ETKİNLİKLER:

Bir Osmanlı Askerinin Anıları – Başkan Savaşı’ndan Kurtuluş’a

Ömer KARABAYIR*

Tarihî meseleleri anlamak için başvurulabilecek kaynaklar arasında anı / hatıra türü önemli bir yer tutar. Yaşanan bir olayın bizzat şâhidinin dilinden aktarılması her zaman merak uyandırıcı ve ilgi çekici olmuştur. Ancak tamamen serbest biçimde kaleme alınan anılar, bilimsel özellik taşımadıkları için gerçek tarih olarak algılanmamalıdır. Yazarın, yazılarını kaleme alırken duygularını katabileceği ihtimâli unutulmamalı, bu kitaplar ilgili dönem hakkında fikir edinilebilecek ve tarihe yardımcı referanslar olarak düşünülmelidir.

Tarihî konuları ele alan anıların bana göre en önemli özelliği ders verici nitelikte olmalarıdır. Tarihin ta kendisi olmadığı hâlde, meselelerin anlaşılmasına ışık tutarlar. Ayrıca, tecrübe edilmiş vakaların paylaşılması geleceğin şekillendirilmesinde etkili olur. Tanıtımını yapmaya çalışacağım “Bir Osmanlı Askerinin Anıları – Balkan Savaşı’ndan Kurtuluş’a” adlı kitabı bu açıdan önemli görüyorum. Zira kitabın isminde belirtilen Osmanlı askeri, bir savaş ortamında yaşanabilecek birçok şeyi yaşamıştır. Bunlara açlık, yokluk, özlem, hatta esaret dâhildir.

Bahse konu kitap, “Kadıköylü Hamit Bey” olarak bilinen muhabereci bir Osmanlı askerinin 1910-1923 yıllarında geçen askerlik anılarını içerir. Anıları derleyip toparlayan ve yeniden kaleme alan torunu Levent Alpat, kitabın girişinde dedesi Hamit Bey’in hayatından kısaca bahseder. Bu sayfalarda Hamit Bey’in okumayı ve yazmayı çok sevdiğini, Aydın’daki kimi yerel gazetelerde yazılar yazdığını öğreniyoruz. (s.8) Hamit Bey’in uzun yıllar askerlik hizmetinde bulunması, askerliği süresince savaşlara katılmış olması ve savaşların acı yanlarını tecrübe etmiş olması ile beraber aydın karakterinin bulunması kitabın dikkate alınabileceğine işaret sayılabilir. Öte yandan Kurtuluş Savaşı’nın ardından mesleğine gazeteci olarak devam etmesi durumunun, Hamit Bey’in, yazılarındaki anlatıma gözlem gücü ve titizlik olarak yansıdığı görülüyor.

Sunuş bölümü haricinde üç bölümden oluşan kitabı yayına hazırlayan Ahmet Mehmetefendioğlu ve Ozan Arslan, Sunuş bölümünde kısaca savaş yıllarına, Osmanlı İmparatorluğunun savaştığı cephelere ve Hamit Bey’in bu ortamlardaki konumuna değinmişlerdir. Bu girizgâh, anıların yaşandığı dönemi gözümüzde canlandırabilmek için faydalı olmaktadır. Önsöz bölümünde ise bu defa Hamit Bey’den birkaç paragraf okuru karşılar. Burada Hamit Bey’in şu önemli tespiti çok dikkat çekicidir: “Bütün bu yazdıklarım aynendir. Ne ilave ne de abartı yaptım. Bunları okuduktan sonra, o senelerde yetişmiş olan bizleri karşınıza alarak o dönemin yorumunu yaparsanız, göreceksiniz ki çok sağlam bir nesilmişiz, öyle kolay kolay ölmedik; ama yavaş yavaş eridik ve bugüne geldik.” (s.22) Bu sözlerde hem övünç hem de ince bir sitem iç içedir ve bu durum, üzerinde kafa yorulması gereken bir durumdur. Kitabı okuduktan sonra, uzun savaş yıllarının ardından ülkenin hâli göz önüne getirilerek Hamit Bey’in neyi kastettiği daha iyi anlaşılacaktır.

Kitabın birinci bölümü 1. Dünya Savaşının başlangıcına kadar yaşanan hâdiselere ayrılmıştır. Balkan Savaşında zuhur eden yokluk hâli bu satırlarda sıklıkla kendisini gösterir. Bunun yanında, Hamit Bey, başından geçen bazı gülünç olayları da aktarmıştır. Ayrıca, İstanbul Kadıköy’de doğup büyüdüğü hâlde bir İzmir aşığı olan Hamit Bey, bu bölümde İzmir anılarına da yer vermiştir. Bu nedenle kitabın zaman zaman bir seyahatnameyi andırdığı söylenebilir.

İkinci bölümde Hamit Bey, Maraş, Malatya, Diyarbakır, Mardin gibi doğu illerindeki görevleri esnasındaki ve Kafkas Cephesindeki anılarından bahseder. Aslında kitabın ilk bölümü, tipik savaş tarihi anılarından farklı bir özellik göstererek tamamen karamsar bir yapı sergilemiyor. Hatta savaşın başlangıcına kadar anlatılagelen anılarda çoğu zaman tebessüm ettiğimi söyleyebilirim. Ancak bu bölümde artık savaşın acı seyri kendisini bolca hissettiriyor. Hamit Bey’in İngiliz esaretinde geçen günleri de bu bölümde okuru karşılıyor. Bir Türk askeri olan Hamit Bey’in, özellikle esaret günlerini nasıl geçirdiğinin dikkatle incelenmesi ve üzerinde düşünülmesi gerektiğine inanıyorum. Ayrıca Kafkas cephesinde silâh arkadaşlarının yoklukla, soğukla ve açlıkla baş etmeye çalıştığı esnada Alman askerlerinin, bu sıkıntıları çekmemesi dikkate değer bir diğer durumdur.

Kitabın üçüncü ve son bölümünde Kurtuluş Savaşı, Sakarya Muharebesi ve ordu komutanı Ali İhsan Paşa’ya yer verilmiştir. 1920 yılı Kasım ayı ortalarında esarette bulunduğu Mısır kamplarından İstanbul’a adım atan Hamit Bey, gördükleri karşısında âdeta şaşar kalır. İstanbul’da İngilizlerin Türklere karşı gösterdiği tavır Hamit Bey’in şu satırlarla isyanını dile getirmesine neden olmuştur: “Kendi yurdumuzda, herkesin gözü önünde hakarete uğramak ve bir şey yapamamak aczi içinde bulunmak, esarette bile böyle hareketler görmemiş olan bizleri çileden çıkarıyordu.” (s.134) Bu satırlar, birçok kişiye Fatih Kerimî’yi hatırlatabilir. Kerimî de İstanbul’daki anılarında benzer şikâyetlerde bulunmuştur. Hamit Bey kitabın bu bölümünde Sakarya’daki Yunan mezâlimine de yer vermiştir. Zulmün boyutunun yakından görüldüğü satırlar kitabın en can yakıcı, aynı zamanda acı ama gerçek olan taraflarıdır.

Yakın tarihimizi ve savaş yıllarını anlatan birçok anı / hatıra kitabı vardır. Ancak anıların kaleme alındığı 1965 yılında bu tür kitapların oldukça yetersiz sayıda olduğunu bizzat Hamit Bey belirtmiştir. Kırk üç senedir (1965), Türk gençlerine İstiklâl Savaşının hangi şartlar içinde kazanıldığı hakkında yazılmış bir kitap olmadığını dile getirmiş; yazılan eserlerde de ancak edebiyat yapıldığından, övgüler düzüldüğünden, işin iç yüzünün gerektiği gibi aktarılmadığından şikâyet etmiştir. (s.150) Sakarya Harbindeki üstün hizmetlerinden ötürü İstiklâl madalyasına lâyık görülen Hamit Bey’in şu sözleri, İstiklâl Savaşının yaşanmadığını düşünen, Türk’e fedakârlığı, vefakârlığı ve kahramanlığı yakıştıramayan malûm çevrelere ulaşacak önemli bir mesajdır: “İstiklâl Harbi palavra ile değil; fedakârlık, vefakârlık, kahramanlık ve ölmekle kazanılmıştır.” (s.149)

Yalın bir dille kaleme alınmış bu eser, yakın tarihimizi anlamak noktasında yardımcı kaynaklar arasında görülebilir. Yüz yıl öncesine damga vuran savaşların nasıl kaybedildiği ve kazanıldığı konusunda bilinçlenmek için, Kadıköylü Hamit Bey’in anılarından özellikle gençlerin faydalanması gerektiğine inanıyorum.

* Bilgisayar Programcılığı / İstatistik Lisans Mezunu, İÜ AUZEF Tarih Lisans Öğrencisi, omerkarabayir@windowslive.com

Levent ALPAT

Yayına Hazırlayanlar: Ahmet MEHMETEFENDİOĞLU & Ozan ARSLAN

Şenocak Yayıncılık, İzmir, 1. Baskı, Şubat 2010, 207 Sayfa, ISBN: 978-605-5615-08-6

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR