Çölün Kızı - Gertrude Bell’in Olağanüstü Yaşamı

Zafer SARAÇ*

Dünya tarihinin belirli bir kısmında yön verici olarak belirgin bir rol üstlenmek, idealize edilmiş bir hayatı ulaşılmak istenen hedefler paralelinde yaşamak; kimi zaman dehanın tüm potansiyelini kırıntılarına kadar kullanmakla mümkündür. İngiliz Gertrude Bell’in azim ve kararlılığı ile şekillenen mücadelesi ise dehanın etkisiyle bir kişinin hedefleri doğrultusunda değiştirebileceklerinin üst sınırını kanıtlar nitelikte… Bu yazımızda Tarih ve Kuram yayınlarından 2018 yılında çıkan “Çölün Kızı” isimli kitabı tanıtmaya gayret edeceğiz.

Kitabın yazarı Georgina Howell kendisine bir kadın kahraman ararken ilgisinin odak noktasına Gertrude Bell oturur. Gazeteci kimliğini araştırmacı yapısıyla birleştirerek, bir yazı dizisi ile kahramanını ihya etme çabasını güden Howell çalışmalarını bir adım ilerleterek, elindeki zengin içeriği kitaba dönüştürür. Kendi deyimiyle Bell hakkındaki makalesi 36 yıllık gazetecilik yaşamının en iyi geri dönüşü alır. Almış olduğu yüksek motivasyonla erkek egemen bir toplum içerisindeki kadın kahramanın müthiş direnişini efsanevi bir dille ortaya koymayı amaç edinir. Bu nedenle Howell’ın yazmış olduğu eserin ilk satırından son satırına kadar merkezde Gertrude Bell vardır. Eser kabaca 16 bölümden oluşmakla birlikte Bell’in hayatının dönüm noktaları farklı başlıklar altında ele alınarak okuyucuya sunulur.

Howell’ın eserinin arka planını Gertrude Bell’in değişik zamanlarda yazmış olduğu günlük ve mektuplar oluşturur. Hayatının her anını sistematik bir şekilde yazan ve yazdıklarını farklı yakınlarına yollayan, Bell’in hayatından izler taşıyan, bu notları Howell tarafından eksiksiz bir şekilde toplanmış tasnif edilmiş ve anlamlı bir sıra halinde okuyucuya sunulmuştur. Anlatılan döneme ilişkin eldeki materyal anlamlı bir sentez oluşturacak şekilde hikâye edilmiştir. Howell bazen sözü direk Bell’e bırakarak, alıntıladığı kısımlar ile eserin otobiyografik bir konsepte kavuşmasına neden olmuştur. 

Biyografik eserlerde yaşama ilişkin bilgilerin direk sunulması okuyucuda kimi zaman antipati yaratırken Howell’ın eserinde bu şekilde bir tepkinin oluşması mümkün değildir. Çünkü olaylar bir roman havasında anlatıcının kaleminden okuyucunun ilgisine sunulmuştur. İlgiyi canlı tutacak argümanlar satır arasına gayet iyi bir şekilde serpilmiş, sürükleyici tarzda merak sürekli kamçılanmıştır.

Biyografinin başarısı bir yerde anlatılan zeminin iyi bir şekilde çizilmesiyle başarıya ulaşır. Gertrude Bell’in yaşadığı dünyanın çok yönlü panoramasının sunulması biyografik bilgiyi tamamlamıştır. Ana karakter olarak merkeze yerleşen Gertrude Bell’in yanı sıra hayatına giren karakterler hem ana karakterin yazdıklarından, hem de eldeki verilerin ışığında çok iyi nitelendirilmiştir.

Mekân, karakter ve olay örgüsünün çok iyi bir üçlü sacayağı şeklinde kurulduğunun görülmesine rağmen, olaylar üzerindeki yorumların tek taraflı bakış açısını yansıtacak şekilde ideolojik olduğu gözden kaçmamaktadır. Yazarın bakış açısı Gertrude Bell’in bakış açısıyla kesiştiği gözlemlenirken, Osmanlı-Türk antipatisinin oluşmasına mahal verecek derecede suçlayıcı yorumlar bir milleti ve devleti sorgusuz yargılamaktadır. Buna karşın Arap bağımsızlık hareketinin haklı olduğu her fırsatta vurgulanmakla birlikte, Ortadoğu eksenli bölücü faaliyetlerin icracısı olarak Bell taltif edilmektedir. Ayrıca Arap şeyhlerinin mensubu bulundukları devlete karşı olumsuz faaliyetleri destansı bir dille taçlandırılmaktadır.

Eserin geniş bir tarihi malumatı muhteva ettiği rahatlıkla söylenebilir. Fakat anlatının genelinde olduğu gibi bu bilgi içeriğinin de yanlı yayınların paralelinde bir seyir izlendiği fazlasıyla aşikârdır. Alameti kendinden menkul bazı bilgilerin kaynaksız afişe edilerek haksız sert yorumlarla yargılayıcı bir şekle büründüğü dikkat çekmektedir. Örneğin; “Kentte pek çok gizli örgüt ve topluluk faaliyetteydi ve sultan(Abdülhamid) kendi yaşamı boyunca muhtemelen yarım milyon kadar insanın ölümünden sorumluydu. Öldüklerinden emin olmak için kurbanlarının kafalarının bir kutuya konularak kendisine getirilmesini emrediyordu(s.363)” Bu şekilde bir Osmanlı Padişahı portresi çizilirken, bir önceki sayfada eleştirinin dozu daha da ağırlaşmakta “Psikopat” tabiri Sultan Abdülhamid için kullanılmaktadır. Eserin iyi bir kaynakça kullanılarak bina edildiği belirgin bir gerçek, fakat yanlı kitapların takip edildiği ve bu çifte standardın çoğu zaman Türkleri ve Osmanlıyı zalim, despotik, hilekar, kötü olarak lanse ettiği görülmektedir. Üzerinde güneş batmayacak bir sömürge imparatorluğunu kuran Emperyalizmin baş icracısı İngiltere’nin tarihi geçmişini ikinci plana iten yazarın Osmanlı nitelendirmesi dikkate şayandır: “Türkler beş yüz yıl boyunca Mezopotamya’yı sömürmüşlerdi… Türk bürokrasisi Mezopotamya’nın üzerine böl-yönet taktiğiyle karanlık bir imparatorluk halinde çökmüştü.(s.303)”Tarihi açıdan tartışmalı olduğu bile kabul edilemeyecek konularda bile yargısız infaz tarzı direk hüküm giydiren bilgiler İngiliz okurunda nasıl bir intiba oluşturacağı gerçekten merak konusudur. Örneğin Ermenilere karşı Türklerin tutumuna sürekli katliam yaftası iliştirilmektedir: “Bu Hristiyan halk(Ermeniler) soykırım kurbanı olmuş, on dördüncü yüzyıldan beri de Rusya, Türkiye ve İran’ egemenliğinde çileli bir şekilde yaşamıştı… Türkler hain Ermenilerin Doğu Anadolu’dan çıkarılmalarını emredecekti. Evlerinden sürülmeden önce öldürülmeyenler de, bu defa güneye doğru zorlandıkları göç esnasında açlık yorgunluk ve hastalıklardan öleceklerdi. Bu şekilde ölenlerin sayısının 300.000 ile 1.500.000 düşünülür.(s.352)”  Türklerin böylesine nitelendirildiği bir anlatıda İngilizlere kurtarıcı payesi verilirken, casus kimliği baskılanan Gertrude Bell özgürlük savaşçısı rolüne bürünmektedir.

Yazarın Gertrude Bell’e olan umarsız hayranlığından olsa gerek bazen genel olarak kabul görmeyecek anlayışlar bile yazarın dilinden olağan şekilde lanse edilmektedir. Örneğin Gertrude Bell’in kadın hakları konusunda bir kadın olması hasebiyle aykırı ve kabul görmez tutumu ki -Bell kadınların oy hakkına muhalefet etmiştir- yazar tarafından gayet olağan olarak tanımlanmıştır. İlerleyen satırlarda Bell’in Müslüman Kadınlar için Irak’ta yaptığı faaliyetlerin sunulması ise; yazar tarafından geçmişinin temizlenmesine girişilmiş ve bu tavır fazlasıyla eğreti durmuştur.

Howell’ın konusuna yeterince iyi odaklandığı malum olmakla birlikte, mektup ve yazılı belgelerin olmadığı Bell’in hayatının karanlıkta kalan kısımları için önsezilerini fazlasıyla kullandığı izlenimini veren kısımların yoğunlukta olduğu belirgindir. Özellikle bazı bölümler anlatılırken ilhamdan beslendiği görülmektedir. Yazarın Bell’i fazlasıyla içselleştirmesinden kaynaklanan bu tutumu sayesinde olası tahminleri daha tutarlı bir hal almaktadır. Anlatının merkezi teması duygusal alana yaklaştığında Howell’ın dili daha etkili bir moda girerek, okuyucuyu kendine çekmektedir. Yaşananların aslında ne olduğundan ziyade nasıl olabileceğine ilişkin detaylı yorumların okurun hayal gücünü zenginleştirdiğine şüphe yoktur.

Eserin dilinin akıcı kolay anlaşılır olduğundan çevirisinin iyi bir şekilde yapıldığı görülmektedir. Anlatımın akışışını bozan ve okumayı zorlaştıran etmenlerin olmaması eserin pozitif yönleridir. Eserde mektuplardan günlüklerden yapılan ithaflar topluca son kısımda verilmesine rağmen kullanılan zengin kaynakça dipnotlarla verilmek yerine toplu şekilde eserin sonunda sunulmuştur. Bu nedenle eserin bilimsel bir yapısı olduğunu ve akademik bir perspektif sunduğunu söylemek güçtür. Bununla birlikte daha sonra yapılacak akademik çalışmalar için eserin kullanılabileceği rahatlıkla belirtilebilir. Çünkü Gertrude Bell Ortadoğu tarihi için başat bir karakter olup, onun hayatından yola çıkarak birçok sonuç elde edilebilir. Ayrıca kitabın sonuna eklemlenen kronoloji ve indeks gibi kısımların akademik araştırma yapacakların işini kolaylaştıracağı açıktır.

Görsel içerik yönünden de eserin iyi bir vizyon sunduğu belirgindir. Fakat bu görsel malzemenin en azından kuşe kâğıtla sunulması görüntüleri daha net bir konuma kavuşturabilirdi. Bell’in yaşamı anlatılırken zikredilen yer isimleri güzergâhlar ise haritalar vasıtasıyla şekle şemaile kavuşturulmuş olup, okuyucunun aklındaki soru işaretleri bu haritalar kapsamında netleştirilmiştir.

Sonuçta Ortadoğu’nun siyasi şekillenmesinde önemli bir rol oynayan, bölgedeki Arap isyanının alevlenmesini sağlayan önemli bir tarihsel figürün hayatı en ince ayrıntılarına varıncaya kadar kaleme alınmıştır. Günümüz Ortadoğusu’nun yaşadığı sorunların merkezinde yer alan mezhepçilik ve etnisite sarmalının kaynayan kazana dönmesinin mesulü olan şahsiyetler kahraman mertebesine neye göre yükseldiği ortaya çıkmıştır. Bakış açısıyla netleşen bu biyografik duruşun değişkenliğindense objektifliğinin ön planda olması tarihe karşı bir ödevdir. Eserin tarihe karşı ödevini ne derece yerine getirdiği tartışmalı olsa da Gertrude Bell ve biyografi türüne karşı görevini tam manasıyla ifa ettiği açıktır.

* Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Genel Türk Tarihi Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Programı Öğrencisi, zafersarac@hotmail.com

Georgina Howell-(Çeviren: Cengiz Yücel)

Tarih ve Kuram Yayınları, İstanbul, 2016, 520 Sayfa, ISBN: 978-605-983-32-57

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR