana bölüme gelindiğinde yazarımız “Taliban Hareketi’nin Taraftar Kazanma ve İdare Etme Yöntemleri” ana başlığında örgütün yandaş kazanmak adına insanlar üzerinde uyguladığı sosyolojik, ekonomik ve psikolojik yöntemleri derinlemesine incelemektedir. Özellikle ekonomik yoksunluklarından dolayı dönem itibariyle örgüte girdikleri andan itibaren oldukça yüksek kazançlar elde etmeye başlayan teröristler, Taliban Örgütü’nün kısa zamanda nicel olarak çoğalmasına neden olmuştur. Ayrıca sosyal bir statü elde etme uğruna örgüte katılan kişilerin sayısı da azımsanamayacak kadar fazladır. Örgüt taraftar kazanma noktasında istediğine ulaştıktan sonra bu kez de örgüt elemanlarının örgüte bağlılığını ve fedakârlıklarını artıracak çeşitli psikolojik yöntemleri uygulamaya başlamaktadırlar.

Yazarımız sonuç kısmında tüm kitabı ve literatürü özetlemiş ve ilerde belki de örgütün meşru siyasal bir şekilde temsili söz konusu olduğunda nasıl hareket edilmesi gerektiği hakkında ve bu konuda yapılacak çalışmalara yardımcı olması açısından toplamda dokuz tane çözüm önerisi getirmiştir.

Güneydoğu Asya ülkelerine merakı olan okurlar, o coğrafyada bulunan bu gibi terör örgütlerini görmezden gelemez. Onun için bu kitabın, Taliban terör örgütü hakkında yazılmış başucu kitaplarda yerini alan bir kitap olması temennisiyle…

[i] Bu yazı Kitap Şuuru intisabıdır. (Editörü: Burak Akdağ)

Dr. Muhammed Naim Naimi

Karakum Yayınevi, 1. Baskı, 2019, ISBN: 978-605-2290-31-6

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR