Daramon Seyahatnamesi-Kanuni Devrinde İstanbul-Anadolu-Mezopotamya

 

Zafer SARAÇ*

Türk tarihinin ikbal dönemleri hezimet devirlerinden daha çok ilgiye şayandır. Çünkü zirve hep merak edilir. Yapılan kıyaslamalar neticesinde elde edilen veriler Türkleri medeniyetin son hanesine koyanlara karşı sert bir şekilde kullanılmak için bekletilir. Hele yıkıcı eleştiriye karşı gelişen savunma cephesi hamasete gark olmuş bir zihinden teşekkül etmişse, zirve dönemleri müdafinin en güçlü silahıdır. Fakat modern tarih anlayışına göre fikirler artık objektif gözlerin yorumuyla değer kazanmaktadır. Neticede kinle hamasetin savaşının neticesi aranan bir tarihi yorumu ortaya koymaz.  Bu nedenle farklı tarihi kayıtlarda aranan ilk şey tarafsızlıktır. Ama milli gururu okşayan anlatıları içeren kayıtlar o kadar etkilidir ki objektifliği ikinci plana iterek, dillere pelesenk olmasını bilir. Bu nedenle Türk tarihinin zirvede olduğu yıllardaki gurur verici anlatılar dimağa saplanır ve kolay kolay unutulmaz. Misal Mehmet Akif Ersoy’un “Biz bir zamanlar millet, hem nasıl milletmişiz”[1] mısraında olduğu gibi günümüzün olumsuz şartlarında, geçmişin şanlı günleri güzel bir sığınaktır. Osmanlı Tarihi’nin en çok kullanılan ve en sağlam sığınağı ise Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’dir. Misal bu dönemde Kanuni tarafından Fransız Kralı’na yazılan mektup satır satır her Türk’ün aklında yer eder.[2] Fakat bu dönemi objektif bir şekilde tetkik etmek için yer yer yabancıların yorumlarına da muhtacızdır. Yabancıların cephesinden tarihi tabloyu bir nebze olsun görmek adına bu yazımızda Kanuni Dönemi’nde Osmanlı topraklarını ziyaret eden D’aramon’un seyahatnamesini ele alacağız.

D’aramon 1547 yılında Osmanlı topraklarına Fransa Kralı[3] tarafından yollanmış bir diplomattır. D’aramon bu yolculuğa tek başına çıkmamış, maiyetini de yanında götürmüştür. Bu elçilik heyetindekilerin gördüklerini not almaları D’aramon’un günümüze kadar ulaşan seyahatnamesinin temellerinin atılmasına vesile olmuştur. Seyahatnamenin yazarı Diplomat D’aramon’la beraber yolculuk eden Jean Chesneau’dur.[4] Esasında Osmanlı topraklarını ziyaret eden bu kafilede okur-yazar olanların sayısı fazla olup, her yolcu kendince bir şeyler yazmaya, notlar almaya gayret etmiştir. Fakat notlar içerisinde Chesneau’nun notları diğerlerine nazar daha kalifiye bir görünüm çizdiği için çeviriyi hak etmiştir.

D’aramon sadece İstanbul’u ziyaret etmekle kalmamış, Kanuni’nin ordusuyla beraber İran Seferi’ne katılmış, bu da yetmemiş kendisi için dinî bir vecibe olan Hristiyanlığın Ortadoğu’daki önemli merkezlerini ziyaret ederek Hacı olmuştur. Kudüs ziyaretinden sonra tekrar İstanbul’a dönen D’aramon deyim yerindeyse İstanbul’dan başlayan Anadolu, Suriye, Mısır’ı kat eden büyük bir daire çizerek tekrar Osmanlı payitahtına dönmüştür. Osmanlı topraklarının yüzlerce şehir, kasaba ve etnik topluluk içerdiği düşünülürse; D’aramon’un bu geniş çaplı karadan ve denizden devam eden seyahatinin ehemmiyeti daha iyi anlaşılır.

Bazı seyahatnamelerde hedefteki ülkeye seyahat esnasında yaşananlar es geçilse de D’aramon Seyahatnamesi bunun istisnasıdır. Çünkü Paris’ten İstanbul’a kadar takip edilen güzergâh üzerinde de yaşananlara dair bilgiler kaleme alınmıştır. Yolculuğun İstanbul’a kadar olan kısmının büyük bir bölümü denizde geçmiştir. Zira Fransa’dan sonra Akdeniz aracılığıyla İtalya’ya oradan da Adriyatik’ten Balkanlara çıkılmıştır. Kısa ve öz olan İstanbul’a kadarki kısımda seyyah çevresini kaba hatlarıyla değerlendirmiştir. Ayrıntı içermeyen anlatının sebebi muhtemel yolculuğun devamlılığıdır. Zira geçici ikametin olmaması gözlemleri kısıtlamıştır.

D’aramon’un elçilik heyetinde Jean Chesneau ve diğerlerini tek hedefi daha fazla gözle, farklı bakış açılarıyla, Osmanlı’yı değerlendirmektir. Bu yüzden kaleme alınan birçok şey Fransa’ya dönüldüğünde Kralın ve çevresinin ilgisini cezbetmek amacı taşır. Tabii yazılan bu ilgi çekici gezi günlükleri bazen doğal olarak istihbarat raporunu andırır. Misal Chesneau İstanbul’u tarihi ve kültürü ile tanıtırken, birden şu sözleri gözlemlerine ekler: “(İstanbul) kara tarafından bir gediği bulunan ve çok da iyi olmayan iki surla çevrilidir.” İstanbul’un savunma açıkları, güvenlik sorunları sıradan bir gözlemcinin kale alacağı bir şey değildir.

Üstelik Chesneau’nun İstanbul anlatısı sadece yukarıda bahsedilenden ibaret olmayıp daha fazlasıdır. İstanbul’da gündelik yaşam, saray hayatı, dinî yapı, garip olay ve durumlar kaleme alınmıştır. Ek olarak Chesneau yine görevi gereği siyasî ve idarî yapı üzerinde detaylı bir şekilde durmuştur.[5] Misal saraydaki memuriyetlerin hiyerarşik işleyişi ve kapsamlı şekilde devlet mekanizmasının çalışma şekli hakkında bilgi verilmiştir. Osmanlı devlet örgütünün tepeden tırnağa büyük idarî birimleri açıklanmış, bu idarî çatı altında çalışan devlet görevlileri kalem kalem yaptıkları işler bakımından mercek altına alınmıştır. Ayrıca bütün bu bahsedilen bilgiler kısa ve öz bir anlatıyla notlara eklenmiştir.

Tabiî Chesneau’nun bazen anlattıkları ikbal dönemlerinin güçlü yanlarını, Osmanlı payitahtının ütopik görüntüsünü ortaya koyar tarzdadır. Örneğin; “Hangi şehirde olursa olsun çok az kavga ve tartışma yaşanır. Böyle bir durum vuku bulur da, bu yargıya yansırsa cezası derhal verilir.” (s.38) Güçlü adalet anlayışı güvenlik sorunlarını ortadan kaldırmış gibidir. Örneğin “Geceleri soyulmaktan korkmaya lüzum yoktur; zira değneğiyle gezen bu yalnız adam (bekçi) bir sürü okçusuyla gezen Paris’in gözetleme amirinden çok daha korkutucu ve tedirgin edicidir.” (s. 38) Bu şekilde ara sıra yapılan Paris kıyaslamaları, Fransız başkentinde işlerin İstanbul’daki gibi olmadığını kanıtlar niteliktedir. Yine İstanbul da Chesneau’yu etkileyen garip izlenimler anlatısında bir hayli yer kaplamıştır. Örneğin garip hayvanlardan, güç gösterisi yapan soytarılardan ve kölelerden özellikle bahsedilmiştir.

Jean Chesneau’nun yazdıklarının ikinci kısmı, Anadolu ve Ortadoğu’ya düzenlenen seyahate ayrılmıştır. Seyahatin ilk evresi Kanuni’nin İkinci İran Seferi’ne (1548) denk gelmektedir.[6] Chesneau Anadolu içinde İstanbul’dan Tebriz’e uzanan bu coğrafyada uğradığı şehrin ismini (kimi zaman antik çağdaki ismiyle beraber) muhakkak belirtir.[7] Yer yer ele aldığı bölgede ayrıntıya inmiş olsa da genelde isim vererek geçiştirir. Misal ayrıntı verdiği yerlerden birisi Van Gölü’dür. Bugün halen çıkan meşhur göl balığı İnci Kefali’ni tadan Chesneau bundan bahseder.

Elçi D’aramon’un seyahati fazlasıyla mühim görünse de yolculuğa Chesneau tarafından aynı ehemmiyetin verildiğini söylemek güçtür. Kıyaslama yapılacak olursa; Chesneau’nun siyasî olaylara, bir ordunun içinde hareket etmesine karşın askerî işleyişe daha az değindiği dikkatten kaçmaz. Ama çok sıradan olaylar üzerinde fazla durulur. Misal Elçi D’aramon’un ölen fili, Halep’teki güç gösterileri  (hokkabazlıklar), padişah ve paşalara ait çadırların ihtişamlı görünümü, Chesneau’nun daha fazla ilgisini çeker. Burada dikkat çeken bir husus da Osmanlı Ordusu’nun intizamı üzerine konuşulduğunda, sıkça örnek verilen talan ve yağmaya yer verilmediğine ilişkin kayıtlar, Chesneau tarafından da teyit edilir. Örneğin; “Köylerde hırsızlık yapmamak ve parasını ödemeksizin hiçbir şey almamak konusunda Büyük Efendi’ye (Kanuni)[8] gösterdikleri büyük itaati es geçmek istemem; Ayrıca, hem kendi topraklarında hem de düşman topraklar üzerinde bulunan tarlalarda, hayvanlarına yeşil buğdayları yedirmemek ve hatta onları tarlalara sokmamak konusunda da çok dikkatliydiler.” (s.68)

Elçilik raporunun üçüncü kısmı ise Hac seyahatine ayrılmıştır. D’aramon ve çevresindekilerin bu ziyareti dinî bir motivasyonla yapmaları, Chesneau’nun notlarında görülmektedir. Detaya inilen bu kısım sayesinde 16. yüzyılda Hristiyanların kendileri için önemli olan kutsal topraklara bakış açılarını yakalamak mümkündür. Hristiyanlığa ilişkin Chesneau’nun hâkim bir bilgisi olduğuna şüphe yoktur. Ama Müslümanlık konusunda aynı bilgi birikimine sahip olduğuna dair (“Türklerin Dini” başlığı altında anlattığı kulaktan dolma bilgilerden yola çıkarak) derin şüpheler kendisini göstermektedir. Zira Peygamberimiz ve İslam dini hakkındaki tespitleri kulaktan dolma bilgilerden ileri gitmemektedir. (s. 26-27) Bu da ziyaret edilen ülkenin elçilik heyeti tarafından iyi etüt edilmediğini kanıtlamaktadır.

Yolculuğun son önemli kavşak noktası Mısır’dır. Chesneau’nun Mısır hakkında bir tespiti vardır ki bugün dahi insanı değişik düşüncelere sevk edeceği su götürmez bir gerçektir. Mısır’daki sosyal hayat dile getirilirken kullanılan ifadeler şehrin etnik ağırlığını kanıtlamaktadır. Örneğin; “Söz konusu şehir son derece kalabalık ve insan çeşitliliği bakımından zengindir. Bölge halkına Mağribi adı verilir; kendilerine özgü dilleri vardır. Ancak şu anda o kadar fazla Türk vardır ki Türk dilinden başka dil konuşulmaz.” (s.80) Buna benzer satır aralarına sıkışmış ilgi çekici bilgileri bulmak seyahatnamenin kıymetini tescil etmektedir.

Eser şekil yönünden irdelenecek olursa akademik bir perspektif sunmaktan uzaktır. Öncelikle çevirmenin notlandırmalarla konuyu aşikâr etme çabasını gösterdiğini söylemek güçtür. Zira dönemin siyasî anlatısı es geçilmiştir. Oysaki yoğun siyasî gündemi anlamadan dönemi algılamak çok zordur. Her ne kadar seyyah kısa, öz ve anlaşılır bir şekilde söylediklerini aktarmışsa da seyahat notlarının yine de izaha ve bilgi yönünden bezenmesine ihtiyacı vardır. Ayrıca bir seyahatname için önemli destek unsurlarına eserde yer verildiği söylenemez. Misal seyyahın güzergâhını gösteren bir harita yoktur. Yine eserde onlarca yer ismi verilmesine rağmen bunları gösteren bir dizin kısmı yoktur. Kitabın girişinde tamamlayıcı ve yönlendirici bir biçimde detaylandırılmış bir sunuş kısmı bulunmaz. Sunuş’a ayrılan üç sayfalık malumatın okur, hele hele akademik bilince sahip birey için yeterli olduğunu savunmak güçtür. Eserin bu yönleriyle salt çeviri mecrasında kaldığı, daha ileriye gitmediği belirgindir. Fakat her şeye rağmen satır aralarını takip etmenin okuru fazlasıyla tatmin edeceği gerçeği yadsınamaz. Şekil yönünden hafif olsa da içerik yönünden eserin ağır olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Sonuçta bizi bize anlatan hamaset söylevleriyle haklı olduğumuzu kanıtlamamız güçtür. Bu nedenle Kanuni Dönemi’ni anlatan yerli kaynaklar hemen ilk fırsatta taraflı damgası yerler. Zira Türklerin kendilerine methiye düzdükleri, dönemin o kadar parlak olmadığı, sadece padişahın elkabının muhteşem olduğu gibi birçok yorum yapılır. Fakat şayet devri gören yabancı biri yorum yapıyorsa ve bu yorum Osmanlı lehine taraflı olduğu düşünülen anlatıyla kesişiyorsa, artık dönemin ihtişamına ilişkin görüşler hamasetten sayılmaz. Jean Chesneau’nun notları bu cepheden değerlendirilirse, daha mantıklı çıkarımlar sağlanabilir. Yoğun olmayan ve detayı fazla benimsemeyen Chesneau okuyana tarafsız olarak yaftalanabilecek düşüncelerini aksettirmektedir. Zira nefret söylevleri ya da koşulsuz güzellemeler yerine objektif yorumlar her daim evladır.

 

* www.kitapsuuru.com sitesi Genel Yayın Yönetmeni, Telmih Dergisi Editörü, Tarihçi.

[1] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, İnkılap Yayınları, İstanbul, 2013, s. 191.

[2] Ayrıntılı bilgi için bkz. Jean-Louis Bacque Grammont, (Çeviren: Refet Yinanç), “Kanuni Sultan Süleyman’ın 1. François’ya İki Mektubu”, Ankara Üniversitesi DTCF Tarih Araştırmaları Dergisi, Cilt: 8, Sayı: 14, Ankara, 1963, s. 89-98.

[3] Bu dönem Fransa Kralı 1. François olup, Kanuni döneminde Kanuni’den yardım istemiştir. Elçilik heyeti yolculuktayken 1547 yılında 1. François vefat etmiştir.

[4] Jean Chesneau’nun hayatı hakkında detaylı bilgi bulunmamaktadır. Ama elçilik kafilesinde kâtip olarak görev yaptığı kendi ifadesiyle sabittir. (s.43)

[5] Bu kısımda Osmanlı’nın denizlerdeki hâkimiyetinin teminatı olan Tersane Kurumu için ayrı bir başlık açılarak tanıtılmıştır.

[6] Bu sefere Tebriz Seferi de denilmektedir. Seferle Safevi tehlikesinin tamamen ortadan kaldırılması planlanmış fakat Safevi Ordusu Osmanlı Ordusu karşısına çıkmamıştır. Tebriz kontrol altına alınmış fakat talan edilmemiştir. Safevilere karşı önemli bir kale olan Van Kalesi sefer sonunda ele geçirilmiştir. Osmanlı’nın bölgedeki otoritesi artmıştır. Ayrıntılı bilgi için Bkz. Remzi Kılıç, “Kanuni Sultan Süleyman Devri Osmanlı İran Münasebetleri (1520-1566)”, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İslam Tarihi ve Sanatları ABD, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Kayseri, 1994, s. 213-239

[7] Bu şehir ve kasabalardan bazıları: Kadıköy, Maltepe, İzmit, Sapanca, Sakarya, Göynük,  Düzce, Bolu, Hendek, Gerede, Gölbaşı, Bozoklu, Karacalar, Koçhisar, Hacıhamza, Hacıköy, Amasya, Ladik, Merzifon, Tokat, Sivas, Erzincan, Erzurum, Ağrı, Tebriz, Van, Harput, Diyarbakır vs.

[8] Kanuni’nin ismi hiçbir yerde yazılmamıştır. Bunun yerine Büyük Türk veya Büyük Efendi tabirleri kullanılmıştır.

Jean Chesneau (Çeviren: Işıl Erverdi)

Dergâh Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2014, 102 Sayfa ISBN: 978-975-995-33-17

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR