Coğrafyadan Vatana Fikri Yazılar

Semanur ULU*

Remzi Oğuz Arık diyince…

1899 yılında Adana’nın Kozan ilçesine bağlı bir köyde dünyaya gelen Remzi Oğuz Arık çocukluk yıllarını burada geçirmiştir. Kozan’da başladığı eğitim hayatına Selanik, İşkodra, İzmir ve İstanbul gibi farklı şehirlerde devam etmiştir. Balkanların kaybına şahit olan Remzi Oğuz’un tüm hayatı boyunca yazdığı ve söylediği her şeyde bu tecrübenin izlerini görmek mümkündür. İstanbul’daki öğrencilik hayatı sırasında Türk Ocağı’yla tanışan Remzi Oğuz Arık, Turancılık ideolojisinden etkilenir. İstanbul’da öğretmenlik yaparken felsefe bölümünü bitirdikten sonra 1926 yılında devletin açtığı bir imtihanı kazanarak Fransa’ya eğitim için gönderilir. Ancak Fransa’daki tecrübeleri onu Turancılık idealinden uzaklaştırıp Anadoluculuğa yaklaştırır. Fransa’da iken Türk düşüncesinin önemli isimleri ile tanışma fırsatı bulur. Nurettin Topçu, Mümtaz Turhan, Ahmet Kutsi Tecer bu isimlerdendir. Avrupa’daki öğrencilik hayatı sırasında birtakım faaliyetler yürüten Remzi Oğuz, 1931’de Türkiye’ye dönerek çeşitli görevler üstlenir. 1939 yılında her Türk milliyetçisinin o dönemlerde karşısına heyula gibi dikilen ve fikir ve ifade özgürlüklerini kısıtlamayı marifet bilen isimlerden bazılarınca hedef seçilmiş, bu yüzden de DTCF’deki görevinden ayrılmak zorunda kalmıştır. 1940’lı yılların başı, yani 1944 Türkçülük-Turancılık davasına kadar, milliyetçilik üzerine yazıp çizmiştir. Bu dava kapsamında tutuklansa da bir süre sonra serbest kalmıştır. 1950’de DP milletvekili seçilerek siyasete adım atan Remzi Oğuz, 1952’de bu partiden ayrılarak bazı arkadaşlarıyla Türkiye Köylü Partisini kurmuştur. Bu partinin genel başkanlığını üstlenmiş ve bu görevi yürütürken 1954’te uçağının havada patlaması sonucu hayatını kaybetmiştir. Coğrafyadan Vatana Fikri Yazılar’da onun çok farklı konulardaki düşüncelerini görmek ve öğrenmek mümkündür. İktisat, köy, şehir, tarih, milliyetçilik, kültür, medeniyet, uluslararası ilişkiler gibi çok çeşitli alanlarda yazılarının derlenmesiyle oluşturulmuş bir eserdir.

Köy diyince…

Remzi Oğuz, döneminin önemli bir meselesi olan köyün ve köylülüğün üzerinde ısrarla ve ihtimamla durmuştur. Bilhassa Türkiye’yi bir köy yığını olmakla eleştirenlere karşı köy ve şehir ayrımını ısrarla savunmuştur. Köy ve kentin farklı yaşama, ilerleme şartları olduğunu kabul etmek mecburiyetinde olunduğunu belirtmiştir. (s.65) Bu fikirler günümüz için de önemini ve güncelliğini koruyan bir tartışmanın merkezinde durmaktadır. O günlerde köy ve kentin iki ayrı realiteye denk düştüğüne bakılmaksızın Türkiye’ye köy yığını yakıştırması yapılıyordu. Bugün de köylerin özgün yapılarını ve özerkliklerini muhafaza etmelerinin gerekliliği göz ardı edilerek bir köy kıyımı yapılmakta. Özellikle 6360 sayılı kanunla beraber büşükşehir belediye sınırlarının il mülki sınırları olarak değiştirilmesi sonucu büyükşehirlerin çeperindeki köyler mahalle adını alarak hüviyetlerini kaybetmişlerdir. Bu alanlar faaliyet olarak hâlâ kırsal üretim biçimini sürdürse de adı mahalle olmuştur. Denk düşmediği bir gerçekliğin kanununa göre muamele görmeye mahkum olmuştur. Bir diğer yandan bugün köy hâlâ kanayan yaramızdır. 442 sayılı köy kanunu 1924 yılında yapılmıştır. Belediye ve büyükşehir belediye kanunları yapılıp değişiklikler geçirmesine rağmen köy kanunu büyük oranda aynı kalmıştır. Bu da ihtiyaçlara yeterince cevap verememesi sonucunu doğurmaktadır. Dolayısıyla Remzi Oğuz’un bir dönemin Türk siyasî hayatına ışık tutan bu yazılarını okurken günümüze dair çıkarımlar yapmak ve bazı karşılaştırmalarda bulunmak da mümkündür.

Milliyetçilik diyince…

Remzi Oğuz’un fikri yazılarının iskeletini büyük oranda milliyetçilik düşüncesi oluşturmaktadır. Onun milliyetçilik görüşünün oturduğu ana kaideyi anlamak için şu cümlelerini aktarmak yerinde olacaktır: “Hiçbir milletin doğuşu öbürünkine benzemez. Her millet kendine mahsus şartlar içinde, ayrı bir zamanda kuruldu; kuruluyor. (…),birçok milletlerin bulunduğu şu dünyada, tek “millet” tarifi olabilirse de “tek milliyetçilik” yoktur. Ne kadar millet varsa o kadar milliyetçilik vardır, diyebiliriz.” (s.55)

Remzi Oğuz milliyetçiliğin statik ve dinamik olmak üzere iki unsur üzerine kurulu olduğunu söyler. Buna göre değişmez, kalıcı bir kökene sahip olan toprak, dil, tarih, soy gibi unsurlar milliyetçiliğin statik tarafını oluşturur. (s.265) Buna karşın Türk milliyetçisinin gerçekleştirmeye çalıştığı birlikler dinamik unsurlardır. (İktisat birliği, gönül birliği, görüş birliği vb.) İdeolojilerin en kudretlisi olarak nitelediği milliyetçiliğin bir topluluğu şahsiyet olmaya eriştiren yol olduğunu söyler. (s.264) Onun milliyetçiliğinde Balkan Savaşlarının açtığı yarayı gönlünde ve zihninde taşıyan her aydın gibi azınlıklara olan soğuk bakışın etkisi görülmektedir. Bir yandan da Türk dış politikasının temel ilkeleri ile örtüşür şekilde dış politikada irredantizme karşı olduğunu her fırsatta dile getirmektedir. Anadoluculuğu da zeminini bu düşüncede bulmaktadır. Başkasının toprağında gözü olmayan tek devlet olarak nitelediği Türkiye’nin kendi kendine yetebileceği bir iktisat geliştirerek kurtulabileceğine ve yükseleceğine inanmaktadır. Bu iyi niyetli yaklaşımın bazı yönlerden sorunlu olduğu açıktır. “Bizim Milliyetçiliğimiz” başlıklı yazısında halis Türk milliyetçiliğinin Milli Mücadele ile başladığını kabul etmektedir. (s.269) Anadoluculuğunun tarihsel bir gereklilik olduğunu kanıtlamak üzere bir takım örnekler vermektedir. Osmanlıcılık ve Turancılık idealleri yüzünden Osmanlı’nın son dönemlerinde ideolojinin ağırlık merkezi anavatan dışında kurulmuş, emeller başka yere çevrilmiş, aslında müstemleke olan yerler idealin bizzat vatanı haline gelmişti. (s.269-270) Buradaki müstemleke sözcüğünün de tartışmaya açık olduğu ortadadır. Zira bu sözle Osmanlı’nın bir emperyal devlet olduğu iddiası kabul edilmektedir. Diğer bir yandan Remzi Oğuz Arık, demokrasi ile ilişkisini de milliyetçilik dolayımı ile kurmaktadır. Ona göre Milliyetçilik “mystique” (mistik) bir yöne sahiptir ki bu “halktan”(demos) müteşekkildir. Bu ilkeye riayet etmek demokrasiyi zorunlu kılmaktadır.

Ve sair…

Eser oldukça geniş bir içeriği haizdir. Yukarıda bahsedilen iki başlık birkaç yazının ortak konusu olması veçhile ayrıca ele alınmıştır. Bunun yanı sıra anadoluculuk, iktisadî hayat, din, dil, tarih, kültür, coğrafya, toplum, eğitim, demokrasi gibi pek çok konuda Remzi Oğuz Arık’ın kaleme aldığı pek çok yazı bulunmaktadır. Bu geniş yelpazeye yayılan tüm yazılarda bir yandan Remzi Oğuz Arık’ın fikrî ve siyasî duruşunu anlarken bir yandan da dönemin siyasî hayatına, güncel sorunlarına ilişkin ipuçları yakalamak mümkündür.

* Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Lisans Öğrencisi

Remzi Oğuz Arık (Haz: Ezel Erverdi, M. İhsan Kara)

Dergah Yayınları, Ekim 2017, İstanbul, 512 Sayfa, ISBN: 978-975-995-818-3

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR