Bir Sahte Dervişin Orta Asya Gezisi

Eyüp YILMAZ*

Eserimizin tahliline geçmeden önce kısaca Arminius Vambery’nin ilgi çekici yönlerinden bahsetmemiz gerekir. Vambery ilgi çekici bir hayata sahip ve bu ilgi Siyonizm’in ünlü lideri Theodor Herzl tarafından da vurgulanıyor. Herzl, Vambery ile görüşmesi sonrası günlüğüne şunları yazar: “Yetmiş yaşını aşkın bu topal Macar Musevi’sinin şahsında dünyanın en ilginç insanlarından birini tanıdım. Kendisinin Türk mü, yoksa İngiliz mi olduğuna bir türlü karar veremeyen bu insan, Almanca kitap yazmakta, on iki dili aynı akıcılıkta yazmakta, on iki dili aynı anda konuşmaktadır.”[1] Herzl ’in de günlüğünde yazmış olduğu üzere bu yönü bizimde ilgimizi çekmiştir. Siyonizm’in sadık hizmetkârlığı, sahte dervişlik, gezginlik, kâşiftik, Türk-Macar soy birliği savunuculuğu, Türk hayranlığı ve dostluğu, Jön Türklerin akıl hocalığı, devletlerarası arabuluculuk gibi niteliklere de sahiptir. Vambery Türklere de hayranlık duymaktadır. Sultan II. Abdülhamit’in de dikkatini çeken Vambery Yıldız Sarayında Sultan’ın davetiyle konuk olarak ağırlandı. Bozulma noktasına gelen Osmanlı-İngiliz ilişkilerinde arabuluculuk yapacak bir isme ihtiyaç vardı. Sultanın güvenini kazanan tek yabancı olan Vambery Türk-İngiliz dostluğunun tehlikeli boyutlara ulaşan Rus yayılmacılığına set çekeceği düşüncesi ile bu teklifi kabul etti. Böylelikle Vambery’nin İngilizler hesabına casusluk ve arabuluculuk dönemi başlamış oldu. Abdülhamit ile ilişkiler sürerken Jön Türklerle de görüşmeler yapmaktan çekinmedi. Vambery İslam ve Batılaşma üzerine Jön Türklere ders vermiştir. Bunun yanı sıra Saray aristokrasinin çocuklarına da dil eğitimi vermiştir. II. Abdülhamit’in kız kardeşi Fatma Sultan’a Fransızca dersleri vermiştir. 14 Eylül 1913’de öldüğünde hafızalarda Türk dostu olarak yer edinmişti. Bir Sahte Dervişin Orta Asya Gezisi isimli ele alacağımız eser 19.Yüzyılın ikinci yarısına gelindiğine hala bilinmezliğini koruyan Orta Asya’ya Vambery’nin gerçekleştirdiği seyahat hakkında son derece önemli bilgiler içermektedir. Oldukça zor bir zamanda kolay kolay seyahat edilemeyecek bir coğrafyaya özellikle de yabancı birinin, bir batılının gezmesi imkânsızdı. Bu uğurda birçok seyyah canını kaybetmiştir. Vambery bu seyahati ile bir imkânsızı başarmıştır. Vambery bu seyahatini derviş kılığına bürünerek oldukça zor şartlar içerisinde gerçekleştirmiştir. Tabii bu seyahatin başarılı olması onun çalışkanlığına ve üstün zekâsına bağlı olarak başarılı olmuştur. Bu gezilerde Vambery çevresine kendisini Derviş Reşid Efendi olarak tanıtmıştır. Uzun bir hazırlık süreci sonrası Trabzon üzerinden Erzurum’a Erzurum’dan İran’a zorlu gezisine başlamıştır. Gezisinde Vambery kendisine bir amaç edinmiştir bu amaç onun için kutlu bir amaç ana dilinin kaynak ve kökenini araştırma ve inceleme arzusu. Kendisi amacını şu şekilde özetler; “Ne ki amacım konusunda doğru fikir edinemediğimden, dil araştırmalarımı daha ileri götürmek için Orta Asya’ya bir gezi yapmaya ve bu geziyi bir Türk, daha doğrusu bir İstanbullu efendi nitelik ve giyiminde yapma kararı verdim.”[2] Diyerek amacını özetlemiştir. Vambery derviş kılığına öyle bir bürünmüştür ki onu bir Müslümandan ayırt etmek oldukça zor bir hâl almıştır. Zaten seyahatin başarılı olmasından da bunu anlamaktayız. Bu topal yer yer Orta Asya vahalarında susuz ve aç kalmış, hayati tehlikelerle baş başa kalmış, yeri gelmiş bazı kişiler tarafından durumu anlaşılacak noktaya gelmiş ama Vambery oldukça sivri zekâsı ile insanları kendisine inandırmayı başarmıştır. Bu eseri önemli kılan ise dönemin Türkistan’ının, gizemli bölgeleri hakkında oldukça önemli bilgiler vermektedir. Gezisine uzun bir hazırlık süreci sonrası Tahran üzerinden başlayan Vambery gezi sırasında hanlık merkezleri olan Hiyve, Buhara ve Semerkant’a uğramış Semerkant’tan Herat’a, oradan Tahran’a geçerek 28 Mart 1863’te çıktığı yolculuğu tam bir yılda tamamladı. Bu gezisi sürecinden birçok göçebe topluluğu tanıma fırsatı bulan Vambery Türkmenler hakkında önemli bilgiler aktarır her bireyin oymaklara sıkı bağları olduğunu aktarır. Geleneklerinden oldukça etkilendiğini belirtmesinin yanında onları barbar ve haydut olarak görmektedir. Onların İslamiyet’i benimsemelerine rağmen geleneklerinin hâlâ İslami inanışlarının önünde olduğunu vurgulamıştır. Tahran üzerinden İran topraklarından geçerken ise Sünni hacı grubu olduklarından dolayı Şii halk tarafından yol üzerinde hakaretlere uğramalarını oldukça şaşkınlıkla aktarmış ve bu insanların mezhepçiliğini gözler önüne sermiştir. Hiyve’de gördükleri de seyyahımızı etkilemiş toprakların ekin yığınlarıyla dolu ovaların güzelliği, emirlik merkezinde ki kubbe ve minareler uzaktan baktıklarında kendilerini etkilemiştir. Hiyve’ye vardıklarında emir tarafından ağırlanan Vambery burada teşrifat usulü ve hanın kabul töreni hakkında zengin bilgiler aktarır. Hiyve’nin ziyafetleri Vambery’i etkileyen başka bir husus hacı arkadaşlarının ve kendisinin evlere ziyafetlere davet edildiği daveti kabul etmediklerinde zorla götürüldüklerini belirtir ki insanların burada bu davranışla Allah’ın rızasını kazanma amacı güttüğünü belirtir. Yemek kültürlerine değin bilgilere de burada rastlarız. Derviş kılığında en iyi zamanlarını ise Hiyve’de geçirdiğini belirtir. Hiyve sonrası ise Buhara’ya geçilir. Buhara’nın tarihi ve nüfus yapısına dair burada da bilgiler aktarılır. Buhara çarşıları seyyahın ilgisini çeker Orta Çağ’da ki Avrupa çarşılarına benzetir bu çarşıları. Buhara da Taciklerin çok bulunduğunu ifade eden Vambery burada yaşayan Kırgızlardan ise övgülerle bahsetmektedir. Kırgızların gelenek ve göreneklerine, beslenmelerine dair zengin anlatımları bulunmaktadır. Buhara’nın ardından Semerkant’a geçilir ve buranın Timurlu mimarisi yazarı oldukça etkiler ve mimariden önemle bahsedilir. Vambery burada Emir Timur’un türbesini ziyaret eder ve Türbe’nin yapısı kendisini etkiler ve türbeden övgü ile bahseder. Emir Timur’un lahit ’ini ziyaret etme fırsatını da bulur. Halkın Emir Timur’dan bahsederken henüz ölüm haberi Otrar’dan yeni gelmiş gibi davrandığını aktarır. Semerkant Rasathanesinin son durumu hakkında bilgiler verir ve buranın kötü durumda olduğunu aktarır. Semerkant’tan Herat’a geçer burada ise Hz. Ali’nin mezarı olduğu söylenilen Mezarı Şerif hakkında oldukça hayranlık içeren düşüncelerini yazar ve Herat’ın kırmızı güllerinin bu mezar üzerinde oldukça hoş bir görüntü sergilediğini biz okurlara aktarır. Daha sonra ise dönüş vakti gelir Herat’tan Tahran’a dönüş yoluna koyulan Vambery arkadaşlarından ayrıldığı vakit hüznünü bildirir. Onlara gerçek kimliğini açıklamayışını kendisine vicdan yapar. Seyahatin sonlarına doğru bir arkadaşına gerçek kimliğini açıklar ve onun şaşkınlığını belirtir.

Vambery Orta Asya gezisi sonucu elde ettiği bilgileri İngiliz Coğrafya kurumuna teslim eder ve gezisini tamamlar. Orta Asya hakkında zengin bilgilere sahip bu eser Orta Asya’ya merakı olan okurları memnun edecek bilgiler içeren bir eserdir. Eser Kitapevi tarafından yayına hazırlanmıştır, okumuş olduğum eser dördüncü baskı olmasına rağmen basit ve amatörce yazım hatalarıyla dolu olması yayınevinin büyük bir kusuru olarak ortadadır. Bu eserin dördüncü baskısı olmasına rağmen ise bu değerli eseri yayına hazırlarken yayınevinin özen göstermemesi oldukça üzücü bir durumdur. Bu hataları göz ardı edecek olursak eser Orta Asya hakkında oldukça önemli bir seyahat raporu olmuştur. Şu soruyu da sormadan geçemeyeceğim Türk dostluğu vurgulanan Vambery’nin burada bir casusluk faaliyeti ne kadar doğrudur düşünmeden edemiyorum acaba Vambery bu dostluğa sadık kalabildi mi?  Soru tarafımca cevapsız kalmıştır. Eser Orta Asya hakkında bilgiler içermesi tarihimizin belli bir dönemi hakkında önemli bir bilgi kaynağı olma özelliği kazanmıştır.

*Sakarya Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Lisans Öğrencisi, trk.eypylmz@gmail.com

[1] Arminius Vambery, Bir Sahte Dervişin Orta Asya Gezisi, s.11

[2] Arminius Vambery, a.g.e, s.43

Arminius Vambery

Çeviren: Abdurrahman Samipaşazade Abdülhalim

Kitapevi Yayınları, 4.Baskı, İstanbul,2012, 228 Sayfa, ISBN: 978-605-4208-33-3

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR